<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445</id><updated>2012-02-09T15:57:39.967+02:00</updated><title type='text'>yolboyu kadar</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>237</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-6719468959869450144</id><published>2012-02-05T17:41:00.001+02:00</published><updated>2012-02-05T17:41:48.021+02:00</updated><title type='text'>Pepe</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ne kadar çok kar yağdı! Benim de rutinlerim biraz değişti tabi, ama kaç zamandır yağan şahane karı yaşaması çok güzeldi. Kardan adam yapmadım, çıkıp kar topu oynamadım; ama seyrettim. Sokak lambalarına baktım sürekli. İlk karda elimde bir ton kitap ve bilgisayarla hazırlıksız yakalanmış olarak okuldan eve yürüdüm. Çetin bir yürüyüştü ama uzun, çok uzun zamandır yapmadığım, farkında olmadan hasret kaldığım bir yolu alırken buldum kendimi. Kıkır kıkır güldüm kayıp düşmemeye çalışırken.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Birkaç gün önce, sabah bastırmıştı kar. Sırtımda çantamla spora giderken sitenin içinde, üzerinde kardan toplar asılı bir ağaç gördüm! Ne ağacı olduğunu uzun bir süre çıkaramadım. Kardan top ağacıydı bu. Telefonda annem "At kestanesi ağacı olabilir," dedi. Minik dikenler gördüm yakından bakınca. O kadar şahane bir görüntüydü ki dönüşte ne yapıp edip fotoğrafını çekmek istedim; ama döndüğümde kar durmuş, kar topcukları kaybolmuştu. Olsun. Karlı bir Pepe ağacıydı gördüğüm.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-o8bY_9usv3s/Ty6h-BKvjgI/AAAAAAAACh8/y_6povq2ZdA/s1600/pepe.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-o8bY_9usv3s/Ty6h-BKvjgI/AAAAAAAACh8/y_6povq2ZdA/s200/pepe.jpg" width="145" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Pepe, benim çok tatlı bir dostum. İlkokulda, 3. sınıftan itibaren okuldan gelişimle annemlerin işten dönüşü arasındaki süreyi bakıcısız geçirmeye başladım, fakat sanıyorum henüz tüm günü bir başıma çıkarmam düşüncesi ailemin aklına pek yatmıyordu. Bu yüzden o sene bir iki dönem yaz okuluna gittim tatilde. Sabahları tenis oynuyor, öğlen yemeğinden sonra üniversitenin yurtlarında iki saat dinleniyor, ardından her öğleden sonra başka bir aktiviteye katılıyorduk. İlk başta hiç istememiştim yaz okuluna gitmeyi ya, sonradan çok keyif aldım.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kortların önünde at kestanesi ağaçları vardı. Bir gün kendimi yalnız hissetmiş olacağım herhalde, sapı da boynundan aşağı gelip gövdesini oluşturan bir at kestanesi dalı aldım, yerden olmalı. Yemyeşil bir at kestanesi, orta boylu. Bir kalemle iki göz, bir de gülümseyen ağız oydum üzerine. Burnu ve saçları için dikenleri hazırdı. Hemen bir isim buldum ve adını "Pepe" koydum. Akşam eve gelince yeşil kartondan iki kol, iki de bacak yaptım Pepe'ye. O günden sonra kendimi ne zaman yalnız hissetsem Pepe'ye koştum. İçi astarlı, kalp şeklinde minik bir çikolata kutusunu ona ev yaptım, dergilerden kestiğim bir iki çerçeveyi ve duvar apliklerini evine astım, ortaya da bir kilimle masa uydurdum.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çok uzun seneler Pepe'nin evi çekmecemdeydi hep. Kısa bir süre sonra Pepe kararıp kahverengi oldu, ama yüzündeki gülümseme ve gözlerindeki sıcacık bakış hiç kaybolmadı. Büyüyüp koca kız olduğumda, nasıl oldu bilmiyorum ama annemin gereksiz her şeyden kurtulmak prensibine yenik düştü Pepe. Ben de itiraz etmemiş olacağım, çünkü bana sorulmadan atılacak şey değildi Pepe. Kıyameti koparacağım aşikardı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Günü geldiğinde Pepe'siz devam etmeye hazırdım demek. İçimde hiçbir pişmanlık olmadan, gittiği günü bile hafızama kazımadan ayrıldım Pepe'den. Onsuz yaşamak beni hüzünlendirmiyor. Birbirimizi ne kadar zamanında, ne kadar da olması gerektiği gibi bırakmışız demek.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Pepe hala dostum benim. Minik ellerinden tutup onunla konuşmuyorum, Pepe'yi sağa sola hareket ettirmiyorum; ama Pepe'm var benim. İyi ki var Pepe'm!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-6719468959869450144?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/6719468959869450144/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=6719468959869450144' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/6719468959869450144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/6719468959869450144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2012/02/pepe.html' title='Pepe'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-o8bY_9usv3s/Ty6h-BKvjgI/AAAAAAAACh8/y_6povq2ZdA/s72-c/pepe.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-2643623221891109235</id><published>2012-01-28T21:12:00.002+02:00</published><updated>2012-01-28T21:53:35.112+02:00</updated><title type='text'>Arabesk</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-r6YSaDqR9cI/TyRQFMtILpI/AAAAAAAAChM/7p9Ry2hjZtE/s1600/stock-illustration-12739221-tv.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/-r6YSaDqR9cI/TyRQFMtILpI/AAAAAAAAChM/7p9Ry2hjZtE/s200/stock-illustration-12739221-tv.jpg" width="181" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Birazdan "The Hours" filmini izlemeye oturacağım. Biliyor musunuz, Türk yapımı çoğu şeye alerjim var benim. İki Türk filmi bekliyor şuracıkta izleyeyim diye, ikisini de izleyemiyorum. Türk kültürüyle mi desem, Türk bakış açısı yahut mantalitesiyle mi desem, harmanlanmış bir şeyin içinde mutlaka bir olmamışlık, bir zorlama, hep isyan ettiğim halde yansıtılmaktan hiç vazgeçilmeyen geleneksel, acıklı, değersiz ögeler bulunuyor. Neden sürekli boyumuzdan büyük işlere kalkışıyoruz, anlamıyorum. Bizi aşan bir şeyler yapacaksak koyalım şapkamızı önümüze, bu iş nasıl yapılır diye antrenmana çıkalım ve ondan sonra yapalım madem. Yok. Bu derme çatmalıktan içim bayılıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şu televizyoncağızda on dört kanal belirledim kendime, hepsi de belgesel yahut gezi yayınları yapan kanallar ile film kanalları. Üç hafta kadar önce cuma gecesi, şu çok çok gözetmenlik yapmaktan gözlerimin yorulduğu akşam kendi kanallarımdan dışarı çıkıp bir gezineyim dedim ve günlerdir sporda üzerine yazılmış &lt;i&gt;geldi geliyor &lt;/i&gt;yazılarını okuyageldiğim "Son" dizisine rastladım. O kadar okuduk, bari bir takılayım dedim, tam da başlangıcına yetişmişim. İlk bölümü başından sonuna kadar izledim. Arada bir giren ve tabii ki damağımızda arabesk tatlar bırakan gıy gıy müzik haricinde, eh fena da sayılmazdı hani. Neh.ir Erdoğ.an'ın ipincecik bacaklarına, muhteşem giysilerine ve upuzun saçlarına bakmaktan hiç, hiç alamadım kendimi. Açıkçası dizinin son sahnesi baya etkileyici geldi bana, hani birtakım olaylar oluyor, ortada bir senaryo var düşünceleri geldi yerleşti kafama. Belki, dedim, o kadar da önyargılı olmamalıyım, ha? Belki de gerçekten yirmi beş bölüm için emek verdiler, güzel bir şekilde birbirine bağlanacak bir dolu hikaye yarattılar?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İkinci bölümü, evet, bekledim. Yalnız bu arada dizinin o sürekli çalan gerilimli müziği iki üç gün yakamı bırakmadı ve beni bir Kurt.lar Vad.i.si havasına soktu. Günlük hayatımda müzik kulaklarımda sürdükçe kendimi herkesin birbirine yalan söylediği, yakın çekimde uzun uzun birbirine baktığı bir entrikalar diyarında hissedip hafif depresif bir ruh haline bürünmekten alamadım, o kadar ciddi!&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-z7zOFsOlFFQ/TyRQDcniG_I/AAAAAAAACg8/YbqsqqKq3Kk/s1600/stock-illustration-16430206-sad-boy-holding-a-drooping-flower.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/-z7zOFsOlFFQ/TyRQDcniG_I/AAAAAAAACg8/YbqsqqKq3Kk/s200/stock-illustration-16430206-sad-boy-holding-a-drooping-flower.jpg" width="166" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tanrım bir gün de bir konuya sadık kalabileyim, ama ne yaparsınız ki çağrışımlar insanıyım. Şimdi bu müzik konusunda ne kadar hassas olduğuma örneklerle değinmek durumundayım. Yakın zamanda Ankara'da bir sabah, spordan dönmüşüm ve kahvaltı hazırlıyorum. Mutfakta yedi yirmi dört hizmet veren radyomuz açık, Ankara radyomuz Max FM yerine başka bir kanal dinlemekteyiz ve bu kanal genellikle klasik, bazen biraz rock, nadiren de nostaljik Türkçe şarkılar çalmakta. Biz de o nostalji yelpazesine denk gelivermişiz, bir adam söylüyor. Annem böyle müzikleri pek sevmemekle beraber, çalan şarkıya kapılmak ve "Ah, Alpay'ım!" demekle yükümlü; zira iş artık sevgi ya da tercih meselesinden çıkıp ona gençliğini anımsatan notaların büyüsüne dönüşmüş. Ben güya çalan müziğe dikkat etmiyorum, tamam sevmiyorum ama o kadar da katlanılmaz, o kadar da kötü değil sanki. Beynimle kulaklarım arasındaki iletişimde bir tıkanıklık var gibi, duyuyorum ama yorumlamıyorum. Fakat kahvaltımı hazırladığım sırada içim bir sıkılsın. Tabağa bakıyorum, hiç de aç değilim. O kadar hazırlamışım. Ne kadar da iç sıkıcı bir gün. Bir lokma yiyesim yok. Ah, neden her şey bu kadar karanlık? Derkeen, "Anne ne dinliyoruz biz Allah aşkına?!" deyip anında radyoyu değiştirdim. Elim radyonun düğmesinden kalkar kalmaz da "Oh be!" diye bağırdım. Dağlar kalktı üzerimden! Gün yine ışımaya başladı, kahvaltı tabağım pırıl pırıl, silinip süpürülmeyi bekler oldu! Annem de, "Ay hakikaten, neydi o öyle?" dedi. Yani tamam, Alpay'ı falan da, bir yere kadar yani!&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-alLmLgo2OWw/TyRQCRCputI/AAAAAAAACgo/c8y4Wcg-5-E/s1600/stock-illustration-18760379-girl-with-headphones.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="170" src="http://1.bp.blogspot.com/-alLmLgo2OWw/TyRQCRCputI/AAAAAAAACgo/c8y4Wcg-5-E/s200/stock-illustration-18760379-girl-with-headphones.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Dinleyemiyorum işte. Hele sporda, alın bir dedikodu daha yapacağım. Şimdi spor yaparken böyle hareketli, enerjik şarkılar çalmalı değil mi. Çalıyor nitekim. Bence sporda en ideali çok fazla söz içermeyen şarkıların çalması. Aslında bu fikrimde çok da ısrarcı değilim, ama kabul edilebilir bir teori. Yine de sözlü şarkıların çok bir kötü etkisi yok; fakat sözler bizim dilimizde ol-ma-ma-lı. Hadi diyelim Türkçe olageldi, hiç değilse "Tuttu fırlattı kalbimiiiieee" gibi bir şey olmalı ki canımızı sıkmasın, bizi düşüncelere sevk etmesin. Spor yaparken insan güzel şeyler düşünmeli. Benim Türkçe müzikle ilgili bir savım vardır, bilmeyenlerinize tekrar buradan açıklayayım. Ana dilim gibi İngilizce bilmeme ve kendimi gün içinde pek çok şeyi İngilizce düşünürken bulmama rağmen, İngilizce bir şarkıda ne kadar acıklı yahut saçma sözcük olursa olsun fazla etkilenmem. Düşününce o kadar saçma sözleri var ki bu şarkıların! Bir ara "herkes birleşsin, çiçek olalım, kardeş olalım" falan gibi sözler çok modaydı. Yine İngilizce şarkılarda da, tıpkı Türkçe'de olduğu gibi senin için ölürümler, gözlerin şöyle kaşların böyleler, neden bıraktın gittin gibi serzenişler de çok tabi. Fakat bunlar sahiden bir Türkçe olmayagörsün, benim yüreğime oturuveriyorlar! Birisi çıkıp da üzerine basa basa "Ölürüm!" dedi mi içim sıkışıyor, canım çok sıkılıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-eH6dVdUBkT0/TyRQGTlOZRI/AAAAAAAAChY/VBHJQ7xSdEA/s1600/stock-illustration-12884220-crying-small-baby-girl.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="166" src="http://1.bp.blogspot.com/-eH6dVdUBkT0/TyRQGTlOZRI/AAAAAAAAChY/VBHJQ7xSdEA/s200/stock-illustration-12884220-crying-small-baby-girl.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sonra biz güzel güzel, hatta haldır huldur spor yapar ve enerjimizi son damlasına kadar harcarken, bir anda Aj.da Pek.kan'ın o arabesk yorumundan "Perişaaaağnım beğğn!" diye bir fıkırtılı remix başlıyor. Böyle yaralı bir yorum, böyle çırpınan bir sesin arkasına iki çıstak verdiler diye şen şakrak mı olunur sanki! Resmen ağlayasım geliyor, gözlerim tavanda yatıp kalkıp mekiğin bin türlüsünü çekerken bir yandan "ümitsiz sevginiiin kurbağğnıyımm beğn" gibi sözler dinlemek son derece elzem olan nefeslerimi kesiyor. Sağıma soluma bakıyorum bir ümit, aman Tanrım herkes de eşlik ediyor maşallah. Azınlıktayım ya sesimi de çıkaramıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Döneyim benim diziye. İkinci bölümü de şöyle böyle izledim, bir yandan internette Amerika'daki hocamla konuşmakta olduğumdan faza dikkat kesilemesem de ikinci bölüm epey bir şeyler oldu sahiden. Yani Türk dizilerinin genelindeki o Rosalinda havası pek sezilmiyordu sanki. Bizim kafamız resmen Brezilya dizisi kafası çünkü. Hınn diye bir efekt olacak, arkasından müzik girecek ve yakın plan surat görüntüleri ekranda uzuun uzun kalacak. Birtakım entrikalar bölümlerce çözümsüz kalacak, karşılaşması gereken karakterler bir evin içinde oradan girip buradan çıkmak suretiyle hayatta on bölümden önce bir araya gelemeyecek. Rosalinda'yı ortaokuldayken izlerdim, yaşım en fazla on dörttü ve epey de ilgiyle izliyordum hani. Bir ara, en az bir iki hafta delirdi bu kızcağız. Bunun bebeğini mi çaldılar ne olduysa, iki koca hafta boyunca yalnızca boş ellerine bakıp, "Bebeğim! Bebeğim nerde! Bebeğimi çaldılar!" dan başka hiçbir şey söylemedi ve resmen içim bayıldı. Diyeceğim, on dört yaş zekasına hitap eden senaryolardır bunlar ve o zeka için bile yer yer sıkıcı olabilirler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Fakat üçüncü bölüm tam bir fiyaskoydu arkadaşlar. Böyle bir rölanti perdesi getirilmiş örtülmüş bütün sahnelerin üzerine. Şimdi bakın, kadının kocası bir uçağa bindi ve uçak düştü derken, adamın uçağa hiç binmediği ortaya çıkıyor. Kız önce tabi ölüm haberi üzerine birkaç gün fenalıklar içinde debelendikten sonra bu sefer yaşayan kocasının nerede olduğu gibi tuhaf bir durumla baş etmek durumunda kalıyor. Ondan sonra, bir sahnede, durup dururken mantosunu giyip &lt;i&gt;çıkır çıkır topuklularını ayaklarına geçirerek&lt;/i&gt; hışımla çıkıyor evinden. Annesi ve kızın yakın arkadaşı, evin kapısından başlayıp ta ilerdeki arabaya varana kadar kıza refakat ederken bir yandan da "Aylin! Aylin nereye! Aylin nereye gidiyorsun!" diye&amp;nbsp;tavuklar gibi&amp;nbsp;çırpınıyorlar. O kadar çok "Aylin! Aylin!" deniyor ki insan "Ulan Aylin bir ağzını aç da cevap ver!" demekten alamıyor kendini! Şimdi bana tek bir örnek gösterin, sahiden böyle bir durumda bir kişi zart diye evden çıkacak da herkes peşinden koşturacak, ama ağzından ne bir kelime alacaklar ne de onu durduracaklar. Böyle saçma şey mi olur!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-It0S_j8EDjc/TyRRoMzvf8I/AAAAAAAAChk/TDtoqSKW9Dc/s1600/7900.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-It0S_j8EDjc/TyRRoMzvf8I/AAAAAAAAChk/TDtoqSKW9Dc/s200/7900.jpg" width="193" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ondan sonra, başka bir kadın var, bir zaman bir kaza mı geçiriyor ne oluyorsa artık orasını bilmiyoruz henüz, hastaneye kaldırılıyor bu kadıncağız. O gece bebeğini düşüyor, rahmini de almak durumunda kalıyorlar. Çok kan kaybediyor, genç bir çocuk da kadına kan verip hayatını kurtarıyor. Seneler sonra kadının kocasıyla hayat kurtaran gariban genç çocuk tekrar karşılaşıyorlar, adam da çocuğu eve yemeğe çağırıyor, hem bizim hanımla da tanışırsın diyor. Bu ikisi akşam gidiyorlar eve, kadına da bir şey demiyor adam, sürprizim var sana, diyor sadece. İçeri girip salona oturuyorlar üçü, adam açıklamayı yapıyor, işte bu adam senin hayatını kurtaran adam diye. Kadın bir buz kessin! Bir sinirlensin, bir essin! Kalkıp içeri gitmesin mi üstüne. Aman bizim adam kadının peşinden, ne oldu diyor tabi. Kadın da diyor ki daha bir gün uyanıp da o günü düşünmediğim olmadı, vay efendim ben bu kadar acılar içindeyken sen tutup bir de o adamı buraya getirmişsin. Bir de üstüne derhal gönder onu bu evden, diyor. Yahu insaf, ne diye bu kadar sömürüyorsunuz ki izleyiciyi. Bakın tamam, çok hassas bir konu bu, anlıyorum. Yani böyle bir tecrübesi olmayan biri olarak, ulan adam senin hayatını kurtarmış, daha ne, diyebilirim ama hadi onu da demiyorum. Yine de öyle acıklı bir şeyler yapıyorlar ki durup dururken, hayır gereksiz yani şimdi ne diye böyle sahneler çekiliyor onu anlamıyorum ben. Ha bunun arkasından başka bir şey çıkarsa bilemem, neticede kadının neden kaza geçirdiğini bilmiyoruz. Belki de bu genç çocukla baştan bir ilgisi var falan diyeceğim ama hiç, hiç sanmıyorum. Anlayışımıza uygun, her şeye mutlaka avuç avuç dram serpelim yaklaşımının bir parçası sadece.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Peki bu senaristler afedersiniz hiç mi yabancı dizi izlemiyorlar yahu? Hiç bakmıyorlar mı olay örgüsü nedir, bir şey nasıl başlar ve başlayan şeyler kısa sürede nasıl akıllıca ve izleyiciye keyif vererek çevrilip sonuçlanır? Bütün yabancı dizileri genelliyor değilim, ama takip ettiğim ve beni çoğunlukla hayal kırıklığına uğratmayan onlarca senaryo var. Bunların onda birini görsek şu dizilerde, çok mu imkansız yani! Bu Aylin'in oğlu mesela, babası ortadan kaybolunca çocuk konuşmayı kesti; fakat annesine de feci tavırlı. Sanırsın kadın gitti de babasını ortadan kaldırdı bunun. Yüzüne bir Küçük Emrah ifadesi oturtmuş, arabasını sürüyor da sürüyor. Başka da bir şey yapmıyor. Yahu madem çocuk kendinden geçti, al o zaman bir pedagoga götür! Yok! Çocuk öyle mahmur ve nefret içinde oturacak, biz de böyle saçma sahneleri dakikalarca izleyeceğiz!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Of, daha neler anlatabilirim ama hatırımda kalanlar bunlar. Geri kalanı, dizinin kemiğiyle uzaktan yakından ilişkisi bulunmayan bir dolu eften püften sahneler silsilesi; o kadar ki az önce bahsi geçen "dizinin kemiği" olgusu yavaş yavaş eriyip ortadan yok oluyor. Bir arkadaşım zamanında senaryo yazarlığı yapmış. Yurt dışında bir senaryo seneler içerisinde yazılıp geliştiriliyor, bizdeyse ortaya yalnız "bir köyde geçecek, bir kızla şehirden gelen bir adam olacak" diye bir fikrin ortaya atılması kral oyuncuların bulunup dizinin başlamasına yetiyormuş; o kadar ki senaryo çekim günü tamamlanıyor, iki günde hazırlanıp, "Motor!" sesini bekleyen oyunculara yetiştiriliyormuş. Belli zaten!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Of of, üzülüyorum yahu. Sahiden üzülüyorum işte. Yazık değil mi milletimize yani!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Oh, onun için sevgili okuyucu, ben şimdi yabancı bir film izlemeye gidiyorum. Bekleşen ve bir türlü izleyemediğim filmler ise Vavien ve Kosmos. Güzel diyorsanız oturayım onları da seyredeyim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-BpJJ5KH72x4/TyRSFW8ATtI/AAAAAAAACh0/rs_3IEIb3-0/s1600/popcorn_by_kikariz-d36l8iu.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="133" src="http://2.bp.blogspot.com/-BpJJ5KH72x4/TyRSFW8ATtI/AAAAAAAACh0/rs_3IEIb3-0/s200/popcorn_by_kikariz-d36l8iu.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-2643623221891109235?