3 Mayıs 2011 Salı

Kişniş. Iyk!


Dün diyet havalarında, bir yandan bugüne yetişecek projenin bir kısmını yapmama yarayacak koca bir yazılımın inmesini beklerken, yemek tariflerine bakıyordum bilgisayardan. Quesadilla, burrito falan derken dedim ki Meksika'dan gideyim. Renkli biberli, kırmızı fasulyeli, kimyonlu yemeğimden yapayım, üzerine de çedar peyniri rendeleyeyim. Ağzım bir sulandı bir sulandı - sonra, aniden, kişniş istedi canım!

Daha önce bir sefer, yapacağım bir yemeğin tarifinde kişniş vardı. Zaten hep yabancı sitelerden ve kitaplardan yemek bulduğum için tariflerin herhalde yarısında kişniş var: kişniş ekleyin, kişniş doğrayın, oh bir avuç kişniş katın, yetmedi üstüne de süs olarak kişniş serpin falan (bilhassa bu Amerikalılarla İngilizler, bayılıyorlar kişnişe. Ready Steady Cook'ta devamlı "coriander" der dururlardı). İlk sefer bir heves kişniş almaya kalkmıştım. Allah'tan satın almadan önce kişniş kabını açıp içinden bir tanecik, bir sap falan değil bir kişnişçik yemiştim ve o dakikada herhalde kendimden geçmiştim. Böyle rezil, böyle korkunç bir şey olamazdı! Halbuki nasıl da benziyordu cânım maydanoza! Maydanoza bu kadar benzeyen bir şeyin tadı nasıl böyle başka, böyle acayip, böyle tuhaf, böyle tarifsiz fena olabilirdi!

İyi ki ağzıma atmıştım o feci kişnişi. Aman canım, maydanoza pek benziyor nasılsa, deyip yemeğime tarifteki gibi avuçla koysam kim bilir halim ne olurdu! O bir tek kişnişçiğin tadı uzun süre gitmedi ağzımdan; ama nasıl olduysa işte, dün öyle tariflere bakarken, kişnişin daha başka, o asıl sevdiğin, hayalimde canlandırdığım tadı geldi aklıma. Chipotle'nin dürümlerindeki pilava konulan, fajitaların yanındaki salsa sostan azıcık süzülen kişnişe kaydı aklım! Yani sanki o öbür bir kişniş falan olmalıydı, bir şekilde hale yola giriyor olmalıydı bu kişniş! Hadi yine bir heveslendim - üzerinden zaman geçmiş tabi unutmuşum ilk korkunç kişniş denememi. Yine pür heves gittim Macrocenter'a, çekilin beyler kişniş alacağım!

Kişnişlerimi aldım, bir paket yetmez şekerim ben iki paket kişniş aldım. Saat olmuş dokuz, ama pes etmek yok! Önce kırmızı soğan doğradım, sonra domates, sonra biber - salsa sosu yapıyorum canım. Ondan sonra özenle kişniş paketini açtım. Daha açar açmaz rezil rüsva bir koku mutfağı sardı. Yok dedim, kesip salatayla karıştırınca çok güzel olacak. Şimdi bir tuhaf geldi ama güzel olacak, güzel. Hatırlamaya çalıştım restoranlarda damağıma çalınan tadı. Şöyle 3-4 sap aldım anca, kendime de kızdım iki pakete ne gerek vardı diye. Maşallah pek güçlüydü besbelli, 5-6 sap 5-6 gün yeteceğe benziyordu. Bundan nasıl avuçla yemeğe katıldığına şaştım ama ümidi elden bırakmayarak doğramaya başladım.

Doğrarken artık kokudan sarhoş olmuş gibiydim. Olabildiğince kısa sürede, artık ne olacaksa olsun diye düşünerek kişinişi soğan-domates-biberin üzerine ekledim. Karıştırdım. Karıştırırken iyice acayip kokular çıkmaya başladı (şu an yine burnuma geldi sanki), ama pes etmedim! Cesaretimi topladım, derin bir nefes aldım ve bir kaşık attım ağzıma.

Pek sevimli görünüyorlar, değil mi? Aldanmayın!..

Aman tanrım! Böyle bir şey o-la-maz! Beş yaşında yuvaya giderken, öyle çok yemek seçen bir çocuk olmadığım halde, öğle yemeklerinde çılbır verildiği günler annem beni öğlen alır götürürdü. Çılbırın ç'sini duysam midem kalkardı - burada bahsettiğim mide kalkması, iğrendirmek istemem ama cidden midenin ayağa kalkmasıdır, hani o çocuk öğürmesi olur ya bir anda böyle fena olursunuz, aynen o işte. Ve inanın, çok samimi söylüyorum, beş yaşından beri yüreğimde yaradır ya o çılbır, dünkü kişnişin üzerine getirin bir kazan, nasıl yerim! Vallahi yerim! Ben böyle şey ömrümde tatmadım! Bu nasıl bir şey! Nasıl korkunç bir şey!

