Bugün bütün gün seni düşündüm. Neden bilmem, hayır neden bilirim aslında, düşününce bildiğim pek çok neden çıkarabilirim, ne zaman dara düşsem, korksam, şüpheye düşsem hayatıma giren yenilerle ilgili, eskilerde tutunacak bir dal arasam sen gelirsin aklıma. Beni düşünen kimsenin aklına sen gelmezsin. Senin aklına ben asla senin benim aklıma geldiğin gibi gelmem. Ama senin ya da kimsenin düşünüp çıkaramayacağı şekilde, sen benim habire aklıma düşersin.
Başkaları için bu şekilde var olmuş musundur, hiç bilmem. Benim için var olduğun gibi kendin için de var olmamışsındır benim yanımda değilken. Nasıl da iddia etmek isterim, benim yanımda iken, benim için var olduğun gibi var oldun kendi içinde de, diye. Evimden çıkıp sokağa karıştıktan sonra sabahı eder etmez, bana ait bir ceket gibi, günün sıcağında yanına yük etmek istemez gibi, bir daha ne zaman bana teslim edeceğini bilemediğin gibi üstünden çıkarıp atmışsındır o kimliği, olur ya. Irgalamaz beni.
Burada değilken ne yaptığın ırgalamaz, kiminle olduğun, ne konuştuğun, ne düşündüğün. Burada değilken kim olduğunu nereden bileceğim, dahası neden bileceğim. Hangisi gerçek diye sorduklarında yanıtlamak için mi, yo; gerçek, benim yaşadığımdır. Yazık ki bir de zaman var, o zaman gerçek olanı bu zaman gerçek kılmaya yetmiyor ve elimizde eski gerçeklerimizin doğurduğu birtakım hislerle yaşamak durumunda kalıyoruz. Bu nedenle yazmaya koyuluyoruz. Yazıyoruz ki geçmişin gerçekleri boğazımızdan çıksın, kalbimizi sıkıştıran onca şey beyaz üstüne siyah boyasın, dağılsın, dönüşsün, anlatsın da rahatlatsın diye.
Birini sevmek ne başka şey, hele ki birini hiçbir şey konuşmadan sevmek ve hatta uzun uzun görüşmeden sevmek, öyle herkesin yaptığı şekilde tanışmadan, tanımadan sevmek, herkesin tanıdığından başka bir adam sevmek. Hiç konuşmadan sevmek burnumu sızlatıyor.
Hiç konuşmadan sevdiğim için hiç konuşmadan anlaşıldığımı düşünegeldim, hiç yargılanmadan.
Hiç konuşmadan sevince hiç konuşmadan uyunuyor. Hiç konuşmadığım sırada uykuma yenik düşmeden az evvel hiçbir şey söylememeyi sürdürerek yanımdaki yüzü seyrettim. Fazla uzatmadan uykuya daldım. Hiç konuşmadan severken uyku arasında hiç beklenmedik eller buluşuyor, hiç konuşmayan adam nasıl el tutar diye düşündürüyor uykuda, hem uyur hem düşünürken el tutmak ve konuşmamak üstelik, paha biçilemez bir uyku adeta.
İçim sızlıyor bu akşam. Defalarca konuşmadığım bir adama adanmış aşk için. Ne zaman rahatlasam, koyversem, yahut üzülsem, sevinsem, sertleştirdiğim bedenim biraz yumuşayıp asıl bana dair olanları yaşatmaya başladığı vakit, bir yerlerden çıkıp beni bulacakmışsın gibi. Tam öyle anlarda bana olmak istediğim insanı bilir ve yaşatırmışsın gibi, konuşmadan.
Herkes konuşuyor. Kimse senin gibi değil, kimse susmuyor. Sırf konuşmadığın için o kadar benimsin, ben de o kadar senindim ki. Hala senin değilim, konuşmam icap ediyor. Sen ise hala benimsin, aylar öncesinde konuşmadan oturduğumuz gibi kalmışsın içimde, evimde. Seninle konuşmamak-mamak beni ne büyük özlemlerle sıkıştırıyor, bilemezsin.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder