Pencereden baktığımda havanın soğuk olduğu hissine kapılıyorum bugün. Camı açtım demin, sıcacıkmış meğer. Bizim kaloriferleri yakmıyorlar artık, dışardan daha soğuk odamız. Burnuşum üşüyor sürekli, kahveyi ağzımla ikisine birden içiriyorum çoğu zaman.

Bugünün pazar olması nedeniyle omletlerimizi arkadaşım patatesle şenlendirdik. Kahvaltıyı ben hazırladım, patatesleri Meltem gitti aldı. Bu haftasonu çok zevkliydi; ama işte yine suçluluk hissediyorum bu sefer, neyse bunun nedeni var. Projede ilerlemem ve salı günkü motor sınavıma acilen çalışmam gerek, oysa ben manikür yapmak, yazı yazmak, kitap okumak, film izlemek istiyorum. Olsun annem dedi şimdi yazın çok çalışacağın için sen bundan sonra bol bol yat ki çalışmayı özleyesin diye, anne sözü dinliyorum işte daha?
Hem neden ki canım, dün labda yarım saatte 3'e 3'lük bir matrixi tridiagonal forma getirdim. Az daha zorlasam Nobel alabilirim yani.
Cuma sabahı tabii o 15-20 dakikalık bir jimnastik falan yalan oldu, ama kahvaltı güzel oldu. Yedikten hemen sonra güneye gittik, çok tatlı minimini bir kediş geldi yanımıza oyun moyun oynadık. Quizin ve dersin bitiminde Meltem'le Bebek'e indik. Emirgan'a gitmeyi teklif etmiştim güneydeyken, arabayla gitmekti niyetimiz ama yürürken bulduk kendimizi sahilde. Gidebildiğimiz yere kadar gidelim diye kararlaştırdık, Emirgan'a kadar da gidebildik. Yürüyerek gitmek bir anda yumurtadan çıkar gibi olmuştu. Hava öyle güzeldi ki attığım adımları hissetmedim bile. Sağlı sollu sıralanmış öyle güzel evler vardı ki sürekli gözlerimiz yukarılarda, kafamızı çevire çevire ilerledik. Arada durduk, ikimiz birden fotoğraflar çektik. Tarihi Çınaraltı Çay Bahçesi'ne oturduk, biraz yorulmuştuk. Ben acıkmadım sanıyordum, halbuki iki zifir çayın ardından taksiye bindiğimizde midem öylesine bulandı ki epey acıkmış olduğumun ayırdına acı bir tecrübe sonrası varabildim.

Akşam yemeğimizi Kanyon Sosa'da yedik. Taze fesleğenli patates püresine bayıldık, kendimiz de bunu denemeye karar verdik. Çok hafif ve doyurucu bir yemekti, her lokmasından memnun kaldım ki benim bu memnuniyeti yaşamam epey zordur. Bir dahakine de az yağlı köftelerinden denemeyi düşünüyoruz. Kanyon'a gitmek çok iyi oldu, içerisi cıvıl cıvıldı. Aslında alışveriş merkezlerinde yemek yemekten hoşlanmam, dışarı yemeğe gidiliyorsa adam gibi bir yere gitmeyi tercih ederim; ama Kanyon öyle değildi. Daha önce yemek katından çok geçmişliğim vardı tabii, ancak herhalde hiç alıcı gözüyle bakmamıştım. Bu sefer tek bir mekanda bulunamayacak, aksine tam da öyle bir "yemekler sokağı"ndan taşabilecek bir coşku vardı ve benim içimdeki karamsarlığı açmaya birebirdi. Nereden geldi oturdu bu karamsarlık bilemiyorum, bahar yorgunluğu vuruyor herhalde sezdirmeden. Emirgan'a yürüyüşümüz de bu duygulardan kurtulabilmekten ileri geliyordu, ikimiz de kıpır kıpır değildik ve canımız pek de bir şey yapmak istemiyordu, ama bir şey yapmadığımız halde daha fena olacağımızı da anlamıştık. Yürüyüp açılalım istedik. Epey bir açıldık cuma günü, düşünüyorum da illa çok heyecanlı, çok güldüğümüz bir gün geçirmemiz gerekmiyor, ya da içimizin huzurla dolduğunu boğazımıza kadar hissetmemize lüzum yok. Daha ne kadar güzel olabilir ki?

Dün sabah biraz ağaç ev, biraz stres. İnsanları tanımak üzerine bir bilinç akışı, ardından laba gidip yılın buluşunu(!) gerçekleştirme çabalarım ve Asmalı Mescit. Parantez'de yer bulamazsak orada oturmayız diyordum, bir tane masacık kalmıştı ve o masacığa oturduk beş kişi. Böyle Asmalı Mescit de Asmalı Mescit diye tutturmuştum uzun zamandır, masamız o önceden oturduğumuz yerde olsa her şey daha güzel olabilirdi. Minicik bir yuvarlağın etrafına toplanmak zorunda kalmıştık, bazen bazılarımızın içi geçiyor, yüzleri ifadesizleşiyordu. Herkeste bahar yorgunluğu var galiba. Belirli bir sıkıntı yok sanki, ama belki küçük sıkıntılar arada sırada içten ziyarete geliyorlar ve biz ne olduklarını çözemeden yerlerini yeni misafirlere bırakıyorlar, ondan asılıyor yüzümüz. Sınavdı şuydu buydu derken daha önce yaşanmış bazı coşkular her dakika yanımızda olmuyor. Varsın olmasın, Parantez'e gidip Mastika içtik mi, içtik! Duvarlardaki sarmaşıkları, rengarenk sokakları, kenarlara serpiştirilmiş masaları gördük, bir müzikten diğerine yavaş yavaş ilerledik.
Ay sonra Araf'a gittik, gitmez olaydık. Hiç böyle görmemiştim orayı, tamam izbe bir yer biliyoruz ama müzikleri çok güzel oluyordu da ondan gidiyorduk. Bu sefer millet güzel havayı bulunca atmış kendini dışarı, sıkış tepiş olmuş içersi. Müzik desen rezalet mi diyeyim felaket mi, Diğcey Bey'e gittim ne iş diye, "Bögön öylö çölmök östömöyöröm!" dedi, zaten Kaptan Mağara Adamı gibi bir şeydi, kıl tüy yünden oluşan bir şey.
Çıkışta ben vay efendim neden çıktık diye surat yapmışım (sanki çok eğleniyordum o müzikte). Baran'ın "Ablacım ben seni şimdi eğlendircem!" diyerek beni kucağına alıp fırıl fırıl çevirmesi o suratım geçsin diyeymiş. Bööyle İstiklal'de ben dönmeye ve gülmeye başladım, ay çok güzeldiii :D
Yaa, bugün de miskinlik günü. Sabahtan beri öyle koltuk sefası, bilgisayar sefası, blog sevdası geçiyor zamanım. Hiç de bir şey çalışmak istemiyor canım, bana ne. Kendimi yaza saklıyorum ben, Amerika'da çok pis atağa geçeceğim. Tatile de 6 gün kalmış, inanasım gelmiyor. Daha terziye gitmem ve -kesin bir şeyler eksik çıkar- alışverişe gitmem gerek. Vize başvurusu yapmam gerek, yoksa kendimi yaza saklar saklar yazın da işsiz güçsüz kalıveririm, akıllara zarar olurum.
28. İstanbul Film Festivali noktalandı ve bu sene beni çok fena üzdü. Ozan'la ilk filmimize giderken Taksim'de iki genç etekleri çekmiş gayda çalıyorlardı.

Ve Meltem'le ben, Emirgan'da fotoğraflı gezi ile Asmalı Mescit maddelerinin üzerlerini kırmızıyla çizdik!



2 yorum:
maddelerinizde o fotoğrafını çektiğiniz muhteşem Küçüksu Kasrı'nı da gezmek varsa size rehber olabilirim, hatta ufak bir ücret karşılığında uzun bir anadolu sahili yürüyüşü yaptırabilirim size =)
süper olur bence!
Yorum Gönder