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/2643623221891109235/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=2643623221891109235' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/2643623221891109235'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/2643623221891109235'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2012/01/arabesk.html' title='Arabesk'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-r6YSaDqR9cI/TyRQFMtILpI/AAAAAAAAChM/7p9Ry2hjZtE/s72-c/stock-illustration-12739221-tv.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-5432824519934993914</id><published>2012-01-23T16:44:00.001+02:00</published><updated>2012-01-25T17:01:10.657+02:00</updated><title type='text'>Turşu</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/--DSzD13pbbk/TyAYJE7ChhI/AAAAAAAACgc/JIAhyomZNoo/s1600/stock-illustration-11540429-spy-in-the-bushes.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="183" src="http://1.bp.blogspot.com/--DSzD13pbbk/TyAYJE7ChhI/AAAAAAAACgc/JIAhyomZNoo/s200/stock-illustration-11540429-spy-in-the-bushes.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Şu an labda asistanı olduğum dersin öğrencilerinden birine, mazereti nedeniyle girememiş olduğu final sınavının telafisi süresince gözetmenlik yapıyorum. Dört göz oldum. Arkamdaki bir masaya oturtmuştum, sonra dedim ki, sizden bir ricam var. Şuraya, yan masaya oturabilir misiniz, çünkü böyle arkamdayken ben sizi hiç göremiyorum. Sonra, belli olmaz, şimdi kolunuza bacağınıza bir şeyler yazmış olabilirsiniiiiz, dedim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çocuğun gözetlenecek bir yanı yok zaten. Asıl benim bugün herhangi bir şeyi gözetleyecek halim yok. Dün gece hiç uyumadım. Sabaha kadar. Gecenin dördünü geçe, kodda bir uzaklık değerini negatif hesaplıyor olduğumu fark edip, yılmadan onunla bile uğraştım - kodda hatayı düzeltmesi bir kenara, bulması başlı başına dert, hele o saatte. Kettle bütün gece bir nokta sekiz litreye yakın su kaynattı ve ben sadece iki bardak sıcak içecek tüketmeyi hatırlayabildim. Geri kalan su elektrik içerek buhar olup uçtu. Sonra güneş doğdu ve apartman asansörünün aşağı yukarı inip çıkma sesleri kulağıma gelmeye başladı. İnsanlar uyanıyor ve işe falan gidiyor olmalıydı. Bense geceden yanan ışıkları söndürüp çalışma odamın her tarafına saçtığım kağıtlar ile masamın üzerini kaplayan silgi tozlarının arasında yazmaya devam etmek durumundaydım. Saat 9'a doğru çalışma koltuğumda kafamı arkaya atıp bir süre kapadım gözlerimi. O halde kendimden geçmişim sanıyorum, hatta ağzım açık kalmış bile olabilir. Şimdi beni öyle karikatür gibi bir gören olmasın diye hemen kalkıp yatağa attım kendimi, kırk dakika sonra uyanmak üzere. Ve ondan sonra bir de giyinmek, makyaj yapmak, saç taramak o kadar zor geliyor ki! Suratım kabak gibi olmuş, uykusuzluk öyle bir şişkinlik yapar ki bende sormayın gitsin. Bir de uykusuz kaldığım bu gibi gecelerde kaşlarım da mutlaka fırça gibi olur. Artık ekstra ne hormonu salgılıyorsam, sınavdı ödevdi zamanlarında başkalaşım geçiriyorum. Fırça kaşlarımla kafamı arkaya atıp ağzımı açarak uyuyorum dedim, dalga geçiyorum mu sandınız!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Neyse efendim, size tuhaf gecemi ve bugüne sarkan derin sarhoşluğumu anlatmayı bir kenara bırakırsam, yazmaya oturmamın asıl sebebine geleceğim. Bu korkunç yorgunlukla herhangi bir yazı yazmayı planlamıyordum, fakat şu gözetlediğim öğrenci labda tek başına sınav yapıyor ya, benim de bir labda tek başıma yaptığım final geldi aklıma. Yine güldüm kendi kendime, buraya da yazayım istedim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Üçüncü sınıftaydım, ilk dönemin sonuydu, çünkü o gün mavi kazağımı ve koyu gri, pilili eteğimi giymiştim. (O kadar yorgunum ki "pilili" sözcüğü şu an bana ziyadesiyle acayip geliyor.) Elektronik dersinin finali olacaktı ve bölüm derslerim arasındaki son finaldi, ondan sonra iki finalim daha vardı ve hatta biri sosyoloji falandı sanıyorum, ama bölüm finallerini kapatmak demek finallerin bitmesi demekti işte. Elektronik de epey zor bir dersti, ne inekmişim ki kitaptaki&amp;nbsp;neredeyse&amp;nbsp;bütün soruları çözmeye uğraşarak ve işlediğimiz her şeyin notlarını çıkararak çalışmış da çalışmıştım. Çalışmıştım çalışmasına ama yine de konulara hakim hissedemiyordum bir türlü. Diyorum ya, kolay ders değildi.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sabah erken kalktım, 3. slottaki sınav saatine kadar çalışacağım. Bizim okulda böyle üç "slot" var, o zamanlar 3. slot demek saat 3'te başlıyor demekti. Sürekli final takvimimi açıp hangisi kaçtaydı diye tekrar tekrar bakıp duruyordum,&amp;nbsp;öylesine ezber edecektim slotlarımı. O sabah tabi finalsiz sabahlara göre gergin bir sabahtı, öncesinde üç ayrı bölüm finali atlatmış olmamın birikmiş gerilimi iyiden iyiye bir kurtulma arzusuyla dolduruyordu içimi. Sağa sola sıvanasım geliyordu, konsantrasyonumla kovalamaca oynar gibiydik veya o uçan bir kelebek ya da balondu da ben onu yakalamak isteyen küçük ve yerinde duramaya kızdım; çünkü çalışmak istememekten resmen şımarmıştım artık.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-iPYuN97sz7Q/TyAUe9c8RJI/AAAAAAAACgE/6PX142I6NAc/s1600/stock-illustration-5486787-feast-for-a-king.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-iPYuN97sz7Q/TyAUe9c8RJI/AAAAAAAACgE/6PX142I6NAc/s200/stock-illustration-5486787-feast-for-a-king.jpg" width="198" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bölümden bir arkadaşımla yazışmaya başladık o sıralarda, saat sabahla öğle arası bir yerde. Arkadaşım bu finali erken alıp değişim programıyla yurt dışına gitmişti, onun tuzu kuru. Sen yaparsın, edersin dedi bir fasıl, sonra bana yurt dışındaki ilk günlerini anlatmaya koyuldu. Ara ara konuşuyorduk, sonra ara ara biraz çalışıyordum ben. Derken öğlen oldu ve karnım çok acıktı. Hiç unutmam, aşağıda da kuru fasulye pilav yok muymuş o gün! Oh bir güzel aldım kuru fasulye pilavımı, yanına da koca bir tabak mis gibi karışık turşu. Turşuları böyle teker teker, tadını çıkara çıkara bir yedim ki.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çalışmaktan fenalık geçirdiğim için, yemekten sonra kalan zamanımı uzun uzun giyinerek, güzelce saçlarımı ve makyajımı yaparak, takıp takıştırarak değerlendirdim. Sıkıntılar içinde saatin üç olmasını beklerken arkadaşımdan mesaj geldi: "Pınar sen nerdesin? Şimdi Soner ile konuştum o sınavdan çıkmış!"&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Önce anlayamadım ne demek istediğini. Ne sınavı, Soner kim dedim. Kızım işte senin bugün 3'te gireceğim dediğin sınav, diyor, adam bitirmiş sınavı, çıkmış! Böyle başımdan aşağı kaynar sular bir insin! Kalbim ağzıma çıkacak, yüzüm kim bilir ne renk, slotlarıma tekrar baktım ki ne göreyim! 3'te olduğundan çok çok emin olduğum sınavım öğlen değil miymiş!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-V4V3TtdX9cE/TyAWeKYS5II/AAAAAAAACgQ/6hBrMVQD2uY/s1600/stock-illustration-14976442-businesswoman-running-late.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://1.bp.blogspot.com/-V4V3TtdX9cE/TyAWeKYS5II/AAAAAAAACgQ/6hBrMVQD2uY/s200/stock-illustration-14976442-businesswoman-running-late.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Elim ayağım buz kesti bir anda. Arkadaşıma her sesli harfi fazladan on kere basarak bir şeyler yazıp (olamaz yaaaaa, gibi) mantomu, çizmelerimi giydim, kırmızı çantamı koluma takıp ışık hızıyla çıktım odadan. Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik, dediğim, bitse de kurtulsak diye dört döndüğüm sınavı kaçırmıştım! Ben okula doğru yürürken sınıftan tanıdık simalar yanımdan yöremden geçiyordu bile! İşin en komik yanı, millet sınıfta ter dökerken ben odamda adeta bir Kleopatra havasıyla birbiri ardına turşular yiyor, kuru fasulye pilav partisi veriyordum!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Salonun kapısında sınavın kritiğini yapıyordu bizim arkadaşlar. Beni gördüklerinde "Ya Pınar, neredeydin, niye gelmedin?" falan diye soracak oldular, bana beş metreden fazla yaklaşmalarına&amp;nbsp;mahkeme kararıyla&amp;nbsp;yasak gelmiş edasıyla "Sakın bana tek bir kelime söylemeyin!" deyip hocayı bulmak ümidiyle salona yöneldim, çünkü sınıftan birileriyle konuştuğumu görürse sorulardan haberdar olduğumu düşünürdü ve o zaman hiç şansım kalmazdı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hoca da asistan da sınıftaydılar. Ya, biz de Pınar nerede, diyorduk, vallahi merak ettik, dediler. Hocam, dedim, ee, ben - gerisini de getiremiyorum. Slotları karıştırdım desem, diyemiyorum. Hoca "Uyuya mı kaldın?" dedi, hah, evet uyuyakalmışım ya, dedim hemen. Hastaydım da, işte ilaç almıştım falan, içim geçmiş meçmiş bir şeyler söyleyiverdim o anda. Fakat görüntüm o kadar tezat ki; makyaj yapılmış, kirpikler kıvrılmış, küpeler desen yerinde, kolye desen boyundan salına salına şıngırdıyor, kolumda kocaman kıpkırmızı bir çanta ve saçlarım, ah o saçlarım maşayla dalga dalga kıvrılmamış mı sana!&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ne yapalım, dedi hoca, make-up alacaksın. Hocam diyorum ne olursunuz, son bölüm finalimdi, bakın kimseyle, hiç kimseyle konuşmadım, şuracıkta yapsanız bana şu sınavı da gitsem. Yapamam, diyor hoca, birkaç gün sonrasına yeni soru hazırlamam lazım, senin de o sürede mazeret bildirmen lazım ki sınava girebilesin. Baktım bu işin oluru yok, kaderime razı olup merdivenlere yönelmek zorunda kaldım; ama omuzlarım çökmüş, taş taşıyor gibi korkunç bir ağırlık var üzerimde. Karşıda bölümden bir arkadaşımı görür görmez hedefe kilitlendim: birkaç adımda ona ulaşacak ve kafamı göğsüne gömdüğüm gibi ağlamaya koyulacaktım. Bir iki adım atmış, kaçınılmaz gözyaşlarıma doğru ilerliyordum ki hoca seslendi arkamdan. O da yeniydi o zamanlar, aldı beni bölüm başkanının odasına gittik beraber. Hocam, dedi, Pınar uyuyakalmış, finali kaçırdı. Kimseyle de konuşmamış. Şimdi ben ona hemen sınavı versem, verebilir miyim, dedi. Başkan da, tabi canım istiyorsan neden vermeyecekmişsin, demeye getirdi. Bir anda kaderimin çark etmesiyle kalbim yine hızlandı, yanaklarım al al oldu. O heyecanla beni başka bir laba götürdüler. Kocaman bir masada, çay kahve ikramları eşliğinde çözdüm soruları.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Herkes sınav olurken kuru fasulye pilav ve turşu yemiş, sınava teşrif ettikten sonra da çay kahve ile ağırlanmıştım iyi mi!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İşin başka bir ilginç tarafı bana atılan neredesin temalı mesajların kendi sınavımla boğuştuğum dakikalarda&amp;nbsp;telefonuma&amp;nbsp;düşmüş olmaları, mesajlara cevap atmadım diye arandığımda telefonumun sürekli meşgul bulunması - annemle laklak ediyordum sıkıntıdan.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ama ne gündü yani, fena da değildi hani atlattıktan sonra! Şöyle bir anım oldu işte anlatacak! Bugün labda tek başına sınav olan öğrenciyi görünce işte, turşular falan hep geldi aklıma. Dedim gözetlenmesi gerekmeyen çocukcağız sınavını yaparken ben de orijinal make-up deneyimimi anlatıvereyim, yorgunluktan titrek hale gelmiş şu hayatıma da az renk gelsin.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;*&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Uyandıktan sonra yayınlanacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-5432824519934993914?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/5432824519934993914/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=5432824519934993914' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/5432824519934993914'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/5432824519934993914'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2012/01/tursu.html' title='Turşu'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/--DSzD13pbbk/TyAYJE7ChhI/AAAAAAAACgc/JIAhyomZNoo/s72-c/stock-illustration-11540429-spy-in-the-bushes.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-5334395900895666534</id><published>2012-01-18T16:10:00.001+02:00</published><updated>2012-01-18T23:56:56.302+02:00</updated><title type='text'>Maraba Televole</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-KRrF4lkwKkg/TxbUj7xOOrI/AAAAAAAACfw/ac6rTdAx-Wc/s1600/stock-photo-18407934-omg.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="165" src="http://1.bp.blogspot.com/-KRrF4lkwKkg/TxbUj7xOOrI/AAAAAAAACfw/ac6rTdAx-Wc/s200/stock-photo-18407934-omg.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ah bazen o kadar, o kadaaaar sıkılıyorum ki aklın durur blog. Biraz daha duyarsız olabilmek istiyorum! Hiç farkında olmadan öyle bir yükleniyorum ki! Gün geçmiyor ki kafama absürt bir şey takılmasın, okuduklarım canımı sıkmasın. İzlediklerim demiyorum, çünkü izlediklerim zaten banko asabımı bozuyor. Sinir hastası olmak istemediğim için haberleri izlemeyi bırakmamın yanı sıra hiçbir şekilde diziymiş, tartışma programıymış kaldıramıyorum. Bir yerli dizi yok ki sünmesin, saçma sapan diyaloglara kurban gitmesin. Haber programları çok şok, çok flaşlar ve hatta en pespayelerinin arkasında sürekli aynı film müzikleri dönüp duruyor bile! Nerede bir yangın çıkmış, nerede bir duvar çökmüş, kim kimi kaç yerinden bıçaklamışsa uzun uzun anlatılıyor, gösteriliyor. Çok eğlenceli çünkü.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şimdi size bir şeylerden yakınacağım ve bu kız da ne çok gündemi takip ediyormuş, ah ne de duyarlıymış, canım canım demeniz için yapmayacağımı bilesiniz. Bölük pörçük bir yakınma olacak bu, çünkü o kadar çok şeyden yakınasım var ki üç beş tanesini anca yazacağım, gerisi sizin de içinizi sıkmaya başlayacak ve okuma hevesiniz kaçacak; zira birkaçına katılım gösterdikten sonra hepsine, tüm kalbinizle katılım gösterseniz bile tüm bunları okumuş olmanız içinizdeki sıkıntının büyük kısmını dağıtmaya yetmeyeceğinden, okumak çok çok bir şey değiştirmeyeceğinden, paylaştığımız bu sıkıntıları tekrar hatırlamış olmanın ağırlığını taşımak durumunda kalacaksınız. Onun için ben şöyle üstten üstten, aklıma geldikçe söyleyeyim canımı sıkanları.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kikirik kadınlar gidip, ay şekerim, imam nikahı kıydım diye fink atıyorlar ve ben buna sinir oluyorum. Bu tür kimselerin yaptığı hangi bir şeye sinir olmayayım, evet, ama ne yapayım görüyorum ve sinir oluyorum. Diyebilirsiniz ki madem sinir oluyorsun, görme, fakat görecek ve okuyacak bir şeyler lazım oluyor ve "asıl" haberler daha da çok canımı sıktığından bunlar bir nebze daha yüzeysel, üzerine sinirlenmesi bile daha masalsı oluyor. Neyse, evet bir daha söyleme ihtiyacı duyuyorum ki bu tür haberlere sinir oluyorum. Bugün &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/magazin/yazarlar/19708988.asp"&gt;Cen.giz Semer.cioğlu&lt;/a&gt; sağ olsun, bu sinirimin hakiki sebebini &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/magazin/yazarlar/19708988.asp"&gt;köşesine taşımış&lt;/a&gt; da hislerime tercüman olmuş.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Uq4tX69PPtA/TxbUkU8lBVI/AAAAAAAACf8/RODs2c9CAMw/s1600/stock-photo-17063437-newspapers-from-the-world.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="141" src="http://4.bp.blogspot.com/-Uq4tX69PPtA/TxbUkU8lBVI/AAAAAAAACf8/RODs2c9CAMw/s200/stock-photo-17063437-newspapers-from-the-world.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ondan sonra çok, çok acayip bir RTÜK hadisesi var ki buna sinir olmamak imkansız. Yani inanın sazı elime alıp ağdalı, esprili bir anlatımla bu adamlarla dalga geçemeyecek kadar aciz durumdayım bugünlerde. Henüz şu çok sinir olduğumuz şeylere gülüp geçebilme noktasına varabilmiş değilim anlayacağınız. Bir de kafamda ikinci bir soru var, vaktiyle çok mu gülüp geçtik de işler şimdi sahiden ciddiye mi bindi?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Radyo 3'ün kısıtlanması durumu var aylardır, resmen oturduğum sandalyede tepinme isteği uyandırıyor bende. Halkımızın yüzde doksan şusu klasik, doksan busu caz dinlemiyormuş diye bütün radyoları dıngıl dıngıl saza, bıngıl bıngıl popa ve kıyır kıyır arabeske çevirmenin anlamsızlığına müthiş sinirleniyorum. Bir dinleyici bir başka konuya da değinmiş, bir Beethoven sonatından sonra araya zart diye ciyak ciyak cep telefonu reklamı girdiğinde neye uğradığımızı şaşırıyoruz, gibi bir şey. Ah, sevgili dinleyici bak ben hep hissediyor da dile getiremiyordum, ne güzel söylemişsin. O reklamları yapanların, bir masanın başında oturup, bak şöyle şöyle bir senaryoya böyle şarkılı türkülü bir de cıngıl bulduk mu tamamdır, diye nasıl heveslendikleri geliyor gözümün önüne, hepten sinir oluyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Herkes, herkes Eurovision profesörü olmuş! Ben geri kaldım, nasıl sinir olmayayım!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ah bir de, bir gazetenin magazin eklerinden birinin ikinci sayfasında, tüm magazin eklerinin ikinci sayfalarında olduğu gibi kim nerede ne yapmış, hangi mekanda hangi davette neler yaşanmış onların anlatıldığı bir derlemenin yaratıcısı yazar, bahsi geçen şahıslara "elitler" demeyi uygun buluyor. "Hafta sonunu Kartalkaya'da değerlendiren elitleer", "Partide eğlenen elitler, ilerleyen saatlerde bilmem nereye geçmeyi uygun gördü", "Davette boy gösteren elitler, gazetecilerle şakalaşmayı da unutmadı" gibi. Ne demek yahu "elitler"? Allah aşkına yani, "elitler"?!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-yiqknhDz-Bw/TxbUjSQALUI/AAAAAAAACfs/xM6qdpkwlwg/s1600/stock-photo-7917362-young-man-holding-rolled-up-newspaper.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-yiqknhDz-Bw/TxbUjSQALUI/AAAAAAAACfs/xM6qdpkwlwg/s200/stock-photo-7917362-young-man-holding-rolled-up-newspaper.jpg" width="170" /&gt;&lt;/a&gt;Magazin haberlerinin ucuzluğuna falan hiç değindirtmeyin beni. Çok haklı olarak sorabilirsiniz, kuzum sen madem bu kadar sinir oluyor, seviyenin çok düştüğünden şikayet ediyorsun, incir çekirdeğini doldurmayacak konuların şişirilip şişirilip gündem yapılmasına ve insanların çok mühim konularda açılımlar yapıyormuşçasına "magazin profesörlüğüne" soyunmalarına gıcık kapıyorsun, kim olduğu belli olmayan kadınların kendi köşelerini mahalle kavgası yapmak için kullanmalarına isyan ediyorsun, e ne diye hala bunlarla içli dışlısın?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çünkü efendim, çünkü gazetenin ekini değil kendisini okumaya kalksam, sinirlenmek falan bir yana bildiğiniz bunalıma gireceğim. İşin kötü tarafı, ben ne kadar bunlarla ilgilenmek istemesem bile, yine de bir yerden elbet karşıma çıkıyor, kulağıma geliyorlar. Bayram törenlerinin yasaklanmasından tutun adli kararlara, herkesin tutuklanmasına, çocukların okuyamamasına, kadınlara yönelik şiddete, insanların birbirlerini patır kütür kesip rahatça doğrayabilmelerine, toplumun yarıdan fazlasının gitgide ruh hastasına dönüşmesine sinir olmuyor, içten içe kahroluyorum ve bunlarla yüzleştikçe ben de ruh hastası katsayımı yükseltmiş bulunuyorum.