Hiç acımadım, ki geçenlerde bir yemek yapacaktım ve porsiyon başına 3 zeytinden 15 zeytine ihtiyacım vardı, ziyan olan yemek canımı öyle yakar ki zeytinlerin fazlasını aldığım gün markete götürüp iade ettim, bunlar ziyan olmasın, dayanamıyorum dedim de marketteki adam benim için kesin üşütük demiştir. Yaa işte iki zeytinin hesabını yapan ben, koca bir salatayı olduğu gibi çöpe attım, açılmış açılmamış bütün kişnişleri hemen arkalarından boşalttım. Fakat henüz kişnişten kurtulamamıştım. Yeni ve kişnişsiz bir salata yaptım ama sanki soğan-domates-biber üçlüsü kişnişten ayrılamıyordu artık, üçünü birlikte yedim mi ağzıma o kişnişli tat geliyordu. Elim mahkum, ikinci salatayı da çöpe döktüm! Ellerim acayip kişniş kokuyordu. Setin üstünde nereye değmişse o kişniş, leş gibi kokutmuştu oraları! Ağzımdan da kişnişin tadı gitmiyordu, bütün iştahım kaçtı oysa karnım çok açtı!

Paşa paşa bir salata ve omlet yaptım kendime. O kadar midem kalkmıştı ki oturup yemek falan pişirmeme olanak yoktu artık. Korkunç, pek korkunç, kelimenin tam anlamıyla korkunç, tek kelimeyle korkunç, çok, çok korkunç bir şeydi bu kişniş ve Chipotle'de, salsa soslarda ve enchiladaların yanında falan nasıl ne şekilde getirildiği artık beni ilgilendirmiyordu. Ben, bizzat kendim, kişnişi yemeklerde kat-iyen kullanmayacaktım!

Kişniş kokusunun ellerimden gitmesi sanıyorum 3-4 sabunlama ve 2 kere toplu bulaşık yıkamamdan sonra anca gerçekleşir gibi oldu. Ağzımdan tadının gitmesi ise yemekten sonrasına kaldı. Anneme anlattım, "Nereden icat ettin ki bu kişnişi?" dedi. Serkan'a anlattım bugün, "İyi de, sen de nereden icat ettin ki bu kişnişi?" dedi. Dün Murat Hoca'ya "Hiç de sevmem ama canım çok kişniş çekti!" demiştim de "Ben bayılırım!" demişti. Evet. Ben de sahiden bayılıyordum.

Hayır, kesin bir iş var bu işte. Acaba kurutulmuş kişniş falan mı koyuyorlar bu Meksika yemeklerine? Of bilmiyorum, bilmek de istemiyorum. Kişniş maceram burada sonlandı. Sahi nereden icat ettim ki ben bu kişnişi? Öyle havalara girip, ah şekerim bu akşam da kişnişli salsa yapacağım, falan diye kendi kendime hülyalara dalarsam olacağı bu. Bilemedim en baştan bir yumurta kırıp içine domates peynir atmasını. Gözüm yükseklerde şekerim, ah, ah.

2 yorum:

ratatouille dedi ki...

O nasil bir anlatim, nasil ifade. Ki normalde ekrandan uzun uzadiya blog, makale..vs okuyamam. Bi solukta bitti.

Nerden denk geldim? Televizyonda bir doktorculuk programinda, cok bilmiş bi ablamiz 5 baharati karistirip mucizevi bir karisim elde etmisti. Icinde kimyon, pulbiber, kişniş, zerdeçal ve zencefil vardi. Bu arada zerdeçal ve zencefil nasil da son 2 senede populer oldu, ellerden ve dillerden dusmuyor bi turlu. Yahu bu baharatciklar 5milyon küsur senedir yok mu dunyada. Bize mi yeni geldi de tatlidan tuzluya, salatadan borege herbiseye katar olduk?

Kisnis diye memlekette kucuk uzume derler bizim. Pilava katariz. Ama televizyonda gordugum tohum gibiydi. Susam renginde ve seklinde ama boyu keten tohumu kadar ve daha tombulca. Babama siparis ettim getirsin diye ama o da anlamadi seklini. Uzum sandi tabi. Ben de teyid edeyim diye netten kişniş ararken sizin maydonoz gorunumlu kişniş kabusunuzun hikayesine rast geldim.

Elinize saglik. Ne guzel tatli tatli ve samimi yazmissiniz oyle.

pın dedi ki...

Ah, çok teşekkür ederim - hem güzel sözleriniz, hem de düşüncelerinizi paylaştığınız için. İnanın yazdıklarınızı okur okumaz yüzüm aydınlandı. Siz böyle "tatlı ve samimi" dedikçe yazmanın keyfi katlanıyor.