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kendimi nasıl tehdit altında hissediyorum bilemezsiniz. Ondan sonra çıkıp günlük konulara yönelmek istediğimde içimde bir ses susturmaya kalkıyor beni. Bu kadar şeyin ortasında, sahi, diyorum, şimdi neye cıvıldasam boş. Öyle bir birikim yaratıyor ki insanda bu memleket, insanın kendini yaşayası kalmıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ah neyse, bitirirken daha kişisel bitireyim bari. Tuna Kiremitçi'nin bugünkü yazısının başlığı, "&lt;b&gt;Mutluluk havuç değildir&lt;/b&gt;". Bakmayın altına bir şeyler yazmış ama asıl bana yazmış bu yazıyı, altındakiler falan hiç mühim değil aslında. Mutluluk kasa kasa havuç yemek değil, Pınar, demek istiyor. Görünce keyfim yerine geldi, ay vallahi sağ olsun ya!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-5334395900895666534?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/5334395900895666534/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=5334395900895666534' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/5334395900895666534'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/5334395900895666534'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2012/01/maraba-televole.html' title='Maraba Televole'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-KRrF4lkwKkg/TxbUj7xOOrI/AAAAAAAACfw/ac6rTdAx-Wc/s72-c/stock-photo-18407934-omg.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-96573500855525485</id><published>2012-01-15T18:02:00.000+02:00</published><updated>2012-01-15T18:15:04.570+02:00</updated><title type='text'>Rekolte</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-FRB7WrfIXp4/TxL7J0BLrwI/AAAAAAAACfc/piMUj0yyXJI/s1600/DSC_0235+%25283%2529.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-FRB7WrfIXp4/TxL7J0BLrwI/AAAAAAAACfc/piMUj0yyXJI/s320/DSC_0235+%25283%2529.JPG" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;En fazla bir iki yıl önce, "sepaj" ve "kupaj" ayrımını yaparak başladığım şarap maceram, sporda okuduğum gazete ekleriyle beraber son zamanlarda iyice ivme kazandı. Vedat Milor olsun, Mehmet Yalçın olsun, hatta anlatımından doğrusu neredeyse hiçbir şey anlayamadığım, cümleleri arasındaki bağlantıyı kendimi ne kadar zorlarsam zorlayayım bir türlü kuramadığım, hatta o kadar ki bir dönem kendi kendime inat edip okuyacağım diye tutturduktan sonra bu keçi inadımdan bile vazgeçtiğim Ali Esad Göksel olsun, okuya okuya kendi çapımda bir ilgi duymaya başladım şaraba.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Önceleri, içki içince boyumuzun birazcık daha uzadığı zamanlar belki, "bir kadeh şarap" şöyle bir havalar, farklı bir ortam ve değişik sohbetler gibi kokmak demekti. Sonraları şarap demek, içki içilecekse en iyi seçenek demek oldu çünkü diğerlerinden çok daha düşük kaloriliydi. Fakat şarapların biri diğerini tutmaz oldu zamanla ve ne zaman içsem pek sinirlendiğim bir içki halini aldı. Öyle baş ağrısından falan şikayet etmiyordum, ama iki kadehten sonra ağzımın burulduğu, feci ağırlaştığım, tat alma zerreciklerimin ziftlendiği ve cinlerimin tepeme çıktığı hislerinden kurtulamıyordum. Sonraları tesadüfen içtiğim bazılarının bu etkiyi yapmamalarıyla beraber tekrar barıştım şarapla. Zaten şarap pek uzun süre küs kalınacak bir şeye benzemiyordu benim için, çünkü tadını bir kenara koyarsak şişesi, sunumu, şişe şişe dizilmiş şarapların havalı görüntüsü, oradan buradan sarkan üzümlerle dekore edilmesi, reklam edilecekse şahane bir peynir aranjmanının yanına oturtulması karşı koyamayacağım bir görsel ve estetik şölene işaret ediyordu.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gazete eklerinde okuyacak güzel şeyler bulmanın kimi zaman zorlaştığı ve magazinin gitgide pespayeleştiği, aslında kimseyi ilgilendirmeyecek kişi ve konuların manşetlere taşındığı, konuşmasa da olur kimselerin yazarlığa soyunduğu şu günlerde, şarapla ilgili anlatılar çölde vaha gibiydi. Yemek içmekle derin bir amatör bağ kurmuş olduğumdan, aromalar ve sunumlarla ilgili ballandıra ballandıra yazılan ne varsa heyecan içinde okuyordum. Hangi üretici nasıl şaraplar yapmaya başlamış, ne tür üzümler nerelerde üretiliyormuş, aslında hiç şaraplık üzüm çıkmaz sanılan bir bölgede birileri nasıl dönüm dönüm arazi alıp iklime kafa tutarak üzümler yetiştirmiş, hangi şaraplar nerelerde ne ödüller almış, özellikleri neymiş, hangi şarap kaç derece sıcaklıkta servis edilmeliymiş. Aslında şarap ve üzüm arasındaki bağlantı bu yaz İtalya'da içtiğim Ebo sayesinde kafama dank etti ilk. Ondan önce Öküzgözü'nün bir üzüm çeşidi mi yoksa bir şarap cinsi mi olduğunu sorsanız yanlış yanıtı verebilirdim. Ebo'nun o harika tadının kaynağını araştırdığımda Sangiovese üzümünden yapıldığını gördüm ve daha önce böyle bir üzüm hiç duymamıştım. Cabernet Sauvignon, Merlot, Öküzgözü ve Boğazkere'den ileri gitmiyordu üzüm dağarcığım. Bir de Chianti'yi biliyordum hani şöyle toptan bölge olarak, o kadar. Kısa zaman öncesine kadar Pinot Grigio'yu ve Pinot Noir'ı, Pinot'nun şusu busu şeklinde bir marka sanıyordum, dalga geçmeyin.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Okudukça özlediğim, kendimi ait hissedebildiğim bir havanın beni sardığını hissediyordum. Böyle şeylerde gözüm var benim. Minik sarı ışıklardan, ufak tabaklardan, peynirlerden, büyük kadehlerden bahsedildi mi sıcaklık dolar içime. Aromalar birbiri ardına sıralandıkça şaşırıyordum; bilmem ne ağacının kabuğunun aroması, karanfil tanelerinin ve bilmem kim çiçeğinin tomurcukları, hafif yanık "notalar". Bir bardak şaraptan bu kadar değişik tadı ve kokuyu ayırt etmenin son derece ilginç bir şey olduğunu düşünüyordum. Yapılamayacağına dair bir inancım yoktu, bilen ayrıştırır canım; ama tabi benim yapabileceğim bir şey olmadığı aşikardı. Yine de heves ediyor insan, kendi kadehinden de bir sürü çiçeğin ve ağacın kokuları ayrışsın, ağza ilk alındığında başka yutarken başka tatlar keşfedilsin, nasıl bir fıçıda ne kadar süre saklandığı fark edilsin.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sonra bir de önologlar var. Eloğlunun üniversitesinde önoloji diye bölüm var yahu! Şöyle gönlümce önoloji okusam, hayatım kırmızının, pembenin ve sarımtrak beyazın tonları arasında geçse, burnum ve uzun, kemikli parmaklarımla oradan oraya uçuşsam, leziz yemekleri yanına en iyi gidecek şarapları uydursam daha ne isterim! Önolog, gurme ünvanına sahip insanlar var!&amp;nbsp;Biz gittik mühendis olduk.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Okuyordum okuyordum da bazı terimleri anlamıyordum. Bir "rekolte"dir gidiyordu. Ne anlama geldiğini bilmesem de süper bir sözcüktü bu "rekolte", söylenişinde bile bir üstünlük, bir naiflik vardı. Tanenler vardı sonra, tanen nedir bilmiyordum ama buruklukla doğru orantılı bir şey olduğunu çıkarmaya başladım. İçimde üzümümü bulmaya yönelik ütopik bir istek bile belirmeye başladı zamanla.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir akşam şarap reyonunun yanından geçerken, günün stresinden uzaklaşmak ve bir süre keyifli keyifli oyalanmak için şişeleri incelemeye başladım. O kadar okuyoruz, boşuna mı yani. Belirttiğim gibi öyle şarap delisi falan olmamama rağmen sırf betimlemeler yüzünden okurken ağzımın suyu akan şaraplara rastlayabilmek isterdim içten içe, öte yandan hangi şarap hakkında ne okuduğumu bilinçli olarak anımsamıyordum bile. Derken şişesi çok cazip bir şarap serisi çıktı önüme. Kayra'nın Vintage serisi; biri Cabernet Sauvignon, biri Merlot, biri de Shiraz. Etiket falan o kadar davetkardı ki Merlot'yu elime alıp evirip çevirdim. Şişenin arkasında uzunca bir yazı vardı, daha ilk cümleyi okumamla gözlerim heyecanla kırpışmaya başladı: "...&lt;i&gt;rekoltenin niteliklerine yoğunlaşarak yarattığımız bir seri. Şarabın karakterini güneş ışığı, yağmur ve rüzgarla birlikte&lt;/i&gt;..." Gerisini siz düşünün!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Niyeyse bu Merlot da bir ilgimi çekiyordu ki. Babamın Cabernet Sauvignon-Merlot kupajını seviyor olması bilinçaltıma yerleşmişti belki de. Merlot da iyidir, diyordu, hatta önceden -hala içmediğim- ufak bir Frontera Merlot almıştım denemek için. O gün şarap almaya hiç niyetim yoktu, fakat şişedeki yazı öyle cezbediciydi ki. Hele altında bir de imza görmeyeyim mi, gazetelerde anlatılan meşhur önologlardan biriydi bu! Derhal sepetime ekledim şarabımı, büyük beklentiler içine girmemeye çalışsam da hafif bir heyecan, yeni bir şey deneyecek olmanın güzel hevesi geldi yerleşti yüzüme.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"&lt;i&gt;Bu koyu lal taşı rengindeki şarap burunda frenk üzümü, menekşe, trüf mantar ve yeşil tane biber notalarına sahip. Damakta ise olgun incir, erik, vişne gibi tatlı konsantre meyveler ve onları zenginleştiren kurutulmuş otlar ile puro tütünü aromaları hissediliyor.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;Damağı kaplayan dokuya, ipeksi yumuşak tanenlere ve canlı asiditeye sahip zengin, yumuşak ve merak uyandırıcı bir merlot sizleri bekliyor.&lt;/i&gt;"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ah yani sanki birisi mutfağa girmiş, harikulade bir iksir hazırlıyor! Bu ne böyle canım! İnsan bu kadar heveslendirilmez ki! Trüf mantarı diyor yahu, can evimden vuruyor beni! Kurumuş otlar diyor, tatlı ekşi meyveleri birbirine karıştırıyor, üzümün başına bir de frenk ekliyor!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-6Ybpnehyt4o/TxL7O1i0eWI/AAAAAAAACfk/fTR2GZPmVEg/s1600/DSC_0257.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="232" src="http://2.bp.blogspot.com/-6Ybpnehyt4o/TxL7O1i0eWI/AAAAAAAACfk/fTR2GZPmVEg/s320/DSC_0257.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Akşam yemeğinde şarabımızı açtık, bardaklara koyduk ve beklenen an geldi. Konuğum da ben de aldığımız ilk yudumun ardından mest olduk! Tabi size menekşe notalarından, buruk puro kokularından söz edemeyeceğim, ama ayrıştıramadığım ve belki zihnimle biraz çoğullaştırdığım o tat"lar" ve koku"lar" şu şarabı kapıp getirmeme nasıl değmiş, heyecanım nasıl haklı çıkmıştı!&amp;nbsp;Sanki okuduklarımın meyvesini alıyor, öğrenerek kendimle ilgili yeni bir şey keşfediyordum; bir seçim yapmış, bir beğeni kazanmıştım.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"İpeksi yumuşak tanenler" sahiden böyle bir şeydi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tat öyle yoğun ve hoştu ki şişenin yarısını içtik o akşam, daha fazlasına gerek duymadık adeta. Kalanı da ertesi gün bitirdik. Şarabı aldığımın ertesi günü babama anlattım ballandıra ballandıra, ha bir de rekoltenin ne olduğunu sordum, anlattı. Rekolte denince o yılın üzüm hasadı kast ediliyormuş sanırım, yani 2008 rekoltesi denince o tür bir anlam oluyormuş, aman karışık biraz.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir de şunları öğrenmiştim gazetelerden: birincisi, bozuk şarap baş ağrısı yaparmış. Aynı şarabı içtiğimiz halde birilerinin başının ağrıdığını, kimilerininse hiç baş ağrısı çekmediğini hatırlayana kadar bu bilgi çok daha gerçekçi gelmişti. Yine de doğruluk payı vardır herhalde. İkincisi, şarabın yanında ceviz geliyorsa bilecekmişiz ki o şarap bozukmuş; çünkü bozuk şarap ceviz gibi kokarmış ve bozuk şarabın kokusunu bastırsın diye ceviz getirilirmiş. Peynir tabaklarının kenarına ceviz serpiştiren işletmecinin böyle bir hinlik düşündüğünü hiç sanmıyorum, görüntü olarak da peynir, üzüm ve cevizin birbirine sokulmalarına bayılıyorum, ama böyle bir durum da varmış yani.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ah, sevgili şarabımın evime gelmesine vesile olan güzel şişeyi mumlarımın yanına yerleştirdim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"&lt;i&gt;İçmeden önce şarabınızı karafınızda bir süre dekante etmenizi öneririz.&lt;/i&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-96573500855525485?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/96573500855525485/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=96573500855525485' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/96573500855525485'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/96573500855525485'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2012/01/rekolte.html' title='Rekolte'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-FRB7WrfIXp4/TxL7J0BLrwI/AAAAAAAACfc/piMUj0yyXJI/s72-c/DSC_0235+%25283%2529.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-2891284461177710912</id><published>2012-01-14T22:54:00.000+02:00</published><updated>2012-01-15T01:34:27.310+02:00</updated><title type='text'>Yemek ve çiçek günlükleri</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-wHnwz37MPhM/TxIGpjCAQtI/AAAAAAAACc8/jK6qln8wYhg/s1600/DSC_0185.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="211" src="http://3.bp.blogspot.com/-wHnwz37MPhM/TxIGpjCAQtI/AAAAAAAACc8/jK6qln8wYhg/s320/DSC_0185.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-98iMnD3LOpY/TxIGqw8QlqI/AAAAAAAACdE/xr2fvBqrsgE/s1600/DSC_0215.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="211" src="http://4.bp.blogspot.com/-98iMnD3LOpY/TxIGqw8QlqI/AAAAAAAACdE/xr2fvBqrsgE/s320/DSC_0215.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Biri ekim, diğeri kasım aylarından kalma iki tabağım: ilkin nohutlu karides yemeğimi spagettiyle karıştırıp afiyetle yemişim, ardından mercimek, ıspanak ve balsamik sirke uyumunun üzerine tavuk, domates ve kırmızı soğanın kekik ve sanırım biraz da fesleğenle birbirine geçişini eklemişim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-DjHJtxsxnMU/TxIGrx4a0xI/AAAAAAAACdM/FVqjwZXRRD0/s1600/DSC_0222.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://4.bp.blogspot.com/-DjHJtxsxnMU/TxIGrx4a0xI/AAAAAAAACdM/FVqjwZXRRD0/s320/DSC_0222.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İkinci yemeği pişirirken fazla gelen ıspanağı, fazla geldiğine pek sevinerek ertesi sabah ıspanaklı omlette değerlendirmişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-iTyDsUTHACo/TxIGtfsm-PI/AAAAAAAACdU/AwK6L1YQSe8/s1600/DSC_0229.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://1.bp.blogspot.com/-iTyDsUTHACo/TxIGtfsm-PI/AAAAAAAACdU/AwK6L1YQSe8/s320/DSC_0229.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aralık ayında balsamik sirke, soya sosu, sarımsak ve zencefil de içeren bir sosu kaynata kaynata bir hal olaraktan harika bir Asya usulü tavuk pişirip yanında mis gibi kepekli pirinç ve buharda brokoliyle servis etmişim. Mmm!..&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-GclMM8I30Ng/TxIIAP0-dSI/AAAAAAAACfE/gRz1QUzXjDM/s1600/DSC_0242.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="210" src="http://2.bp.blogspot.com/-GclMM8I30Ng/TxIIAP0-dSI/AAAAAAAACfE/gRz1QUzXjDM/s320/DSC_0242.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ondan bir hafta kadar sonra, "Cottage Pie" olarak bilinen bir yemek pişirdim ve bunun için tabii dana kıyması kullandım; çünkü bizim evde koyun eti hiç yenmedi. (Zaten kuzu/koyun etiyle yapsam "Shepherd's Pie" olurmuş.) Koyun etiyle ilk tanışmam şöyle oldu, bizim apartmanda bir arkadaşımın evinde oyun oynuyorduk bir gün ve öğle vakti gelince annesi, dolma var, ısıtayım onu yersiniz, dedi. Sofraya oturduk bir güzel, üzerine de yoğurt dökülmüş bildiğimiz biber dolması ve fakat bir tuhaf kokuyor ki sormayın. Bu ne biçim kokuyor böyle, derken bir lokma attım ağzıma ve neye uğradığımı şaşırdım! Dolmaya hayır diyeceğim yoktu, fakat dolmadan hiç mi hiç beklemediğim bu tat ve koku hücumu karşısında ne yapacağımı bilemez hale geldim. Dolmayı yiyip yiyemediğimi tam hatırlayamasam da, o korkunç hislerin şu gün bile olanca netliğiyle aklımda kalmış olduklarından yola çıkarak, yiyebildiğimi sanmıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Cottage Pie'ın kıymasını alırken, gayet de isim yapmış, buyrunuz efendim, bir yere gidip, "Yarım kilo dana kıyma," demiştim. O sırada telefonda konuşuyordum, adam hangi etten aldı, ne yaptı dikkat etmedim ama yani koyun eti gibi bir düşünce aklımın yakınından uzağından geçmiyordu. Eti tavaya bıraktığım anda bütün mutfak buram buram koyun koktu. Beynimde şimşekler çaktı, olamaz, dedim ve kıymanın etiketine baktım, "dana". Bana öyle geldi herhalde diyorum, fakat koyun koyun kokuyor, yanılmıyorum! Yemeğin bütün klası gitti, günlerce koyun koyun yedim. Sonradan bir arkadaşım, sen dana eti almışsındır ama önceden makinede koyun çektilerse o kalanlar senin ete karışmıştır, diyerek duruma bir açıklık getirdi. Seneler önce annem babama kıyma siparişi verirken hep "Aman dikkat et, önce makinedeki eti temizlemek için bir parça çektir de koyun eti karışmasın," derdi. Bir musibet bin nasihatten iyidir - bundan sonra tezgahın arkasına zıplayıp makineyi bizzat paklayacağım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-pbetaWad5uA/TxIGmgfydbI/AAAAAAAACcs/W2v0e5ATgpg/s1600/12.311.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="232" src="http://1.bp.blogspot.com/-pbetaWad5uA/TxIGmgfydbI/AAAAAAAACcs/W2v0e5ATgpg/s400/12.311.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Babamla yılbaşı alışverişimizde, birazdan okuyup tanışacağınız koyunumu almadan hemen önce.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İzninizle geç kalmış bir yılbaşı anlatısı yapacağım şimdi. Yılbaşı akşamı için hiç ama hiçbir şey yapmak istemiyordum, çünkü artık beni biliyorsanız şunu da biliyorsunuz, eveet neydi, yılbaşlarını ve doğum günlerini sevmem! Hele bu sene, hiçbir güç beni şu evcağızımdan alıp sokaklara atamazdı. Zaten rahatsız olageldiğim, bu biçimsizleşen ve günbegün kılıksızlaşarak büyüyen kalabalığın yılbaşında hepten farklı bir çehreye bürüneceğinden, gittiğim yerlere normalde uğramayan kim var kim yoksa benim olduğunu sandığım onca kareyi istila edeceğini bildiğimden, yılbaşı gecesi diye çoğu benden uzak kimsenin kendini kaybetmeye ant içip "eğleneceğinden" emindim. Yılbaşı gecesi olduğu için eğlenmek bana manasız geliyordu, çünkü yılbaşı olduğu için eğlenmek fikri bana hiç inandırıcı gelmiyordu. Yılbaşı gecesi benim için herhangi bir başlangıcı, bitişi veya bir kutlama vesilesini temsil etmediğinden o geceyi özelleştirmek ve tepine tepine eğlenmek bana göre değildi. Hele hele gece yarısını beklemesini, on ikiye kadar hop oturup hop kalkmasını, zırt pırt saate bakmasını hiç sevmem; çünkü geri sayımın ardından on iki olur ve herkes birbirini kutlamaya, avaz avaz bağırmaya başlar - sonra, sonrası yok! Hiçbir şey olmamış, hiçbir şey değişmemiştir ve onca gün, onca saat neyi beklediğimizi anlayamaz, resmen düş kırıklığına uğrarım. Koca bir kandırmacaya inanmaya uğraşmış, zorla kitaba uymuş gibi hissederim kendimi.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Resmen isyankar bir ergen havası estirdiğim şu paragraf sonrasında lütfen isyankar bir ergen olmadığımı vurgulamama izin verin ve bilin ki yılbaşında müthiş heyecanlanıp kırmızı çamaşırlar giyiyor, deli gibi içip yahut içmeden bütün kurtlarınızı döküyor ve benim bu katılımsızlığıma bir anlam veremiyorsanız size hiç mi hiç karşı değilim. Nasıl mutlu oluyorsanız hep öyle mutlu olun ve doyasıya eğlenin!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Fakat bu yıl böyle arkadaş, zaten o sıralar biraz da keyifsiz miydim neydim, hani bir ev partisine falan kapağı atmak gibi nispeten hoş bir seçeneğe iştirak etmek bile gözümde büyüyordu. Annem, biz gelelim yılbaşında senin evine, dedi, ben de pek sevindim. Artık bir evim vardı ve bu sene yılbaşını bu evimizde kutlamak, daha doğrusu benim anlayışımda yılbaşı gecesini kendi evimde ailemle geçirmek en güzeli olurdu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Böylece yılbaşından bir gece önce anneciğim ve babacığım geldiler, onlar gelmeden minik yılbaşı ağacımı masanın üzerine yerleştirdim. O hafta içerisinde, normalde on, bilemedin on beş dakika sürmesi gereken fakat trafiğin azizliği nedeniyle bir seferinde bir buçuk saate fırlayan Kanyon-evim güzergahında, yine trafikte beklerken çiçek satan basma etekli kadınlardan biriyle göz göze gelme durumunda bulunmuş, bu geri dönülmez yaşanmışlığı keyfe çevirerek kadıncağızın ben daha ağzımı açmadan yirmi liradan beş liraya düşürdüğü yılbaşı çiçeklerinden iki buket kapmış ve trafikteki gergin bekleyişime tatlı bir esneklik katmıştım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-yemnqQjThhg/TxIG0p1nubI/AAAAAAAACd8/jv4nquRTr0M/s1600/DSC_0235.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://4.bp.blogspot.com/-yemnqQjThhg/TxIG0p1nubI/AAAAAAAACd8/jv4nquRTr0M/s400/DSC_0235.JPG" width="265" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-dQ-uGegYzl0/TxIG16dHJ1I/AAAAAAAACeE/9WU1cxHGLG8/s1600/DSC_0238.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="265" src="http://1.bp.blogspot.com/-dQ-uGegYzl0/TxIG16dHJ1I/AAAAAAAACeE/9WU1cxHGLG8/s400/DSC_0238.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yılbaşı günü annem temizlik yapıp dinlenirken babamla ben akşam yemeği için gereken malzemelerin listesini yapıp Akmerkez'e gittik beraber. Babam da ben de market alışverişine bayılırız, annem ise Migros ve benzeri yerlerde beş dakika dursa içine fenalıklar basar. Baba kız en büyük eğlencemizi gerçekleştirmek üzere düştük yollara. Babam bana yılbaşı hediyesi olarak güzel bıçaklar almak istedi, bir sürü mağaza gezdik ve sonunda çok şık görünen bir bıçak setinde karar kıldık. Bıçak bakmak için girdiğimiz mağazalardan birinde babamı oyuncakların yanına götüresim tuttu, içime mi doğmuş nedir, kazık kadar kız olmama ve yanımda babam olmasına rağmen kendimi oyuncakları eşelerken buldum ve çok sevimli bir koyun çektim peluşlar arasından. İkimiz de koyunu çok beğendik. Market alışverişimizin ardından aynı mağazaya döndüm, elimizdeki torbaların ağırlığının babamı epey bezdirebileceği riskini de göze alarak tekrar sevimli koyunumun yanına gittim ve babama, ben bu koyunu alacağım, dedim, babam da, al, dedi. Koyunum kendime yılbaşı hediyem oldu! Neden kuzu değil de koyun diye soracak olursanız, zira ben kendime de sordum bu soruyu, hiçbir fikrim yok, fakat koyun. Babama göre de koyun. Kuzunun yüzü daha değişik, burnu daha basık olur, bile dedi babam ne diyorsunuz. Bayağı inceledik biz bu işi, öyle havadan atmıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-9WFrAPRdwbE/TxIGwc4K-zI/AAAAAAAACdk/w6bcB7PUgjM/s1600/DSC_0231.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://1.bp.blogspot.com/-9WFrAPRdwbE/TxIGwc4K-zI/AAAAAAAACdk/w6bcB7PUgjM/s320/DSC_0231.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dönüşte anneme de bir buket nergis aldık. Babam akşam yemeğine mantar pişirerek katkıda bulunurken annemle ikimiz yürüyüşe çıktık. Annem aldığımız bıçak setini görünce yaygarayı kopardı, niye aldınız bunu, böyle setler hiçbir zaman iyi olmaz diye bir ton laf söyledi de çok bozuldum. Salata hazırlarken bir de baktım ki bıçaklar bendekilerden kör. Ekmek bıçağı diye sattıkları bıçak ekmeği kesmiyor, öyle söyleyeyim. Olduğu gibi paketleyip iade ettik ertesi gün.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-LbZlNe-YiKs/TxIGlvBNOMI/AAAAAAAACck/TKCoPEaS5qg/s1600/12.31.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="236" src="http://2.bp.blogspot.com/-LbZlNe-YiKs/TxIGlvBNOMI/AAAAAAAACck/TKCoPEaS5qg/s320/12.31.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Babamla alışverişimiz sırasında balık reyonu tablo gibiydi. Şuna "kırlangıç balığı" deniyormuş galiba!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Efendim, yılbaşı menümüzün başrolünde benim elimden çıkma Fransız usülü tavuk bulunuyor ve bunun kesinlikle ama kesinlikle arpa şehriyeyle servis edilmesi gerekiyor. Muhteşem, muhteşem bir lezzet! Ailemizle ilgili en sevdiğim şeylerden biri, hepimizin zevklerinin ayrı olması. Babamın salatası yalnız domates ve soğandan oluşur, üzerine zeytinyağı gezdirilir. Annem benim salatamın altyapısına, marul, kırmızı lahana ve havuç karışımına, zeytinyağı dökerek yer. Ben ise onlarınkinin beş katı boyutlarında ve daha başka bir sürü malzeme ile hazırlarım salatamı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-nOvJ8kOV_vo/TxIG3fJ4giI/AAAAAAAACeM/zQ_9qgAGQLg/s1600/DSC_0246.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="265" src="http://4.bp.blogspot.com/-nOvJ8kOV_vo/TxIG3fJ4giI/AAAAAAAACeM/zQ_9qgAGQLg/s400/DSC_0246.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Soframızda babamla aldığımız bir ahtapot salatası da var ki babamla annem beğenmediler, ahtapot çok daha güzel yapılırmış aslında. Bir gün aslını Trilye'de yemek üzere anlaştık. Annem Ankara'dan zeytinyağlı pazı dolması getirmişti, dikkatinizi çekerim yaprak değil pazı ve çok lezzetli olmuş. Babamın yoğurtlu mantarını da aramıza alıp Fransız tavuğu ve arpa şehriyeyi baş köşeye oturttuk.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-EaFHRDNbS90/TxIG4r1G94I/AAAAAAAACeU/lXDsb59Z6tY/s1600/DSC_0249.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://4.bp.blogspot.com/-EaFHRDNbS90/TxIG4r1G94I/AAAAAAAACeU/lXDsb59Z6tY/s320/DSC_0249.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gecemizin kalanını izlerken mest olup keyiften mayıştığımız, benim tüm bölümlerini izlemiş olmama rağmen annemlerle tekrar izlemekten inanılmaz bir zevk duyduğum dizimiz Downton Abbey'i izleyerek geçirdik. Gece yarısında ufak bir ara verip birbirimize sarıldık, yeni yılın gelmiş olduğunu salonumuza doluşan müthiş gürültüyle idrak ettik. Karşı komşum evinde nezih bir parti veriyordu, kalabalıkça bir grup yediler, içtiler, dans ettiler, videolar izlediler, eğlendiler. Ailem yanımda olmasa, herhalde pencere önünde müthiş bir hüzne kapılır ve neden yalnız olduğumu sorgulamak durumunda kalırdım. Komşumuzun eğlencesine bakarken, ben de şimdi böyle bir partide olsam acaba nasıl hissederdim, diye düşündüm; ama olmak istediğim yer kesinlikle olduğum yerdi ve ailemin yanında olduğum için çok, çok mutluydum. Belki normlara pek uymayan bir halim vardı, hatta dışarıdan bakıldığında ruhum pek yaşlı görünüyor bile olabilirdi. Vallahi öyleyse, o gece yaşlanmak çok, çok güzeldi!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tabii ki yılbaşına ağzımız tatlı girme geleneğimizi bozmadık ve hemen ağzımıza annemin getirdiği elmalı paylardan attık.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sonra final dönemi geldi çattı, bir tane finalim ve bir de projem vardı. Projemin teslim tarihi ileride, ancak finalimi atlattım ve o gece kendime görmüş olduğunuz somonlu, krem peynirli harikulade makarnayı pişirdim. Yanına da bir buket şebboy.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-EycoFPi9kdI/TxIG53p6ctI/AAAAAAAACec/_zkgdZpSbVo/s1600/DSC_0251.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://1.bp.blogspot.com/-EycoFPi9kdI/TxIG53p6ctI/AAAAAAAACec/_zkgdZpSbVo/s320/DSC_0251.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-1qGtbjRWobk/TxIG8BmPbII/AAAAAAAACek/CwWBct7aIi4/s1600/DSC_0252.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-1qGtbjRWobk/TxIG8BmPbII/AAAAAAAACek/CwWBct7aIi4/s320/DSC_0252.JPG" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Stres ve sorgulamalarla geçen bir final döneminden ve gelenekselleşmiş post final sendromundan, ki bu finallerden sonra yaşadığım boşluğa düşme, "Ee, bitti de ne oldu şimdi?" durumudur, ite kaka çıkardım kendimi. Aylardır gitmediğim alışveriş merkezlerinde, aldığım kilolara inat bir dolu giysi giyip çıkarırken, yedi kilo eklenmiş görüntüme yine de hayran hayran bakabilme güzelliğini gösterip şaşırırken ve üstüne üstlük "Ben buna değerim!" deyip paraya kıyıp üç kazak, bir toka alırken buldum kendimi. Kazaklardan birinin üzerinde şirin mi şirin bir koyun motifi var. Böyle diyince filmlerde gördüğümüz geyikli "loser" kazakları canlandı gözümde, aman diyeyim öyle bir şey değil. Bir de aylardır sporda giymek için yeni bir eşofman altı almak istiyordum, ah ondan da aldım. Ne diyorum, yedi kilo aldım ve XS beden eşofman altına giriyorum hala. Şu aldığım kiloları versem ne giyeceğim Allah aşkına?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-0qIFVWJkSbA/TxIG_NDADBI/AAAAAAAACes/DazjT_KdAFg/s1600/DSC_0255.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://3.bp.blogspot.com/-0qIFVWJkSbA/TxIG_NDADBI/AAAAAAAACes/DazjT_KdAFg/s320/DSC_0255.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-YawaEeJBZjI/TxIGoDnLsaI/AAAAAAAACc0/EPFPoDkE4Hg/s1600/DSC_0002.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://3.bp.blogspot.com/-YawaEeJBZjI/TxIGoDnLsaI/AAAAAAAACc0/EPFPoDkE4Hg/s320/DSC_0002.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ertesi gün yeni aldığım kırmızı, arkası fiyonklu kazağımı giyip kırmızı rujumu sürdüm ve akşam yemeğinde Özge'yi ağırladım. O akşamın şerefine kocaman sarı çiçekler aldım, hardallı tavuk ve yanında yasemin pirinci pişirdim. Bir de narlı salata yaptım.&amp;nbsp;Büyüdük de evde misafir ağırlıyor, yemekler pişiriyoruz. Özge'm bana harika bir sürahi ile kedili kupalar almış. Benim ilk ev hediyem, üstelik arkadaşım artık çalışan bir kadın! Kahvelerimizi kedili kupalarda içtik, üzerlerine süt köpürtüp öyle servis ettim ve bunu neden kendi kendime hiç yapmıyor olduğuma da şaştım. Ondan sonra kendime de süt köpüklü kahveler hazırlamaya başladım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ihMAH5xT5IU/TxIHBviXpcI/AAAAAAAACe8/RO6Zb6QRxKk/s1600/DSC_0262.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="179" src="http://4.bp.blogspot.com/-ihMAH5xT5IU/TxIHBviXpcI/AAAAAAAACe8/RO6Zb6QRxKk/s200/DSC_0262.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Bu kupayı geçtiğimiz yıl almış, buraya da resmini koymuştum hatta. Özge sevimli kedicikli kupalar getirince uzun zamandır eski kedili kupamı hiç hiç kullanmamış olduğumu fark ettim ve siyah kedi bana küsmeden derhal içini köpük köpük yaptım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-fuagC9NiSmM/TxIGvABATiI/AAAAAAAACdc/zZybN5yzFxo/s1600/DSC_0231+%25282%2529.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://3.bp.blogspot.com/-fuagC9NiSmM/TxIGvABATiI/AAAAAAAACdc/zZybN5yzFxo/s320/DSC_0231+%25282%2529.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir sonraki akşam ise Burçin'im geldi yemeğe, ona şaraplı mantarlı tavuk ve fırında bezelyeli pilav pişirdim. Fırında pilav nasıl oluyor, diyeniniz olursa muh-te-şem oluyor! Burçin'e bir fırın gelecek kaç zamandır, kızcağız fırınım gelsin diye gözü yollarda bekliyor, fırınımda elmalı pay yapacağım diyor da başka şey demiyor; fakat fırın da bir türlü gelemiyor, adamlar şu gün geleceğiz deyip başka gün gelmeye kalkıyorlar, siparişlerde sorun oldu diyorlar, devamlı erteleniyor fırının gelişi. Burçin'e fırında bir şeyler yapmam farz olduğundan tercihimi fırında pilavdan yana kullandım.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yemekler ve çiçekler üzerinden, sessiz kaldığım zamanlar boyunca yaşadığım en renkli bölümleri dinlediniz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hepinize ağzınızın tadının hiç bozulmayacağı, leziz ve taze çiçek kokulu, mutlu bir yıl diliyorum!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-2891284461177710912?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/2891284461177710912/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=2891284461177710912' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/2891284461177710912'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/2891284461177710912'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2012/01/yemek-ve-cicek-gunlukleri.html' title='Yemek ve çiçek günlükleri'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-wHnwz37MPhM/TxIGpjCAQtI/AAAAAAAACc8/jK6qln8wYhg/s72-c/DSC_0185.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-4677811512096983257</id><published>2012-01-13T22:22:00.000+02:00</published><updated>2012-01-13T22:22:18.861+02:00</updated><title type='text'>Bir çamaşır günü</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-jwlzgBMr8l0/TxCSJ28kd1I/AAAAAAAACcc/ecnKIC5Hbs0/s1600/shrunk+del.gif" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-jwlzgBMr8l0/TxCSJ28kd1I/AAAAAAAACcc/ecnKIC5Hbs0/s200/shrunk+del.gif" width="141" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Az önce renklileri yıkadım ve en sevdiğim siyah kazağım çekmiş galiba. Kırk derecede yıkamıştım halbuki, daha ne yapayım? Otuzda mı yıkasaydım acaba? Otuz da ne ki Allah aşkına, ter ve tuza bürünmüş spor kıyafetlerim otuz derecede ne temizlenecekler. Kazağı ayrı mı yıkasaydım acaba? Daha önce de aynı şekilde yıkamıştım, çekmemişti oysa. Önceden mi otuzda yıkadıydım ki? Kazağı tek başına mı yıkasaydım?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İşte benim böyle aşırı bir "ziyan olmasın" huyum var ve canıma okuyor son zamanlarda. Bir restoranda getirilen ekmeklerden bir lokma aldım mı o ekmeğin gerisini yemek zorunda hissediyorum, çünkü çöpe gidecek olması içimi yakıyor. Geçen pazar kahvaltımı dışarda yaptım, bana kocaman bir kase reçel ve kocaman bir kase bal getirdiler, çok üzüldüm. Hepsini yiyemedim tabi ve kalanı çöpe gitti, keşke kazanla getirmeselerdi. Ayrıca 10-15 tane de zeytin getirdiler, yemediğim zeytinleri de attılar çöpe. Şimdi çamaşır makinesini 2 kere çalıştırsaydım kullanılacak suya ve elektriğe çok giderdi içim, dayanamazdım. Böyle de kazağımdan mı oldum acaba?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Galiba ziyana alışmam lazım. Annem derdi ki, çocuğunun yemediği yemeği dökmen gerekiyorsa dökeceksin. Anneler hep çocukların tabakta bıraktıkları yemeği ziyan olmasın diye yer yer şişerler, derdi - ki annem benden tutumludur.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hiç unutmam bir sabah sahilde kahvaltı yapmaya gitmiştik. Laf aramızda sahilde kahvaltı yapmayı da sevmiyorum ben. Sürekli rüzgar esiyor, ne zaman gitsem üşürüm. Daha fenası, feci bir kalabalık oluyor. Kalabalıktan geçilmiyor zaten bu şehirde. 5-6 sene oldu İstanbul'a geleli, ve şu kısacık zamanda şehrin nasıl kalabalıklaştığına korkular içinde şahit oldum. Eskiden gittiğim yerlere gidemiyor, eskiden keyifle dolaştığım sokaklarda ilerleyemiyor, eskiden huzur bulduğum kafelerde şimdi adım atacak yer bulamıyorum. Çok üzülüyorum bu çirkin kalabalıklaşmaya, çok. Sevdiğim tüm mahallelerin çehresi değişiyor, her yer gönlümden, ellerimden kayıp gidiyormuş gibi hissediyorum. Yarın bir gün kendi mahallem, şu sokağım da benden alınacakmışçasına korkuyorum. Her an burası da mahvolacak, hayatım hep geçmişin dinginliğine öykünerek geçecek gibi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hiç unutmam bir sabah sahilde kahvaltı yapmaya gitmiştik. Bize simit getirmediler, kalmamış. Bir süre sonra ilerde, setin üstünde bir koca sepet simit ilişti gözüme. Garsonu çağırdım, hani simit kalmamıştı, diye sordum. Onlar kalkan masanın, dedi. Ne yapacaksınız o dokunulmamış simitleri, dedim, atacağız ne yapalım, dedi. Getir sen onları, dedim ve kahvaltımıza çıtır çıtır, pek güzel simitleri ekledik. Ne saçma şey yahu! İçine mi tükürdüler sanki simit sepetinin? Sanki o simitleri doğrarken eliyle tutanların elleri steril mi? Simiti getiren çok mu pak sanki? Hiç takmam böyle şeyleri. Titiz olmasına çok titizim ama bazen böyle anti-titizim demek ki.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kazak çekerse ılık suda on dakika bekletip sıkıp serip çekiştirip kurumaya bırakınca işe yarayabilirmiş. Kurusun da bakalım, o zamana panik kalbim de durulmuş olur.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-4677811512096983257?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/4677811512096983257/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=4677811512096983257' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/4677811512096983257'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/4677811512096983257'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2012/01/bir-camasr-gunu.html' title='Bir çamaşır günü'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-jwlzgBMr8l0/TxCSJ28kd1I/AAAAAAAACcc/ecnKIC5Hbs0/s72-c/shrunk+del.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-8949419403133009132</id><published>2011-12-16T18:09:00.000+02:00</published><updated>2011-12-19T12:57:57.822+02:00</updated><title type='text'>60</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Babacığım dün altmış yaşını bitirdi. Sonunda sıfır olması bir on yılın devrildiği süsünü taşıdığından, uzun zaman önce dün burada olmaya karar vermiştim - babamın haberi olmadan. Patch Adams filminde gördüğüm bir oda dolusu balondan feci esinlenip evimizi çok çok balonla doldurmak istedim, tabi filmdeki kadar çok balonla dolduramazdım çünkü o profesyonel bir iş olurdu ve babam bir Patch değildi ne de olsa. Elli altmış balon ile beş yüz balon arasında bir kıyaslama yapacak olsak biz gerçek hayat insanlarına ilk sayı gayet makul gelir sanıyorum. Tamam beş yüz balon şişirilip evin içine doldurulsa belki çok şikayet etmeyiz, ama bütün şişirme ve bağlama aşamalarını rahatça atlatmış olduğumuzu varsaysak bile o beş yüz balonu sonradan ne edeceğimiz sorununu yabana atamayız! Beş yüz tane "Pat!" oldukça fazla olabilir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çocukluğumdan beri korkulu rüyamdır balon şişirmek, çünkü hiçbir zaman bir balonu rahat rahat şişiremedim. Lastik lastik balonlar bir türlü şişecek kıvama gelemez. Öncelikle sağa sola çekiştirmek, uzatmaya çalışmak gerekir; zaten bu aşamayı atlarsanız hepten yandınız. Ne kadar uzatılıp esnetilirse esnetilsin o balon ilk şişikliğini kazanıncaya dek ciğerlerinizi tam kapasite kullanmanız gerekir ve bunun sonucunda elde edeceğiniz şişkinlik minik bir elma kadardır. Balon ancak bundan sonra gardını indirip adam gibi şişmeye başlar. Şişen balonun ucunu bağlamak iyice bir meseledir, balondan hava kaçmaması gerekir. Ufak bir dikkatsizliğe düşerseniz, ciğerlerinizden zar zor aktarmış olduğunuz güzelim hava, bir iki saniye içinde fırrrt diye uçar gider. Balonun ağzını bağlamak için yine ucunu uzuun uzun çekiştirmeniz, parmaklarınıza dolamanız, o doladığınız ucu aradan geçirmeniz falan gerekir.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Elli beş balon şişirdik ve bağladık annemle ikimiz. Aslında aklıma bisiklet pompası kullanmak gibi şahane bir fikir gelmişti fakat bulamadık öyle bir şey. Aşağı yukarı yirmi dakika içinde hazırladık hepsini. Balonların tadı fenaydı ve ah o bağlama kısmı ellerimi pek acıttı, ama sonra tüm balonları salondaki koltuğa yığdığımızda içimize sindi doğrusu. Annem sabahtan kalkıp pasta yapmış babama, benim eve gelip brownie pişirmek gibi hayallerim vardı ama yetiştiremezdik o zaman.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ailemizde sana şunu şunu aldım, doğum günün diye bak sana ne aldım gibi şeyler olmadığını daha önce söylemiştim ama ne olacak canım bir daha söylemiş olayım ki şimdi yazacaklarım kimseye anlamsız gelmesin ya da bu ne biçim kız babasına hediye de almamış denmesin. Ayrıca babama yılbaşı için minicik bir takvim almıştım Garfield'lı, onu getirdim. O takvimciği alırken birilerine yılbaşı hediyesi almak için yola çıkmamıştım ama. Öylesine kitapçıya girip takvimleri görüp sevindirik olmuştum. Kendime her sene aldığım masa takviminden aldım, bir tane Snoopy'li ajanda aldım ve babama aldığım minik takvimin Snoopy'lisinden aldım. Mutfak takvimi annemin vazgeçilmezidir, ona da mutfak takvimi aldım. Hani birbirimize şu bu hediyesi almıyorduk, alıyormuşuz efendim ama yalnız içimizden gelirse. Yani bir anda gelişti ger şey diyorum. Ne diyordum sahi ben, hah evet şöyle bir düşünce gelmişti aklıma, babama doğum günü hediyesi ben olayım işte. Hatta ona sürpriz yapıp buraya gelmem çerçevesinde kendimi kurdelelere sarıp tepeme de bir fiyonk oturtmayı düşünmüştüm. Sonradan bu senaryo içimi açmadı. Birisine "En güzel hediye sensin!" demek başka şey, birisinin sana gelip "Hey, işte hediyen benim!" demesi başka şey ve ikincisi pek narsistçe göründü gözüme - doğum günü sahibinin kızı olsam ve biz topyekûn doğum günlerini pek sallamayanlar ailesi olsak bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-BAycnBJK-8U/Tu8XnINUkpI/AAAAAAAACcU/eoqw2uLhHSw/s1600/DSC00732-2.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://4.bp.blogspot.com/-BAycnBJK-8U/Tu8XnINUkpI/AAAAAAAACcU/eoqw2uLhHSw/s200/DSC00732-2.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Hihii bakın bu pastayı annem yaptı! Türkçe kalıbımız yokmuş, üzgünüm.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-PH1cg5AfrIA/Tu8XlYA6fjI/AAAAAAAACcM/d6hdEZFZrXs/s1600/12.15.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="276" src="http://4.bp.blogspot.com/-PH1cg5AfrIA/Tu8XlYA6fjI/AAAAAAAACcM/d6hdEZFZrXs/s400/12.15.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Babam geldiğinde annemle ikimiz içerdeydik. Hoplaya zıplaya koridordan geçip karşısına çıktım, ben geldiiim diye atladım boynuna çocuk gibi. Babam bir şekilde anlayacak diye tırsıyordum bileti aldığımdan beri, kredi kartı ekstrelerine bakacak olsa uçak biletini görecek örneğin ya da ne bileyim. Babamı şaşırtmak istiyordum işte ve iyi iş başardım, hiç beklemiyormuş sahi babam. Bunda önceki günkü sınavımın ve dönem sonuna yaklaşıyoruz yoğunluğumun da yadsınamaz payı olsa gerek. Hemen babamı salona götürüp balonları gösterdik. Yalnız pasta mumu almayı unutmuşuz, babam Tonton'u gezdirirken kendi mumlarını kendisi aldı da bu krizi de böylece atlatmış olduk. Babam geçenlerde "Bir kuru fasulye pilav olsa da yesek" gibisinden bir şey söylemiş, annem de şahane bir kuru fasulyeyle pilav pişirmiş. Babamla Tonton gezerlerken ben de salata yapmaya koyuldum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Burda çok kıymetli bir rendecağızımız var, rendeliği batsın. Kendisi pek çok kör rende sendromuna kesin çözüm olması ümidiyle ta Almanyalardan alınmış olup Rös.le markasını taşıması vesilesiyle de acayip kıymetlidir ve sözde dünyanın en iyi, en keskin, en fonksiyonel rendesidir. Ne kadar Rös.le olursa olsun ve üstelik çok hakiki Rös.le olursa olsun geldiğinden beri hiçbir şeyi rendeleyemediği su götürmez bir gerçek olmasına rağmen iyi kötü bir parçalama işlemi gerçekleştirebildiği için çöpü boylayamamıştır maalesef. İşbu rendecağızla havuç rendeleyecektim salataya, ama zaten pek kötü rendelediği için dedim ki bunun yan tarafını kullanayım da verev havuç dilimlerimiz olsun. Rende pek tembel olduğundan bir dilim, iki dilim, derken üçüncüde muhakkak tıkanıyor. Ben de mecbur tıkanan parçayı ittire kaktıra aşağı atıp büyük bir kuvvet uygulayarak havucu dilimlemeye devam ediyorum, derkeen baş parmağım zart diye rendeye girdi.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Anne, dedim. Bir dakika gelir misin, acil. Sesim de nasıl sakin, ama nasıl korkuyorum anlatamam. Minik bir kesik güya ama ben feci, feci korktum; çünkü gördüm yani parmağım resmen rendeye girdi işte ötesi var mı? Annem tabi durumun aciliyetini tam kavramadı, orada bir "acil" demiş olmam çok yeterli değil. Yine gayet sakin, elim kesildi, diye seslendim. Annem geldi hemen, ay anne çok korkuyorum işte rende şu bu, göz ucuyla bir daha baktım ki parmağımın üstünde böyle bıngıldayan bir parçamsı da var, aman hepten içim gitti. Bunun kanı duracak mı, dikiş mi attırsak gibi düşüncelere kapıldık; fakat babamın doğum günü yani dikişlerle mikişlerle zaman kaybetmenin sırası değil, o sebepten iki bantla sıkı sıkı, çok çok sıkı sardık. Salatanın kalanını annem devraldı, yapmasını bırakın zaten yemesi bile oldukça zordu.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kas yapımız ne acayip, diğer dört parmağımı kullanırken bile bir acı oluyor bazen ve nasıl bir acı anlatamam. Bir parmağımın üstü kesildi diye kendi kendimi çok rahat idare edemez duruma geldim. Sol elimle dişlerimi fırçalamakta çok zorlandım, gece yüzümü yıkayamadan uyudum. Sabah spora gidecektim ama elimi her sallayışımda nasıl bir acıyla karşılaşacağımı bilemediğimden önce koridorda koşu denemeleri yaptım, neyse fazla sıkıntı olmayacağa benziyordu. Spor yaptım yapmasına ama gitmeden önce daracık taytımı tek elimle giymem çok zor oldu, işte alınan kiloların zararını bir kez daha görüyoruz. Saçlarımı toplaması ise en en zoruydu; sol elimde tokayı döndürecek refleks yok ve sağ elimle katiyen, katiyen yapamıyorum bunu!&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Spordan sonra annem geldi, beni yıkadı, giydirdi sağ olsun. Saçlarımı tarayıp kurutabildim. Diyorum ya, garip. Bazı hareketleri yapabiliyorum ama bazılarını kesinlikle yapamıyorum ve hangisini yapıp hangisini yapamayacağımı bilemediğim için ne zaman birine ihtiyacım olacağı hiç belli olmuyor. Tabi iki gün saçlarımı toplamadan da yaşayabilirim ama neyse. Annem bantları çıkaralım, kan man oturur diyor fakat mümkün değil o bantları çıkarmamız. Canım öyle acıyor ki o yapışmış bantları ordan kaldırana kadar kesin ayılır bayılırım acıdan, düşünmesi bile korkunç. Öte yandan bir şey yapmamız lazım, kalktık beraber alt sokaktaki sağlık ocağına gittik.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hemşire, keşke bantlamasaydınız, dedi; çünkü şimdi bant oraya yapıştığından çıkartması çok zor olacak tabi. Önce makasla kesmeye çalıştı ama makas girmedi, bunun üzerine neşterle kesmeye karar verdi bandı fakat eli mecburen yaranın üstüne değiyor ve canım nasıl acıyor! Anneme sarılıyorum, ellerimi sıkıyorum, ahlayıp vahlıyorum, içimde nasıl bir korku, hayretlerim şaştı. Benim canım meğer ne tatlıymış! Hepi topu derin bir kesik; ama o korku hissi yok mu, her şey o korku yüzünden. Bant zar zor çıktı, biraz rahatladım. Doktor hanım geldi sonra, deriyi kaldırıp bakmam lazım dedi, aman başımı annemin göğsüne yasladım ve bebekler gibi nefesimi tutup canımın feci yanacağı o anı beklemeye başladım, yine şekilden şekle girdim ve sonra hepsi bitti. Parmağım ilaçlandı, sarıldı, çok korkulacak bir kesik olmadığını söylediler ama iyileşmesi uzun sürecekmiş tam eklem yerinde olduğu için. Habire açılıp tekrar kanayacakmış haliyle.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ben de kendimi dayanıklı sanırdım! Halimi bir görecektiniz, hemşire hanımla gülüştük sonradan. Dayanıklı olmasına dayanıklıyımdır aslında, nitekim korku geçip canımın ne kadar acıyacağını bir kere tecrübe ettikten sonra diğer müdahalelerde hemşire hanımın "Biraz acıtacağım, üzgünüm," dediği her seferde gözlerimi sıkı sıkı kapatıp "Sorun değil, hiç önemli değil," diyebildim. Çok metanetliydim o sıra; fakat o ilk bilinmezliğin yarattığı korku yok mu, elimi ayağımı titretiyor resmen.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Annem de dedi, pek tatlıdır senin canın, diye. İyi bilirmişim kendimi korumasını. Bantlar gevşesin diye elime su tutuyordum ilk gittiğimizde, hemşire hanımın kızı geziniyordu odada. Minicik bir şey. Yüzüne bir baktım ki birkaç ufak benek var, sivilce gibi. Anne, dedim, bu kız su çiçeği falan mı olmuş yoksa? Aman yine korkular bastı içimi. Bir de su çiçeği olsam tadından yenmez artık. Annem küçük kıza baktı, senin yüzünde neler var öyle, dedi, minik kız da "Su çiçeği!" diye yanıtladı. Hah, dedim, bir bu eksikti, pek güzel! Hemşire geldi, hemen "Ben su çiçeği geçirmedim!" dedim, ama neyse kız bulaşıcı evreyi atlatmış artık iyileşiyormuş. Aşısını olmuştum küçükken ama pek garantisi yok galiba o aşıların. Annem hayret etti, hemen nasıl fark ettin kızın su çiçeği olduğunu, diye. Söz konusu pek tatlı canım olunca dikkat kesiliyormuşum demek!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Belirtmeliyim ki hiç öyle yaygaracı bir tip olmadım. Çocukken her gün yeni bir yaram ve iltihap içinde dizlerim olurdu ama hiçbir zaman oturduğum yere çakılı kalıp ortalığı inletmedim. Dün elim kesildiğinde de bakın nasıl sakindim fakat müthiş korktum. Annem, ben sana söylemedim ama dün suratın mosmor olmuştu, dedi sağlık ocağından dönerken.&amp;nbsp;Böyle minicik bir kesikte renkten renge giriyorsam Allah vermeye sahiden büyük bir şey gelse başıma, kim bilir ne hale gelirim, diye düşündüm ama diyorum ya o ilk korku geçince alışıyorum ve eşiği atlamış oluyorum. Bandı çıkaramayacağımdan nasıl emindim, tıpkı küçükken kaşlarımı cımbızla alamayacağımdan emin olduğum gibi. Çok acıyacağını bile bile hayatta o cımbızı tutup çekemem, imkanı yok diyordum. Bir kaş tüyünün derinin altından, kökünden kopup derinin üstüne yaptığı o kısacık seyahat ne kadar uzun soluklu bir filmdi benim için. Diyorum ya, canım ne tatlıymış meğer!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Günün en sevimli anı, bantlar çıkarıldıktan sonra parmağım kanamaya başladığında küçük kızın yere düşen bir damla kana bakıp, kan yere değer değmez sessizliğin ortasında "Eybah!" demesiydi. Odada kim var kim yok hepimiz bir anda rahatlayıp gülmeye başladık.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İstanbul'a dönecektim hemen, ama bu durumda dönemeyeceğim! Çantalarımı taşımam ve eve gidip kendi işimi görmem şimdilik mümkün görünmüyor. Yapacak dünya kadar iş ve ödev var ama bir iki gün daha burada kalmam kısmetmiş demek! Akşam da yemeğe çıkıyoruz. Oh oh.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu arada elime dikiş attırmadık ya, zaten o acayip yere dikiş atılması çok da iyi bir fikir değilmiş, hem zaten kesik öyle süper derin olmadığı için pek dikişlik bir durum yokmuş, endişelenmemeliymişim. Bir de ilk iki sefer kuaförde aldırmıştım kaşlarımı ve sonra hep kendim aldım. Bilirsiniz ki güzellik işlerimin tamamını kendim halletmemle ve kuaföre sadece saçlarımı kestirmeye gitmemle ünlüyümdür.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ayrıca akşam yemeğinden sonra tencerede kalan pilavı bitirdim ve anneme de dedim ki eğer pirinç pilavına tavuk suyu katıyorsan sakın ola benim bu pilavın tamamını yemeyeceğim gibi uçuk fikirlere kapılma. Tavuk suyunu koyuyorsan neyle karşı karşıya olduğunu bileceksin.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Bugün annem balonları patlatmış da aklıma belediye başkanının, kendisine yöneltilen ve delillerle açıklanmış suçlamalar karşısında hezimete uğrayışının ertesi günü, Se.da Sayanımsı bir programa çıkıp önceki geceki tartışma programından muhtemelen haberdar olmayan bir kısım kör destekçisine oyunlu şenlikli bir havada yarandığı o balon patlatma merasimi geldi. Verseydik de bir kenarda dursaydı balonlar, yarın bir gün benzer bir durumda işe yarar, hahayt. Babam için şişirdiğim balonları bırak, günahımı vermem.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-8949419403133009132?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/8949419403133009132/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=8949419403133009132' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/8949419403133009132'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/8949419403133009132'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/12/bas-parmagnzn-kymetini-iyi-bilin.html' title='60'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-BAycnBJK-8U/Tu8XnINUkpI/AAAAAAAACcU/eoqw2uLhHSw/s72-c/DSC00732-2.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-8385779370327698669</id><published>2011-12-11T14:32:00.001+02:00</published><updated>2011-12-11T22:51:36.681+02:00</updated><title type='text'>Ohh!..</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-wqyRvBhyA0U/TuS0oiwYoBI/AAAAAAAACcE/FOLc1lk_0Vc/s1600/123_by_ukigo-d4irv6i.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-wqyRvBhyA0U/TuS0oiwYoBI/AAAAAAAACcE/FOLc1lk_0Vc/s320/123_by_ukigo-d4irv6i.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu aralar yaratıcı olmakla uğraşamadım hiç. Bıraktım kendimi, nasıl olacaksam öyle olayım. Şuna buna yetişmekle, bir şeylerin ucundan tutmakla uğraşmayayım. Kimi iplerin arkasından koşturmak zoruma gidiyorsa, salıvereyim gitsin onları. Bana iyi gelen ne ip varsa sırf onları çekeyim. Sabah kalktım günaydın ipi, yeni bir güne başlıyorum ve nasıl istiyorsam öyle olacak ipi, akşam hiçbir yere gitmiyorum ve televizyonun karşısında pinekliyorum ipi, hayır canım kimseyle konuşmak, görüşmek, buluşmak istemiyor ipi, ve inanılmaz ama gerçek, hayatımda ilk kez, hayır, bu hafta da ödevimi yapamıyorum ipi.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Geçen yazımda hastalandığımı yazmıştım hani, o hastalık bir türlü geçmek bilmedi. Aslında içim devinim içinde, kıpır kıpır olmaya müthiş istekli bir durumda olsam bir iki güne kalmaz geçerdi, biliyorum. Sırf ben istemiyorum diye hastalığın geçmesi uzun, çok uzun sürdü. Üç değişik antibiyotik ve yanlarında verilen bir dolu ağrı kesici, damla ve pastil ile iki-üç hafta geçirdim. Bir yandan iyileşip hayatıma dönmek istiyordum ama bir diğer yandan da o kadar güçsüzdüm ki bıraksınlar öyle kalayım, bir süre daha rölantide durayım diyordum. Benimle birlikte dünyanın da durmasını istiyordum ama; yani huzurlu bir dinlenmeye çekileceğim ve herkes, eh hak etti canım az daha dinlensin, diyecek. Kimse bana dokunmayacak, ilişmeyecek. Böyle bir dünya yok aslında, ama inanır mısınız buna yakın bir dünya kurmuşum kendime. Okulda herkesin bir şeyler söylemesini, artık kendine gel, demesini korka korka bekliyordum, dahası, böyle bir uyarı alırsam bununla baş edemeyecek olduğumu seziyor ve öyle ya da böyle toparlanmam gerektiğini biliyordum. Fakat bana böyle bir yaklaşımda bulunabilecek kim varsa kapalı tuttu ağzını, sanki benim içimden tüm bunların geçtiğini bilir ve erdemli, uzatmalı bir sabrı bana hak görür gibi.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hayatımın ruhsal dinamiklerinin kökünden sarsılması bir yana, fiziksel dinamiklerimin de değişmesi canımı sıkmaya başlamıştı artık. Her sabah kalkıp spora gittiğim için sabahları kalkınca yapacak iş bulamamaktan ötürü asabım bozuluyordu bir kere. Kalktığımda aç hissetmiyor ama kahvaltı yapmadan güne başlamak istemiyor, sanki mecburen kendime yiyecek bir şeyler hazırlıyor ve günümün kalanını da başına uydurmak ister gibi hep bir mecburiyetler havasında geçiriyordum. En son geçen cuma üçüncü antibiyotiği kullanmam gerektiğini söyledi doktor ve artık isyan ettim. Başta bir dinlenme bahanesi, bu aralar başıma gelen belki de en güzel şey, demeye kadar vardırabildiğim bu ufak rahatsızlık "fırsatı" korkutucu olmaya başlamıştı. Cumartesi sabahı, öğlene doğru bir saatte yorganın içinde kıvrık kaldığım sırada annem aradı. Bir anda ağlamaya başladım; yataktan çıkmak istemiyordum, giyinmek ya da yıkanmak istemiyordum, okumak ya da yemek istemiyordum, hiçbir şey istemiyordum ve müthiş sinirliydim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Birilerine, ki bu hayatta hep canım annem olmuştur, yüklenip sinirlerimi azıcık boşalttıktan sonra hiç değilse banyoya gidecek gücü buldum kendimde. Banyodayken odamda çalan telefonun sesini duyuyordum. Çıktıktan sonra annem acele acele tekrar aradı ve yola çıktıklarını, itiraz istemediğini, akşama doğru burada olacaklarını söyledi. Sahiden itiraz edecek gibi oldum, çünkü yediği önünde yemediği ardında kızlarının şımarık histerikliği yüzünden sür sökün atlayıp oralardan buraya gelmelerini kabul edemiyor, çok utanıyordum. Fakat onlara nasıl ihtiyacım vardı, nasıl. Hadi yine ağlamaya başladım, sahi gelecek misiniz, diye. Telefonu kapattıktan sonra kaç zamandır ilk kez güzel güzel giyindim, yazdan beri önünden geçip durduğum ve sonunda iki hafta önce satın almış olduğum baykuşlu kolyemi bile taktım. Çok kilo almış olmama rağmen hiç de fena görünmüyordum. Dışarı çıkıp çiçekçiden "erengül" adında iki buket çiçek aldım. Belki okurlar diye gazete aldım. Aslında okumayacaklarını biliyordum, çünkü akşama burada olacakları anca, ama evimde gazete olmasını istedim. Çoğuna elimizi bile sürmedik nitekim, fakat varlıkları yetiyordu bana ve bu "lüksü" yaşamak istedim. Satın aldığım her şeyin bir işlevselliği olması hususunda son zamanlarda geliştirmiş olduğum katı kurallarımı bu şekilde yıkıp biraz ferahladım. Evin önündeki kocaman ağacın döktüğü sonbahar yaprakları sokağı gerçek bir yaprak denizine çevirmişti, o denizden altı yedi yaprak toplayıp evdeki kırmızı çanağın içine, çanakta duran boncukların tabanına yerleştirdim. En büyük atılımım ise biri taşındığım günden, diğer ikisi yazdan beri boş boş durmakta olan ve günün çeşitli saatlerinde hüzünle bakıp, bu çerçeveleri doldurmam gerek, diye hayıflandığım çerçevelere resimler yerleştirmek oldu. Kafamdaki plan bilgisayarımdaki binlerce fotoğraf arasından üç tane seçip bastırmak ve onları koymaktı, fakat bu da nasılsa tutmak istemediğim iplerden biri halini almış meğer. Ben de iki tanesine birer kartpostal yerleştirip bir tanesine de bir dergiden hemen o an beğenip kestiğim ufak bir fotoğrafı yerleştirdim. Nasıl hafifledim anlatamam.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Annemler gelene dek oturup gazete okudum, film izledim. Daha geleceklerini söylemeleri bile içimde bir yaşam enerjisi oluşturmuştu ya, pek şaştım bu işe. Kendi kendine yetme, güçlü olma durumunu abartmışım zaman içerisinde, herhangi birine ihtiyaç duymamak bir yana annemle babama ihtiyaç duyuyor olmamı bile zor kabullendim sanki. Kaç zamandır korkuyorum insanlardan. İnsanları bıktırmaktan, onlara zayıf taraflarımı yansıtmaktan çekiniyorum; çünkü insanlara zayıf taraflarımı göstermenin büyük bir hata olduğunun bana sürekli hatırlatıldığı bir dönemden geçmiştim vaktiyle. Gülümseyemediğim, ağırlaştığım zaman hemen susuyordum, çünkü kimseye bir şey belli etmeme konusunda hiç usta değilimdir. Halbuki doğam bu benim, neysem oyum. Beğenmeyen küçük oğluna almasın, deyip canım sıkkınsa canımın sıkkınlığını yaşamak da bir erdem sanırım. Bu süreçte iki şey işittim: birincisi, insanları bıktırmanın yalnızca olumsuzları aktarmakla değil, aklınıza gelebilecek olumlu olumsuz her şeyin yansıtılmasıyla yaşanabileceği. İnsanları bıktırmak söz konusuysa sorunlar anlatıldı diye olmuyor bu, varlığınızın tümüyle bir bıkkınlığın ortasında kalıyorsunuz ve çok mutlu, umutlu, şen şakrak bile olsanız sanmıyorum ki bu bıkkınlık atmosferini dağıtabilesiniz. İnsanları ağzınızdan çıkan şahane şeylerle de bıktırabilirsiniz, dolayısıyla aman benden bıkmasınlar diye doğanıza aykırı hareket edip mutluymuş gibi yapmak ya da köşenize çekilmek diğerlerine yapılmış bir lütuf değil.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İkincisi ise yukardaki cümlelerimin devamı niteliğinde, yalnızca iyi hissettiğim zamanlar insanlarla beraber olup çok da iyi hissetmediğimde onlara yüklenmemek adına geri çekilmemin duyarlı, fedakar bir davranış olmamasını bırakın, bunun "küstahlık" olduğu. Küstahlık! Söylenişi bile içimde hiç olmadığını sandığım bir damarın üzerine olanca ağırlığıyla bastırır gibi, öyle kuvvetli bir anlam var bu küstahlıkta. Değer verdiğim insanların bana gelip sorunlarını anlatmalarından hiçbir zaman rahatsızlık duymadım ve bir gün olsun "Aman bu da yine içimi kapatacak şeyler söylüyor!" demedim, bilakis arkadaşlarımın bana sıkıntılarını açmaları, sorunları ne denli büyük olursa olsun, bende hep bir sıcaklık duygusu bıraktı. Aynı şeyi beni dinleyenlerin hissetmeyeceğini düşünmenin, yalnız mutlu zamanlarımı aktarıp küçük sorunlarımı bastırmanın "küstahlık" diye nitelendirildiğini duyduğumda irkildim önce, aradaki bağlantıyı kuramadım. Sanırım hala bu "küstahlık" kelimesini yerli yerine oturtabilmiş değilim, fakat her düşündüğümde beynimin içinde yankılana yankılana ilerliyor ve her seferinde yaklaşıyor anlatmak istediğine.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Siz sevgili okuyucu, sizi bıktırırım diye uzun yazılarımın sonunda kaç kez mahcubiyetimi dile getirdim, dile getirmediysem bile emin olun içime koca mahcubiyetler sıkıştırdım. Beni uzun, upuzun yazılarımla sevebileceğinizi, gününüzün en uzun ve sıkıcı ayrıntısı olmayacağımı düşünmekte zorlandım. Bunun içinde ufak, çok küçük bir bencillik bile yatıyor olabilir: öyle matah bir kişi olmalıyım ki uzun yazdığım için sizi bıktırayım ve edebi kalitesizliklerden sorumlu bulunayım!&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Son günlerde pek yazamadım, çünkü bunu da kabullenmesi zor olmakla beraber canım pek de yazmak istemiyordu işte. Fakat bunun o küstahlıkla bir ilgisi yok. Evvel zaman, herkesin küçük ayrıntılarını okumaktan keyif duyduğum halde kendi küçük ayrıntılarımın pek bezdirici olduğunu düşünegeldiğim süre boyunca kendimden olabildiğince az söz etmeye çalıştım. Oysa insanım ben, benim de sorunlarım olacak. Hele bu aralar, bir buçuk ay önce ömrümde ilk kez soruyormuşçasına "Ben neyi seviyorum? Ben ne yapmak istiyorum?" diye kendime sorduğumdan beri tepetaklak oldum sanki (yukarıda söz ettiğim ruhsal dinamiklerimin kökünden sarsılmış olması bu); fakat bu konuda hiç söz söylememem içsel yolculuğumun derinliğinden kaynaklanıyor, ilgilenmeyip beni küçük göreceğinizden endişelenmemden değil. Şimdi biliyorsunuz işte, neyi sevdiğimi, ne yapmak istediğimi, anlamlarımı bulmaya çalışıyorum bir süredir. Bu da ilk kez çıktığım bir yolculuk; ayrıntılarını keşfetmem uzun sürüyor, aktarmaya kalksam -kendi kendime bile aktaramıyorum- omzuma yük olacak.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Evet, içimde çalkantılar, anaforlar oluşuyor ve saniyelerle birbirine dönüşen mutluluklarım, umutsuzluklarım var - öylesine olağan bunlar. Kısaca hala, son sürat yaşıyorum!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-8385779370327698669?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/8385779370327698669/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=8385779370327698669' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/8385779370327698669'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/8385779370327698669'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/12/ohh.html' title='Ohh!..'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-wqyRvBhyA0U/TuS0oiwYoBI/AAAAAAAACcE/FOLc1lk_0Vc/s72-c/123_by_ukigo-d4irv6i.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-2937433968079114528</id><published>2011-11-23T20:43:00.001+02:00</published><updated>2011-11-23T21:36:59.463+02:00</updated><title type='text'>Sevgili doktorum</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-mxPZR9jWRJU/Ts1LKfxIlAI/AAAAAAAACb8/-TBeYQ5zT1M/s1600/stock-illustration-16197901-happy-doctor.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-mxPZR9jWRJU/Ts1LKfxIlAI/AAAAAAAACb8/-TBeYQ5zT1M/s320/stock-illustration-16197901-happy-doctor.jpg" width="248" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Polikliniğe gittim, sevgili doktorum ağzımı açıp "Aaaa!" dememi istedi. Ağzımı açmayı becerdim de "Aaaa!" demeyi beceremedim baştan. Bunun üzerine doktorum da benimle birlikte "Aaaa!" dedi; önce o başladı, ben ortada bir yerde katıldım ve beraber bitirdik "Aaaa!"yı. Doktorla beraber "Aaa!"lamayalı ne çok zaman olmuş. İnsan ne mutlu hissediyor sevgili doktorun yanında, hele "Bol bol su içmeyi ve meyve yemeyi unutma! Bir hafta sonra da kontrole gel!" dediği zaman bir bakanı, ilgileneni olduğunu hissediyor. Biz de biliyoruz su içmek lazım, ne diye söyledi ki, gibi bir düşünce şöyle dokundurur gibi, şimşek hızında geçiyor. İşte tam o noktada bebeklikle büyüklük arasında ince bir çizgide yürüme hakkın olduğunu fark ediyorsun ve birkaç saniye için, elinin kapının tokmağına uzandığı ve çıkmaya doğru bir iki adım attığın o kısacık sürede bebekliğin tadını çıkarıyorsun! Oh, piki, meyve ve su!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bebekken bir doktorum vardı, adı Abdülkadir'di sanırım ama ben ona Abdülkadir Mukadir Amca diyordum. Büyük bir ekmek sepeti boyutlarında bir tartısı vardı ve ben o tartıya sığıyordum, habire tartıyorlardı beni. Mukadir Amca'nın stetoskobu ve metal boğaz çubuğu gibi soğuk olan elleri, minik bedenime göre çok devasa olduğundan beni hamur gibi yoğuracağı hissine kapılırdım. Çocukların pek de cümle kurmalarının beklenmeyecekleri bir yaşta, karnımda bir ağrı olup olmadığını kontrol ettikten sonra anneme dönüp "Doktoy döbüş acıdı!" deyivermiştim. Elleri soğuk olsa da kendisi pek sıcacıktı Mukadir Amca'nın. Ofisi Esat'ta, devlet dairesi aydınlatmalıydı. Floresanları daha o pek konuşulamaz yaşta sevmezdim, keza odasındaki oyuncakları şimdi görsem belki dönüp yüzlerine bakmam; ama yine de yadırgamazdım o plastik, yamru yumru suratlı, kukuletalı cüceyi. Bekleme salonunda ise kocaman bir akvaryum vardı, yerler betondu. Çok dik, sarmal bir merdivenle ulaşılırdı Mukadir Amca'nın odasına. Kocaman, kemik gözlükleri ve yüzünün ortasında bir yerde bir de büyük beni vardı. Sanki sürekli gülümserdi Mukadir Amca, ve Mukadir Amca'dan beri doktorları severim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sevgili doktor sinüzit olup olmadığımı kontrol etti çaktırmadan. Çaktırmadan diyorum çünkü "Sinüzit mi var acaba, ona bakıyorum," gibi bir açıklama getirmedi; böylece hareketleri çok gizemli, büyülü bir hal aldı. Bebek olduğum halde sinüzit kontrolünden geçiyor olduğumu kavramak çok gururlandırdı beni. O sıradaki bebekliğimi umursamayan, birkaç gün önce gelip çatmış ergenliğim yüzünden biri sağ biri sol yanağımda iki koca kırmızı sivilce vardı ve tam da sinüzit kontrolünün bir parçası olarak bastırılması gereken noktaları işaretler gibiydiler. İçi iltihaplı sivilcelerden değil de bastırılınca pek acıyan ama sinüzit acısıyla karıştırmadığım, patlamayan sivilcelerdendiler neyse.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bugün sesim değişmişti, biraz genizden ve çatallı oldu. Sabah burnum çok akıyordu, çok hapşırdım ve çok zarif hapşırıklarımla sınıftakileri güldürdüm. Yanımdaki çocuk hemen her hapşırışımda, çok yaşa, dedi. Öbür yanımdaki arkadaşım da diğerinden iki üç eksik, çok yaşa, diyordu. İkisi birden dedikleri zaman "Siz de görün!" diyordum, fakat bazen sağımdakinin deyip demediğini tam kestiremiyordum ve hemen cevap vermek icap ettiğinden, fazla irdelemeden "Siz de görün!" dedim hep. Solumdaki çocuğa "sen" yerine "siz" diye hitap ediyormuşum gibi oldu bu sefer, bir iki kez de "sen" diyerek durumu telafi etmeye çalıştım sonradan. Sürekli sen de gör, siz de görün demek sıkıcı oluyordu, arada "Hep beraber," de dedim ve hatta bazen yalnız teşekkür ettim. Teşekkür etmek bir hapşırığa ve onunla gelen "çok yaşa"lara karşı bir ciddiyetsizlik gibi, ama fazla fazla hapşırmış olduğum için sanıyorum bir iki teşekkür hakkım doğmuştu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Antibiyotik böbrekleri yıpratıyormuş, sevgili doktorum çok yıpranmayayım diye üç günlük antibiyotik verdi. Ben de yıpranma derken yorgunluk, halsizlik yapacak sanıyordum. Aslında halsizliğe, yorgunluğa çok itirazım olmayacak gibiydi, çünkü dinlenmeye ihtiyacım vardı ve hasta olmak mecburi bir istirahati haklı çıkaracağından bol bol halsizlik vicdanıma iyi gelirdi.&amp;nbsp;Neyse ama, sandığım kadar lazım değilmiş elimin kolumun kalkmaması, bu kadarı pek kararında zevkliydi.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-2937433968079114528?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/2937433968079114528/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=2937433968079114528' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/2937433968079114528'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/2937433968079114528'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/11/sevgili-doktorum.html' title='Sevgili doktorum'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-mxPZR9jWRJU/Ts1LKfxIlAI/AAAAAAAACb8/-TBeYQ5zT1M/s72-c/stock-illustration-16197901-happy-doctor.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-726950150881375900</id><published>2011-11-21T21:49:00.001+02:00</published><updated>2011-11-21T22:24:37.799+02:00</updated><title type='text'>Nen var?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-3YHzcl2MIrk/TsqyJucSmuI/AAAAAAAACb0/KeuMfV56pTk/s1600/sick+girl+bed.png" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-3YHzcl2MIrk/TsqyJucSmuI/AAAAAAAACb0/KeuMfV56pTk/s200/sick+girl+bed.png" width="180" /&gt;&lt;/a&gt;Boğazım ağrıyor ve dizlerim acıyor. Bayramda Ankara'ya gittim ve döndüğümden beri adını koyamadığım bir kırıklık içindeydim. Burnum aksa, öksürsem, ateşim çıksa neyse tanıdık, hastalandım diyeceğim; ama öyle bildik belirtiler olmayınca durumumu tanımlayamadım bir türlü. Hastayım demeye dilim varmadı anlayacağınız. İnsan öyleyken pek aciz hissediyor. Hasta olduğumu söylemek istiyorum, sorumluluklarımı yerine getiremeyecek kadar güçsüz. Okuduğumu anlamıyorum, sabahları uyanamıyorum, canım yataktan çıkmak istemiyor. Yorganla beraber fırıl fırıl dönmek istiyorum. Yorgun görünüyorum; ama öksürmüyorum işte. Burnum kırmızı değil. Dış çevrenin beş duyusuyla algılanamayacak bir durumdayım. Hastalık inandırıcılığını kaybediyor sanki! Aman, nesi hasta canım bunun, diyebilir gören. Halbuki iki hapşırsaydım, sesim gitseydi her şey daha bir yerli yerinde, hani olması gerektiği gibi olmuş olurdu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İki haftanın sonunda bu sabah bir boğaz ağrısı ile "gerçek" bir belirtiye kavuştum. Dünkü çok keyifsizliğim gizemli olmaktan çıktı böylece. Boğaz ağrısını anında önceki keyifsizlikle el ele tutuşturarak paçayı kurtardım. Boğazımdaki ağrının saatler geçtikçe artmasına aldırmadan evimi temizledim. Her yer toz olmuştu ve bu şekilde yaşamak gerçekten çok canımı sıkıyor. Bir keyifsiz olacağım varsa iki keyifsiz oluyorum. Dokunduğum her yer yapış yapışmış gibi geliyor, dışarı atmak istiyorum kendimi. Her yeri bir güzel sildim süpürdüm&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-align: -webkit-auto;"&gt;- dizlerim de bu yüzden acıyor&lt;/span&gt;. Nereyi temizlerken oluyor bilmiyorum ama bir yeri silerken ikidir kafamın tam tepesi kazık gibi cif oluyor. Kendimi de kırkladıktan sonra kalan son enerjimi yemek yapmak için kullandım. İki haftadır yemek de yapmak istemiyordu canım, her akşam başka bir çeşit makarna ya da omlet yaparak kurtarıyordum durumu. Bir akşam daha tavayı ortaya çıkarmam gerekirse çıldıracağım hissine kapıldım ve beş günlük hardallı tavuk pişirdim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çok pis rejime girdim çünkü mecbur kaldım! Görüntümün aynaya tam sığıp sığamayacağı konusunda kendimle iddiaya girmiş gibiydim. Ne var canım, diyorum kendi kendime. İncecik kadınlar, örneğin, hamile kalıyorlar ve sonra aldıkları kiloyu kısa sürede veriyorlar dişlerini azıcık sıkıp. Oyuncular birtakım roller için kilo alıyorlar, sonra, çekimler bitince veriyorlar hemencecik. Tamam, belki onların motivasyonları benimkinden daha fazla ve benim kadar çok düşünme hastası değiller o sıra; ama olsun, neticede şişmanladıkları için onların da canı sıkılıyor elbet. Hem herkesin birtakım sorunları var, ne kadar büyük olduklarını karşılaştırmanın gereği yok ki. Benim sorunlarım en kocaman diye tutturup popomun da en kocaman olmasını haklı çıkarabilirim. Çocukça bir sevinçle muzip muzip bakarak birkaç saniye boyunca bu haklılığın tadını çıkarırım. Sonra büyürüm, kendime gelirim ve artık hiçbir bahanem olmaksızın toparlanıp boğazımı tutmak zorunda olduğumu kavrarım!&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Öyle yavaş yavaş şişmanladım ki durumun ciddiyetini zor idrak ettim. Pantolonlara hala girebiliyordum, tamam biraz daha zorlaşmıştı giyinmek ama yok canım, pantolon aynı pantolon işte. Fakat ne zaman ki pantolonumun düğmesinin zbonk diye patlayarak ileri atılmasına mani olamayacağımı fark ettim, o zaman yol ayrımına geldim. Ya çıkıp bendekilerin bir değil iki beden büyüklerinden alacak ve dolabımı tamamen yenileyecektim, ya da yemek yemekten vazgeçecektim. Ben de manyaklar gibi yemek yemekten vazgeçip insan gibi yemek yemeye çalışmaya karar verdim. Böylece, kendimden vazgeçmeyi reddetmiş oldum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Günlerdir bir şeyler yazmak istiyordum ama hiç halim yoktu. Şimdi bir şeyler yazıyorum ama yazmak istediğim bu değildi; Ankara'da okuduğum kitaplardan, izlediğim filmlerden, yeni dizilerimden, bir sürü köşe yazısından ve cumartesi pazar eklerinden falan söz edecektim oysa. Tanrım, gerçekten hasta oldum işte bakın boğazım ağrıyor, kafamı toplayıp yazamıyorum bir türlü.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ben dizi seyretmeye gidiyorum o zaman!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-726950150881375900?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/726950150881375900/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=726950150881375900' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/726950150881375900'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/726950150881375900'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/11/nen-var.html' title='Nen var?'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-3YHzcl2MIrk/TsqyJucSmuI/AAAAAAAACb0/KeuMfV56pTk/s72-c/sick+girl+bed.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-3357016990155281450</id><published>2011-11-13T18:10:00.001+02:00</published><updated>2011-11-13T19:29:41.548+02:00</updated><title type='text'>Kaloriferler yanmış!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-vkAVAO9u1Uk/Tr_7fNG4QcI/AAAAAAAACbI/iHZnnTpmuE8/s1600/_love_at_a_coffee_shop__by_the_bad_wolf_10.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="216" src="http://2.bp.blogspot.com/-vkAVAO9u1Uk/Tr_7fNG4QcI/AAAAAAAACbI/iHZnnTpmuE8/s320/_love_at_a_coffee_shop__by_the_bad_wolf_10.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kaloriferin yanına geçip üzerine eğildim mi yüzüme bir sıcaklık vuruyor. Küçükken ilk defa salondaki tüllerin camlar kapalı olmasına rağmen baya baya hareket ettiğini gördüğümde hafiften dehşete kapılmıştım sanıyorum. Allah'tan evde yalnız değildim de korkudan fenalık geçirip kendimi balkona atmamışım. Muhtemelen annem kaloriferden yayılan sıcak havanın perdeleri oynaştırdığını açıklamış olacak.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İlkokul üçüncü sınıftan itibaren okuldan gelmemle annemlerin işten gelmesi arasındaki iki buçuk saatlik süreyi kahramanca, evde tek başıma geçirmeye başladım. Günün en sevdiğim zamanları olmaya adaydı bu yalnızlığım. Ev benimdi ve canımın istediği gibi davranabilir, kendimi şu koltuktan o koltuğa fırlatabilir, kendime yemekler hazırlayıp televizyonu istediğim uzaklıktan seyredebilirdim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bazen korkuya kapıldığımı anımsıyorum yalnız. Bir sefer elektrikler kesilmişti örneğin, mevsim kış. Karanlıktan korkmuştum. Ne zaman böyle korkuya kapılsam balkona çıkardım. Evde öcüler beni yiyebilirdi ama balkona çıktığım vakit sokakta oluyordum. Bir bağırsam, bir yardım istesem herkes balkonlara çıkardı ya da sokaktan geçen birileri olurdu mutlaka. Balkonda olmak insanlara karışmak demekti benim için. Kışın hava soğuksa montumu giyer çıkardım balkona. Üşürdüm; ama üşümek, evde kalıp tüm karanlık köşelerde üzerime atlamak için gizlenen öcülere davetiye çıkarmaktan katbekat daha iyiydi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Salondaki ışığı yakmak için kaloriferin üzerine doğru eğildiğimde yüzüme vurdu sıcak hava. Kaloriferlerin yandığı günleri nasıl özlediğimi fark ettim. İçimi sıcacık yaptı yanan kaloriferler. Kış mevsiminin kısıtlayıcı olduğunu düşünür, insanı hapsettiğini savunurdum kendimce. Hem soğuk, hem alabildiğine rüzgarlı, hele bir de üstüne yağmurlu havaları pek sevmem. Başımı yukarı kaldıramadan, bakışlarım ayaklarımın hemen önünde, her adımımla ufak ufak gerisi gelen yolu takip ederek ilerlemeye çalışırım. Bir elimde şemsiye vardır herhalde, öteki elimde de büyük olasılıkla kitaplar ya da torbalar taşıyorumdur. Soğuktan konuşamam, nefes almak bile istemem aslında. Çoğunlukla içimden "Az kaldı, az kaldı!.." diyor, bu şekilde dayanmaya çalışıyorumdur yolculuğa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu soğuklar daha bastırmadı ama bulutlu, yağmurlu günlere özlem duymaya başladım şimdiden. Yaz ne çok eğlenceyle, amma hovardalıkla geçti. İçime dönme ihtiyacı hissediyorum, içerde kalayım ve yalnız kendime odaklanayım. Çılgınlıkların ardından gelen durgunluğu doyasıya yaşayayım. Duygularıma yön verirken biraz da doğadan yardım alayım. Doğa dışarıyı soğutup biraz çetinleştirdi mi huzuru evimde, kendimde, kafamın içinde, battaniyelerin altında, sıcak içeceklerde, birini bitirip ötekine başladığım kitaplarda, sürekli akan satırlarda, gazetelerde, gazetelerin eklerinde, tatlı dizilerde, filmlerde, yeni belgesellerde bulayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kendi huzurumu bulduktan sonra kış günlerinin kaloriferli huzurunu sevdiklerimle yaşamaya koyulayım, onlarla pişirdiğim bir yemeği ya da salonda bitki çayları ve kahve eşliğinde uzun sohbetleri paylaşayım. Perdesiz camlarıma dışardan bakan, içerde gülüşen iki üç insan görsün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Birkaç gündür hasta gibiyim. Öyle burnum akmıyor, öksürmüyorum, ateşim yok; ama sabahları bir türlü uyanamıyorum. On buçuk gibi anca gözlerimi açıyorum, fakat yataktan kalkamıyorum. Elimi kitabıma uzatıp okumaya koyuluyorum. Sonra sonra yataktan çıkabilecek gücü buluyorum kendimde. Kahvaltıdan önce alışveriş yapıyorum, dönüp kahvaltımı ediyorum ve yine halsizleşiyorum. Kanepeye uzanıp en sevdiğim dizileri seyretmeye başlıyorum, kendi kendime gülüyorum, heyecanlanıyorum - çok da kendi kendime değilim aslına bakarsanız, ekrandakilerle uzun süredir tanıştığımız için hep berabermişiz gibi hissediyorum. Çocukluğumdan beri dizilere böyle bağlanma, karakterleri alıp hayatımın içine sokma huyum vardır - kitaplarla aramdaki bağ da böyledir. Onun için hiç yalnız hissetmiyorum gün boyu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Korkunca balkona çıkmıyorum artık, çünkü annemler bir saat sonra gelmeyecekler ve herhalde balkonda otururken otururken donacağım. Onun yerine korkunca bir şeyler okuyor, bir şeyler izliyor ya da bir şeyler yazıyorum. Bu aralar kafamın içi biraz dolu ve kafamın içi biraz doluyken, kafasının içi biraz dolu olan bazı yetişkinlerin yapabileceği ama kafasının içi biraz dolu çocukların pek de yapmayacağını düşündüğüm şekilde, yalnız kalmayı tercih ediyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kaloriferler sıcacık. Beni korkutan öcülerim var, kaloriferden yayılan sıcaklığın bana hissettirdiklerini ertelememe neden oluyorlar. Ama ben başka bir seçim yaptım bugün. Curcuna ortasında yoga yapmak gibi, kaloriferden yayılan sıcaklık, kaloriferden yayılan sıcaklık dedim durdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-to_PfVQsCnA/Tr_7ikWR_wI/AAAAAAAACbk/XkJfy9bxs-A/s1600/Winter_warmth_by_Rassvetnaya2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="163" src="http://2.bp.blogspot.com/-to_PfVQsCnA/Tr_7ikWR_wI/AAAAAAAACbk/XkJfy9bxs-A/s200/Winter_warmth_by_Rassvetnaya2.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-3357016990155281450?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/3357016990155281450/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=3357016990155281450' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/3357016990155281450'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/3357016990155281450'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/11/kalorifer.html' title='Kaloriferler yanmış!'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-vkAVAO9u1Uk/Tr_7fNG4QcI/AAAAAAAACbI/iHZnnTpmuE8/s72-c/_love_at_a_coffee_shop__by_the_bad_wolf_10.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-1648912517185043637</id><published>2011-11-12T14:32:00.001+02:00</published><updated>2011-11-12T15:53:22.907+02:00</updated><title type='text'>"Siz ikiz misiniz?"</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Ghd_oWzlOVk/Tr55zbpX1HI/AAAAAAAACaE/Z3-8C3K8c9k/s1600/stock-illustration-3944439-twins-delivery.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="244" src="http://3.bp.blogspot.com/-Ghd_oWzlOVk/Tr55zbpX1HI/AAAAAAAACaE/Z3-8C3K8c9k/s320/stock-illustration-3944439-twins-delivery.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hatırıma gelen ilk ikizler olgusu, Hande'nin düğünündeydi. Şimdi gitsem ufak bir düğün mekanı olarak adlandıracağımı düşündüğüm, o zamanki gözlerimle baktığımda uçsuz bucaksız bir alandı düğünün yapıldığı yer. Bir başından bir başına zikzaklar çizerek yürümeye çalışsam herhalde bütün bir akşamımı bir keşif gezisindeymiş gibi geçirmiş olurdum. Nereden çıktılar bilmiyorum ama iki kız çıktı karşıma, ikisinin de üzerinde aynı puantiyeli elbise. Üst kısmı dar, altı fırfırlı, baloncacık, tamamı rengarenk. İkisinin de saçları kulak hizasında kesilmiş, ikisinin de çorapları, ayakkabıları bir. Dahası, yüzleri bir kızların. Bir yandan hayret ediyor, diğer yandan kafamı kullanıp olayı çözmüş olmanın bilgeliğini yaşıyordum. Çocukluğumun genelinde pek yapmamış olduğum bir atılganlıkla kızlara yanaşıp "Siz ikiz misiniz?" diye sordum.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Benim kardeşim yok. Onlar hep iki kişi olmuşlardı, birbirlerinden hep güç almışlardı. Bir yere gidecekleri, birisiyle tanışacakları, görüşlerini aktaracakları durumda hep birbirlerinin destekçisi durumundaydılar.&amp;nbsp;Bense tabii ki haberdar olduğum bu "ikiz" kavramının ilk canlı örneğiyle karşılaşmış olmanın heyecanıyla, elbette bu standart soruyu soracaktım mecbur! Kızlardan biri bana dönüp "Sence?" dedi ters ters, ve yürüyüp gittiler. Alaycı, büyüklenen tavırları, en azından o günlere değin bir değil, hep iki kişi olmalarından kaynaklanıyordu belki. Tek başına bir çocuğa karşı hiçbir zaman altta kalmıyorlardı, çünkü birinin dediğine öteki arka çıkıyor ve karşılarındakini bir kere gafil avladılar mı kolaylıkla alt edebiliyorlardı. Eh, ben de az gafil avlanmamıştım! Kim bilir kaç kere duymuşlardı bu soruyu; onlar için gün gibi ortada olan bir gerçeğin her önlerine geleni çok tuhaf, alışılmadık bir şeymişçesine hayretlere düşürmesine burunlarını büküyorlardı tabii.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Televizyonda bir dizi vardı, izninizle şimdi adına da bakacağım - Sweet Valley High. Burada da iki güzeller güzeli kız vardı Jessica ve Elizabeth diye. Hayatıma giren ikinci ikizler bunlar oldu. Bayıla bayıla seyrederdim akşamları. Bunlar arada birbirlerinin yerine falan da geçiyorlardı. Elizabeth'le Jessica'yı birbirlerinden ayırt etmeye yarayacak bazı özellikler keşfetmiştim, örneğin Liz'in dudakları inceyken Jess'inkiler böyle daha dolgun, yumuşacıktı. Keza Liz'in yüz hatları daha köşeli iken Jess biraz daha dolgun hatlara sahipti. Liz'in dudağının üst kısmında bir de ben vardı galiba.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Babamın bir arkadaşının ikiz kızları vardı. Boyunlarına isimlerinin baş harflerinin yazılı olduğu kolyeler geçirilmişti kızların. Babamın anlattığına göre bu kolyeler olmadan babaları bile kızlarını birbirinden ayıramıyordu!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bizim lisede ikiz kardeşler vardı yan sınıfta. Tek yumurta ikizi olduklarını duyduğum gün dalga geçiyorlar sandım. Boylarının boslarının farklı olması tamam ama yüzlerinin gözlerinin de hiç ilgisi yoktu birbirleriyle. Hala da yok derim. Onlar da çocukken daha çok benzediklerini ama büyüdükçe farklılaştıklarını söylerler. Peki nereden biliyorlar tek yumurta ikizi olduklarını? Acaba ikizlerin doğumundan sonra bir DNA testi falan mı yapılıyor? Sahi, DNA testi ile ya da ultrasonda da ilk üç aylık dönemde plasenta sayısına bakılarak yüzde yüz kesinlikle kaç yumurtadan ikiz çıktığı belirlenebiliyormuş! Bizim kızların da ellerinde böyle bir delil olacak herhalde ki tek yumurta ikiziyiz, diyorlar. Ama görseniz vallahi hiç benzemiyorlar, hiç. Burunları, dişleri, gülüşleri bambaşka.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Benim hafif topluca bir sucum var, her geldiğinde kapının eşiğine basar bir ayağını ve damacanayı ondan sonra yere indirir. Ekseri bir-bir buçuk hafta aralıklarla su sipariş ederim. Adamcağız bir gün geldi, yine aynı tavırla&amp;nbsp;bastı&amp;nbsp;sağ ayağını eşiğe, bıraktı damacanayı omzundan aşağı. Bir de baktım ki en fazla iki haftada,&amp;nbsp;ne olmuşsa artık,&amp;nbsp;erimiş gitmiş, incecik kalmış! Sorsam mı sormasam mı diye şiddetle düşündükten sonra adama bakıp "Siz, iyisiniz değil mi? Pek zayıflamışsınız bir anda? Bir hastalık falan yok inşallah?" deyiverdim. "Ha, yok," dedi adam, "Benim ikizim var da daha bir topluca, ondan. Sizin gibi soruyolar bana bazen," dedi gülerek. Kapıyı kapattıktan sonra bile gülümsüyordum. "Bak yahu, ne ilginç!" diyordum içimden, ama evde tek başıma olduğum için kendi kendime, uzun uzadıya ve sesli yorumlar getirmedim tabi. Ha kendi kendine hiç mi yüksek sesle konuşmuyorsun derseniz, şu yaşımda daha bir az olmak kaydıyla kendi kendime de bülbül gibi şakırım, haberiniz olsun. Sahi, eskiden ne çok konuşurdum kendi kendime. Şimdi hiç kalmamış.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu sabah markete gittim, peynirdi meyveydi işte biliyorsunuz benim klasik dolap alışverişim. Ön tarafta manav bölümü var, sonra asıl market ve şarküteri kısmı diğer her şeyle beraber içerde. Genç bir çocuk var markette çalışan. Ben alacaklarımı poşete koyduktan sonra tartının başına geçip kendim etiketliyorum torbaları bir süredir. Acayip zevk alıyorum bu durumdan. Ne zaman tarttıracak olsam tartının başında birilerinin beklemeyeceği tutuyor, ya da başka bir işle ilgileniyor oluyorlar. Onları işlerinden alıkoyup çağırmak ya da bir yerlerden bulup getirmek gereksiz geliyor. Kocaman liste var orada, birkaç rakam tuşluyorsun ve pık, etiket çıkıyor. Çok zevkli bence! Tabi herkes benim yaptığımı yapsa olmaz. Pahalı malı ucuzdan tartan da çıkar, yavaaş yavaş ürünlerini tartıp sırada bekleyenleri çileden çıkaranı da çıkar. Aman, bir istisna oluvereyim canım! Aslında istisnalık hakkımı her gidişimde didiklediğim üzümlerden kullandığım da söylenebilir. Fakat bazen tartıyorum üzümleri yemeden. "Ye abla n'olacak, boşver sen, ye!" diyorlar ama yine de tarttığım günler oluyor; yeter artık, her gün didikleye didikleye kiloyla üzüm götürüyorum, olur mu öyle şey, diyorum, "Olur olur, boşver sen!" diyorlar yine. Tarttıktan sonra bir yandan diğer alışverişimi yapıp diğer yandan üzümlerimi yiyorum. Sonra kasada üzüm etiketini geçirirken "Sizin üzüm var mıydı?" diyor kasiyer. "Ee, var, evet, ama yedim ben çoktan!" diyorum. Bilmiyorlar ki o üzümden bolca alsam, eve götürsem, tavuk gibi anında pıt pıt pıt pıt hepsini yerim! Alamıyorum o yüzden!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ne diyordum, ben bugün aldıklarımı tartarken genç çocuk da hevesle başımda bekliyordu. Sanki ben bir yarıştaymışım, o da izleyici ya da hakemmiş gibi. Kendi işimi kendim görüyor olmam böyle bir heyecan dalgası yaratıyor tartının başında ve çalışanlar arasında. "Valla tartıyor kendi!" gibi söze dökülebilecek bir hava oluşuyor. Neyse, tüm aldıklarımı başarıyla tarttıktan sonra genç çocuk "Bitti mi?" dedi, ben de "Bitti ya, başardım!" dedim gülerek, sonra selamlaştık ve içeri girdim. Peynir almak için marketin en arka tarafına ilerledim. Bu genç çocuğu bir iki kere peynir bölümünde görmüştüm. İşini ne de güzel yapıyor bir görseniz, bir saygılı, bir efendi, bir güler yüzlü. Kendi kendime, bakalım peynir tezgahında bugün kim var, diye düşünüyordum reyonlar arasından geçerken. Peynir bölümüne bir gittim ki önünde önlükle benim genç oğlan. Allah allah, dedim kendi kendime, iki dakikada oradan buraya gelip önüne de önlük mü taktı yoksa ben mi çıldırıyorum? Yuvarlak peynirimden istedim, bööyle bakıyorum oğlana. Neden sonra "Sizin ikiziniz mi var?" dedim. Gülerek, "Evet," dedi. Yaa, çakmıştım olayı! Meğer ikizlermiş. Bu da bir hoşuma gitsin! Kasaya kadar güle oynaya ilerledim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-V2p70aRGLlM/Tr551Cy3S4I/AAAAAAAACaM/ILvLuJEd9LQ/s1600/Twins_by_mirabilis.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="211" src="http://4.bp.blogspot.com/-V2p70aRGLlM/Tr551Cy3S4I/AAAAAAAACaM/ILvLuJEd9LQ/s320/Twins_by_mirabilis.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bazen bir tek yumurta ikizim olsaydı ne değişik olacağını düşünürüm; hani şurdan içeri benden bir tane daha giriverse şimdi. Fakat ikizim mikizim olmasa dahi bir kardeşim olması zaten başlı başına aklımı erdiremeyeceğim bir durum iken, bu fikir öylesine bir fantezi olarak kalıyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aslında biliyor musunuz, babamın ikizi varmış; ama ölü doğmuş. Yaşasaymış benim bir amcam olacakmış. Babamın iki tane adı olması da bu yüzden. Acaba tek yumurta ikizi miydiler? Bir amcam olması bir yana, babamdan bir tane daha olması ne acayip olurdu! Tek yumurta ikizi olsalar epeyce benzerlerdi herhalde! Babam biliyor mu acaba tek yumurta ikizi miydiler? O zamanlar şimdiki teknolojinin ne kadarı vardı bilmiyorum. Babaannem, ikiz olduklarını doğumda bile öğrenmiş olabilir, sanki öyle bir şey hatırlıyorum. Şimdi buraya yazınca çok manasız geldi ama, doğumdan önce hiç mi kontrole gidip bakmamış canım karnında kimler var? Neyse, şimdi babaanneme soramayız herhalde. Babaannem artık beni bile hatırlamıyor aslına bakarsanız. Öte yandan çok çok geçmişi hatırlıyor henüz. Yani sorsak belki de bilirdi. Ama ne gereği var, belki üzülür. Gerçi bu konuda üzüntü çektiğini pek anımsamam, hem üzerinden altmış yıl geçmiş, nesine üzülsün kadıncağız. En direkt tabiri ile, şu günün koşullarında bunu babaanneme sorabilecek durumda değilim. Babama sorarım sormasına, ama vallahi hiç içimden gelmiyor (daha önce mutlaka sormuşumdur kesin, ikiz gördüm mü hemen soru sorduğuma bakacak olursak).&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şu yazıdaki tek gizem unsuru da amcamın babamın genetik kopyası olup olmadığı olsun canım!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-1648912517185043637?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/1648912517185043637/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=1648912517185043637' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/1648912517185043637'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/1648912517185043637'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/11/siz-ikiz-misiniz.html' title='&quot;Siz ikiz misiniz?&quot;'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Ghd_oWzlOVk/Tr55zbpX1HI/AAAAAAAACaE/Z3-8C3K8c9k/s72-c/stock-illustration-3944439-twins-delivery.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-6021510869962655129</id><published>2011-11-09T21:11:00.000+02:00</published><updated>2011-11-09T22:54:39.486+02:00</updated><title type='text'>Devr-i Âlem</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Son birkaç akşamdır olduğu gibi bu akşam da yeni en yakın arkadaşım Bruce Parry ile beraberiz. Dün akşam yaptıklarımızı yapıyoruz şu an, ama gecenin ilerleyen saatlerinde yeni şeyler yapıyor olacağız. &lt;a href="http://www.bbc.co.uk/amazon/"&gt;Amazon &lt;/a&gt;Nehri boyunca acayip değişik şeyler tecrübe ediyoruz. Dünden önceki akşam Peru'da son derece yasa dışı bir şekilde kokain yaptık, çok ayıp. Dün akşam ise yine yasa dışı altın madenlerine gidip çamura dağa taşa feci tazyikli hortumlarla sular sıkarak eğlendik. Elimize üç kuruş para geçti zira asıl parayı büyük adamlar kırıyor bu yasa dışı işlerden. Kokain yapımı olsun, altın çıkarmak olsun hepsinde de Amazon çevresindeki güzelim doğal alanları feci şekilde tahrip ettik. İlk işlemde bir de tutup dünya alemi utanmadan zehirlemiş olduk, içler acısı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-9AsmckeLEFA/Trrh7jJX9WI/AAAAAAAACZk/RqIx210aE_U/s1600/Bruce-Parry-filmed-for-Tr-006.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="192" src="http://4.bp.blogspot.com/-9AsmckeLEFA/Trrh7jJX9WI/AAAAAAAACZk/RqIx210aE_U/s320/Bruce-Parry-filmed-for-Tr-006.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bruce ile tekrar ve yeni buluşmalarımız arasında başka bir program var, onda da İngiltere'de yaşayan pek güzide hanımlar sanıyorum bir ya da birkaç hafta gibi bir süre için evlerini barklarını bırakıp dünyanın en abidik gubidik yerlerine gidiyorlar. Dünden önceki akşam Charlie adlı sarışın, pek tatlı bir genç kız bizim Yörüklerin yanında kaldı. Gözlemeler mi yapmadılar, düğüne mi gitmediler, mangal mı yemediler. Söz konusu pek tatlı Yörük ailesi Bayram, iki karısı, Cennet ve Ayşe (genç olan), Sedat diye genç bir oğlan ve Aysel isimli genç kızdan oluşuyordu. Charlie'nin pek garibine gitti tabii bu iki eş durumu, Cennet'e sordu Ayşe'yi kıskanmıyor musun diye, kıskanıyorum, dedi Cennet, Bayram beni sevmiyor Ayşe'yi seviyor dedi. Charlie de "Bence Bayram seni de seviyor!" deyince Cennet "Seviyor mu sahi? Öyle mi diyorsun?" dedi. Sonra beraber gözleme yaptılar, vallahi Charlie de kaptı sonunda işi. Aysel'e sordu, benim bir sevgilim vardı üç sene gezdik tozduk, sence bu yanlış mı diye. Aysel de dedi ki hani yatmadıysanız yanlış bir şey yok. Charlie bunun üzerine onu da yaptık dedi, Aysel öyle utanıp sıkılmadı ama bizim burada öyle olmaz, yapamayız dedi. Şehre gitmek istiyorum ben, bu hayatı sevmiyorum dedi; üzerinde şalvar, başında yemeni. Derken Silifke'de bir düğüne gittiler. Aman bizim Aysel'i tanıyamadık! Şehre varır varmaz kot tişört oldu, çapraz çantasını taktı, saçlar upuzun bele kadar, dümdüz salındı aşağı. Demek hiç öyle örtünelim edelim dertleri de yok Yörüklerin. Geçen sene National Geographic'te okumuştum ilk onların yaşantılarını, bir şaşırmıştım ki. Yılın dokuz ayı yollarda geçiriyorlar, hayvancılıkla geçiniyorlardı. Göçebelik kavramı çok yabancıydı bana, zira tarihte kalan bir olgu olduğunu sanıyordum. Hani hava koşulları değişir eder, insanlar göç eder falan. Göçebelik bir yerlerde illa ki devam ediyor olsa da kendi topraklarımızda da var olduğunu düşünmemiştim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Wg-4QQCcb3E/Trrh6926k4I/AAAAAAAACZc/HYf2ZZP4p_4/s1600/b00sqvc2_640_360.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="http://4.bp.blogspot.com/-Wg-4QQCcb3E/Trrh6926k4I/AAAAAAAACZc/HYf2ZZP4p_4/s320/b00sqvc2_640_360.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Charlie gideceği zaman hepsi birden hüngür hüngür ağladılar. Bölümün en ilginç ve sevimli yanı da Yörüklerin pek tabii Türkçe konuşuyor olmalarıydı, dolayısıyla babamla ikimiz baya bir güle oynaya seyrettik. Dün akşam da sürekli ayakkabı ve makyaj malzemelerine para bayıldığını söyleyen bir İngiliz kadıncağız kalkıp Afrika'ya gitti. Kadının bunu yapmaktaki amacı, on kardeş olmaları ve annesinin onları yetiştirme tarzına, aynı zamanda kontrolsüzce alışveriş yapıp durduğu hayatına falan bir şekilde bağlıydı sanıyorum ama onlar hakkında konuştuğu kısmı kaçırdım ben. Tekrar salona gelip televizyonun karşısına oturduğumda o çoktan Afrika'daydı ve yüzünden düşen bin parçaydı. İlk iki gün kendine allardan al, morlardan mor beğenen adını hatırlayamadığım bu Liverpool'lu ve çok çok değişik aksanlı sarışın kadıncağız, ikinci ya da üçüncü gününün sonunda, kaldığı barakamsı evin hemen yanındaki tuvalet alanını temizlemesi istendiğinde içeri geçip hüngür hüngür ağlamaya başladı. Dayanamadı artık. Tuvalet alanı diyorum, çünkü ortada tuvalet falan yok. Gayet evin yanına geçip öyle ortalığa yapıveriyor herkes yapacağını. Kadıncağız sabah kalktığı anda eline bir süpürge tutuşturdular hep, şurayı süpür burayı süpür diye. Neyi süpürüyorlar onu da tam anlamadık ya süpürüp duruyorlar işte. İngiliz kadın tabi neye uğradığını çok, çok feci şaşırdı. Sonra Tito Anne'ye dedi ki Tito Anne, bak gerçekten seni üzmek istemiyorum, sadece evimi ailemi çok özledim - hani "sinirlerim bozuldu"ya getirdi işi. Tito Anne'nin de zibilyon tane çocuğu ve torunu var, kocası ölünce hepsinin başı o olmuş. Böyle kara kuru, ipincecik, yaşlıcacık bir teyze. Kocaman elleri, simsiyah bir teni var. Ellerini, kollarını kullanışları bizim etrafımızda gördüğümüz insanlardan öyle farklı ki. İngiliz kadın ağlarken Tito Anne onun gözyaşlarını silmek için elinin tersini kullanmaya çalışıyor. Hiç gördünüz mü böyle şey?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-4rJOAHBKp2k/Trrh6MSJBkI/AAAAAAAACZU/UeVWLnNmgVM/s1600/b00stcz7_640_360.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="http://4.bp.blogspot.com/-4rJOAHBKp2k/Trrh6MSJBkI/AAAAAAAACZU/UeVWLnNmgVM/s320/b00stcz7_640_360.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Neyse kadıncağız ağladı ağladı, içini boşalttı ve yavaş yavaş her şey yoluna girdi o günden sonra. İlk defa o gece düzgün bir uyku çekti ve sabah erkenden, daha sis kalkmamışken uyanmanın harika bir duygu olduğunu söyledi. Kocaman göllerde yıkanıp ferahladı, diğer kadınlarla çamaşır yıkadı. Kadınlardan birine kocasını sevip sevmediğini sordu, seviyorum tabi dedi kadın. Neden seviyorsun dedi İngiliz, Afrikalı dedi ki bana yemek getiriyor, giysi getiriyor, nasıl sevmem onu. İngiliz de bunun üzerine, benim de kocam bana yemek getiriyor, giysi getiriyor, makyaj malzemesi getiriyor ve ben de onu bu yüzden seviyorum. Yani aynıyız, dedi. İtişip gülüştüler bir güzel.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İkinci sabah mıydı neydi, tuvalet temizleme sendromundan önceki gün, sabah kahvaltısında maymun yediler. Kadıncağız gözlerine inanamadı. Kovanın içinde minik iki kol, iki el. Bu ne yahu diye kalakaldı, önce konduramadı, sonra anladı ki baya baya maymun. Ben bunu yiyemem, dedi, nasıl yerim ki falan diye bir müddet muhasebesini yaptı hani bir orta yol bulmaya uğraştı ciddi ciddi, fakat yok atmadı yani içi. Haklı kadıncağız. Bildiğiniz maymun yahu.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-_x4BfFJtLbo/Trriksl5U4I/AAAAAAAACZs/Q4T5kdRhF2I/s1600/clapping_game.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="112" src="http://3.bp.blogspot.com/-_x4BfFJtLbo/Trriksl5U4I/AAAAAAAACZs/Q4T5kdRhF2I/s200/clapping_game.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gördük ki Afrikalı bu kabilelerin yanında bizim Yörüklerin hayatı baya bir medeniyet. Babam, bizim Yörükler resmen Paris, dedi. Bizimkiler gözlemeler mangallar yahu. Şehirde düğüne gidip göbek bile attılar, daha ne olsun. Düğünün ertesi Charlie uyanıp başım ağrıyor falan deyince hemen buna bir kurşun döktüler. Sen şimdi dün giyindin süslendin tabi nazar oldu, dediler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-6OoGhsb5Z4w/Trril_11vtI/AAAAAAAACZ0/OzscUwedJG8/s1600/tribal_dancing.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="111" src="http://1.bp.blogspot.com/-6OoGhsb5Z4w/Trril_11vtI/AAAAAAAACZ0/OzscUwedJG8/s200/tribal_dancing.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Neyse bizim Afrika'ya giden İngiliz kadına son gecesinde bir kabul ayini bile yaptılar. Ayin saatlerce sürdü ve Tito Anne, erkek olduğu için kameramanı bildiğiniz tavuk kışkışlar gibi kovaladığından ayrıntıları göremedik. Afrika'daki bu kabilede yalnız kadınlar çalışıyor gibiydi. Kadınlar avlanıyor, kadınlar temizliyor, kadınlar meyve, ot, odun topluyor. Erkekler ortalıkta bile değil. Hem nasıl çalışıyorlar, İngiliz'i de fena çalıştırdılar. Bir sefer bir bebekle beraber ormanlara gittiler, palalarla ağaç bilmem ne kesmek için. İngiliz, bebeği kucağına alıp iki dakika oyalanacak oldu; Tito Anne hemen, alın bebeği bunun elinden, hepimiz çalışacağız, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İngiliz gitmeden kabul ayini yapılması kadını resmen aralarına aldıklarının bir göstergesiydi. Tito Anne sahiden herkese bunu yapabilecek biri gibi görünmüyordu. Tito Anne'yi şurada görsem otoritesinden korkarım yani, öyle söyleyeyim. Bizim Yörüklerimiz hep haha hihi ne güzel gülüyorlar, oysa Afrikalılar bizim kadar kahkahacı, güleç değiller. İngiliz hanım sayesinde gördük ki daha az gülüyor bile olsalar onların da kalbi bizim gibi işte. İngiliz giderken Tito Anne de üzüldü, gözyaşlarım onun için akacak, dedi. İngiliz kadın da ilk geldiğinde dayak yemiş gibi hissettiği topraklardan ayrılırken buruktu belli, ömrüm boyunca unutmayacağım bu deneyimi, herhalde ömrümde yaptığım yapacağım en muhteşem şeydi, dedi.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ağzımız açık izlediğimizden başımızla onaylamış olmalıyız bu cümleyi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Discovery Channel ve National Geographic Channel'ın evirip çevirip aynı programları tekraaar tekrar gösterdiği son zamanlarda belgesel izleme oranım sıfıra düşmüşken annemle babamın hala ne diye bu tür kanalları takip ettiklerini anlamıyordum. Annem habire "Bu TeleDünya'da bir kanallar var, bir kanallar var!" diyip duruyordu, he diyordum içimden. Vallahi bir kanallar varmış, bir kanallar varmış! Dünyayı ayağımıza getiriyorlar, diyordu bizimkiler, sahi öyle. Üç dört gündür bizim salon adeta bir ışınlanma kapsülü. Bir oradayız bir burada.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İlk gece kitap okumak niyetiyle geçmiştim kanepeye, birkaç sayfadan sonra televizyona kaydı gözüm. Yıllardır şiddetle reddettiğim televizyonun ağına düşüp bıraktım kitabımı elimden. Sonraki geceler kitabım elimde izledim, kitabı açmıyorum tamam ama tutuyorum yani. Son iki gece ise kitabımı gayet odamda, baş ucumda bıraktım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bruce Parry konuşurken konuşurken uyuyakalmayı adet haline getirdim. Babam, kendi uykusu gelip yatmaya karar verdiğinde beni uyandırıyordu ve yataklarımıza geçiyorduk hepimiz. Bu sırada annem zaten sekizinci uykusunda oluyordu. Tonton da yattığı yerden hoplayıp tintintin annemlerin yatağına kuruluyordu biz uyumaya giderken.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Not: İkinci İngiliz kadının adı Linda olup, programın adı &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.bbc.co.uk/programmes/b00ssrjt"&gt;"Tribal Wives"&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt; imiş. Linda'nın alışverişleriyle ilgili bir şey söylenmiyor ama annesinin onları yetiştirme tarzına bir itirazı varmış galiba. Afrika'dan dönerken ise, dünyanın kaç bucak olduğunu gördüğünden olacak, şimdi annemi anlayabiliyorum, diyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-6021510869962655129?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/6021510869962655129/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=6021510869962655129' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/6021510869962655129'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/6021510869962655129'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/11/devr-i-alem.html' title='Devr-i Âlem'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-9AsmckeLEFA/Trrh7jJX9WI/AAAAAAAACZk/RqIx210aE_U/s72-c/Bruce-Parry-filmed-for-Tr-006.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-2878252621555704420</id><published>2011-11-03T16:54:00.000+02:00</published><updated>2011-11-03T17:03:18.430+02:00</updated><title type='text'>yani,</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-T4_KZ6hIxo4/TrKpx4ZwNbI/AAAAAAAACZE/YCsyW-bBjVA/s1600/leave_by_rewbeli.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="265" src="http://4.bp.blogspot.com/-T4_KZ6hIxo4/TrKpx4ZwNbI/AAAAAAAACZE/YCsyW-bBjVA/s400/leave_by_rewbeli.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tanrım burası ne kadar yaşanmayası, ne kadar iğrenç bir ülke oldu şimdi gözümde. Belki yarın böyle demeyeceğim. Birileri karşıma çıkacak ve misafirperverliğimizden, güler yüzümüzden, "Canına yandığım!" dedirtecek insanlardan söz edecek yahut ben böyle insanlarla, durumlarla karşılaşacağım ve kalbim biraz yumuşayacak belki. Sakinleşeceğim. Ama şu an, ah şu an burası çok iğrenç, çok kılıksız, kötü niyetli, kötü kalpli ve zavallı bir ülke.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dört hecem var size: on-üç-ne-çe. Burası öyle bir ülke ki, ne diyeyim nasıl diyeyim işte öyle bir ülke burası. Sokaklara çıkıp bağırasım, dizlerimi döve döve uğunasım geliyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yani faydası yok.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Böyle bir ülke burası. İyiler hep içerde, kötüler hep dışarda. Sırf dışarda olsa iyi, artık televizyonlarda, gazetelerde kötüler. Ben ne televizyon izliyorum ne gazete okuyorum artık. Uzun zaman önce bıraktım hepsini, çünkü hiçbir şey değişmiyordu. Düşünceler hapishanelere doldurulmadan önce okuyordum en son. Sonra sadece içim karardı, karardı, karardı; bıraktım, ya.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Vatan sağ olsun!" diyemiyorum artık. Biz öyle sanıyorduk çünkü, ama iş başka. İş, vatan sağ olsun, denecek iş değil şimdi. Vatan sağlığına ölmüyor insanlar. Hep öylesine ölüyoruz bu ülkede. "İstanbul ölümcül bir şehir" diye yazmıştı bir yazar, evet sahiden ölümcül her yanımız. İstanbul demişti o yazısında, çünkü otoyolların hakimi, gaz pedalları yukarı kalkmaz tırlar karşı yöne dalıp minik arabaları biçtikten sonra ambulanslar tıkalı emniyet şeridini aşamamışlardı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İşte böyle bir ülke burası. Üçü beşi hariç hep kağıttan evler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Öyle bir ülke ki, yani, günün otoritesine canının istediği her şey hak, özgürlük. Bölmek de özgürlük, çalmak da özgürlük, patlatmak da özgürlük.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bizim bildiğimiz eski usül özgürlükler mi, cezası var onların!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yani, Fransız filmlerinde refah içinde bir aile gördüğüm zaman içimin yağları eriyor. Saçları yapılı kadınlar ve kravatlı adamlar hani, büyük bir masa etrafında toplanmışlar. Eğitim sistemi beş para etmiyor bu ülkede. Kimsenin umrunda değil çocuklarımız ne olacak, ülkemiz nasıl sahiden kalkınacak. Kimse kalkınma derdinde değil zira. Üç beş meslek grubundan gayrı, insana hizmet eden, yaşamı değerli kılan ne varsa hep "lüks" bizim insanımıza. Cebinde paran varsa iyi, yoksa insan değilsin yani bu ülkede. Yaşamak karın doyurmak, ve karnın daha da az doysun diye habire daha çok çocuk yapmak.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yani nasıl biliyor musunuz, artık savaşmak istemiyorum.&amp;nbsp;Eskiden daha iyi yapma isteği, hatta coşkusu vardı içimde. Şimdi, biliyor musunuz, çekip gidesim var. Diyorum ki, belki de burası bizim değil artık. Benim gibi düşünenlerin yeri değil belki burası. Belki sahiden çoğunluk başka türlü olmasını istiyor ve biz mi fazla geliyoruz - yani lütfen izin verin artık böyle düşünüvereyim; çünkü böyle düşünmek normalde ayıptır ya, hani pes edilmez, ne münasebettir ya.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bugün münasebetsizim ben, pes ediyorum ve gitmek istiyorum. Çekip gitmek istiyorum artık, "Yeteeer!" diye bağıra çağıra koşmak, koşmak ve parlak saçlı kadınların ve kravatlı adamların her yerde olduğu bir yerde mutlu, huzurlu olmak istiyorum. Parlak saçlı bir kadın ya da kravatlı bir adam olmanın lüks olmadığı, hayatın ve yaşamanın zaten öyle olageldiği bir yerde.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;İnsan olmanın bedava olduğu bir yerde.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yani böyle bir ülke burası. Yani ne demeliyim, nasıl ifade etmeliyim kendimi? O kadar acizim ki, ne kadar çok "yani" dersem o kadar iyi anlatabilirim kendimi.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Televizyondan görüp duyduğumuz, gazetelere basılıp önümüze koyulan yüzlerden, sözlerden daha dolu, ah, nasıl daha anlamlı. Eminim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Devamsız, düğümlü "yani..."ler.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Arka arkaya, katar gibi.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-2878252621555704420?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/2878252621555704420/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=2878252621555704420' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/2878252621555704420'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/2878252621555704420'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/11/yani.html' title='yani,'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-T4_KZ6hIxo4/TrKpx4ZwNbI/AAAAAAAACZE/YCsyW-bBjVA/s72-c/leave_by_rewbeli.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-3538455540898878273</id><published>2011-10-29T16:24:00.000+03:00</published><updated>2011-10-29T16:24:21.178+03:00</updated><title type='text'>29 Ekim</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-zpH2KPSWT8A/Tqv9dNTO7DI/AAAAAAAACYs/0C8bQjpdAY0/s1600/ata.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-zpH2KPSWT8A/Tqv9dNTO7DI/AAAAAAAACYs/0C8bQjpdAY0/s1600/ata.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Bugün Cumhuriyet Bayramı.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Ağzımdan çıkacakların anlaşılmayacağı, hiç anlaşılamayacağı endişesini taşıyorum. Bu endişe içinde konuşamıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Cumhuriyet Bayramı'nda bombalar patlıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Herkesin sarsıldığı şu günlerde cumhuriyet bilinci nasıl bu kadar geri plana atılıyor? Toprak bir sallanıyor, memleket beş - hep de cumhuriyete sahip çıkmayan şu adamlar yüzünden.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-3538455540898878273?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/3538455540898878273/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=3538455540898878273' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/3538455540898878273'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/3538455540898878273'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/10/29-ekim.html' title='29 Ekim'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-zpH2KPSWT8A/Tqv9dNTO7DI/AAAAAAAACYs/0C8bQjpdAY0/s72-c/ata.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-4316640652571138349</id><published>2011-10-28T17:14:00.000+03:00</published><updated>2011-10-28T17:14:12.098+03:00</updated><title type='text'>Liste</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Geçen hafta cep telefonuma birtakım notlar almışım üzerine bir şeyler yazmak için, yazmak değil daha doğrusu "söylemek" için, ya da diyebiliriz ki yazıp geçmek için; zira öyle üzerine uzun uzun yazılıp çizilecek şeyler değil. Öyle olmamaları bir yana, altı gün önce mutlaka bir heyecanla yazmışım bunları fakat şimdi bunlara ilişkin ne yazabilirim bilmiyorum:&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-n4S_YRlYAuI/Tqq3JI7NYxI/AAAAAAAACXU/_bEsQao02BU/s1600/stock-illustration-15707500-cover-girls-lip-gloss.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/-n4S_YRlYAuI/Tqq3JI7NYxI/AAAAAAAACXU/_bEsQao02BU/s200/stock-illustration-15707500-cover-girls-lip-gloss.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Akmerkez'e giderken makyaj yapmamışım. Ee, evet ne var bunda? Şöyle bir şey var yalnız, ne zaman makyaj yapmayasım tutsa, ne zaman üstüme alelade bir şeyler geçirip şurdan iki markete falan gidecek olsam o zaman çok mühim biriyle, herhangi biriyle ya da bir durumla karşılaşırım ve içimden hep, keşke bu kadar da boşvermiş çıkmasaydım evden, derim. Mesele makyaj ya da doğallık değil, bunların ötesinde bir üşengeçlik, sıkıntı, bezginlik meselesi aslında. Öte yandan bu seferki farklıydı. Evet evde biraz yayılmıştım ve hiç de çıkasım yoktu, ama kalkıp giyindim, bana da iyi geldi; fakat makyaj yapmaktan çok sıkılmıştım! Devamlı fıtı fıtı fondöten sürmekten, üstünde pıt pıt allık sürmekten ve elimle bunları dağıtmaktan, sonra fondöten ve allığa bulanmış ellerimi lavaboda yıkayıp turuncu damlacıkları seyretmekten gına gelmişti içime. Diyeceğim odur ki paspal olmadım ama makyaj da yapmadım. Kimseyle de karşılaşmadım. Hah.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İkinci notum: reçel kavanozunu karıştırmak lazım. Bunu da süper gözlem gücümü ortaya koymak adına açıyorum. Sevgili yeni yaban mersini reçeli kavanozumda şöyle mikroskobik bir yazı dikkatimi çekti: "Daha iyi bir lezzet için meyveleri kavanozun dibine doğru karıştırın." Şaşırdım, çünkü diğer ananas-mango reçeli kavanozunda böyle bir öneri hiç dikkatimi çekmemişti onca sene. Ananas-mango kavanozuna baktım ve zaten onun üzerinde böyle bir öneri bulunmadığını gördüm. Yaban mersini reçelinin böyle bir dalavereyle hazırlanmış olduğunu çok geç fark etmiştim oysa. Tam o sıralar, kavanozu açıp resmini çektiğim o minik yaban mersinlerinin nereye kaybolduğunu ve koca kavanozun yarısından fazlasının neden "meyve pektin" olduğunu tahmin ettiğim o içinde yaban mersini boncukları bulunmayan jölemsi reçelden ibaret kaldığını merak ediyordum. Bu haliyle bile yine de çok lezzetli olduğu için yaban mersini reçelini affettim. Hatta bitirdim. Hatta yenisini aldım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-LXosGckFxko/Tqq3Is3-F4I/AAAAAAAACXM/9gs-KSvSLZw/s1600/14211.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/-LXosGckFxko/Tqq3Is3-F4I/AAAAAAAACXM/9gs-KSvSLZw/s200/14211.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Üç: ev kokusunu açtım. Bu kısa sürecek. Aylar aylar önce, içine soktuğunuz bir sürü çubuk sayesinde evi güzel kokutan kokulardan almıştım, beyaz yasemin kokulu. Çok da pahalıydı ve iki buçuk ay dayanacağını söylediler alırken. Mağazaya girdiğimde kokudan mest oluyor, evimin de böyle kokmasını inanılmaz istiyordum. Ve kokuyu bir türlü açamadım. Ciddiyim, on ay falan açamadım kokuyu. Kokuyu açmam için bir parti falan vermem gerekiyordu. Ey ahali, işte bakın, hayatım o kadar tamam, o kadar güzel ki, bu güzelliği taçlandırmak için kokuyu paketinden çıkarıyor ve evime yerleştiriyorum! O sıra flaşlar patlamalı ve kadehler tokuşturulmalıydı. Hem dur bakalım, ben evimin böyle kokmasını sahiden çok istiyor muydum? Evimin kendi kokusu var mıydı acaba - evet evet vardı öyle bir koku, eve gelince alıyordum ve seviyordum. O koku mu, bu koku mu? Ya bu çubuklu koku çok yoğun olursa ve fenalık geçirirsem? İnsanın kafası rahatsız olmayagörsün. Birkaç hafta önce hiç özel bir şey yapmadan, herhangi bir kutlamaya girişmeden kokuyu açtım, sehpaya koydum. Kokuyor çok şükür. İlk günler daha bir çok kokuyordu, şimdi daha az kokuyor ama sahiden kokuyor yani, çok da kararında bir koku. Evet, bu kadar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dört: Pazar günü de Issey kokmaya devam etmişim, bilgilerinize. Evet çok tatlı bir duyguydu. Önceki gün giydiğim hiçbir şeyi giymediğim halde burnuma aynı parfüm kokusu geldiği için biraz şaşırdım. Sonra düşündüm ki muhtemelen alışveriş yaparken giydiğim uzun kollu hırkanın parfüm kokusu sinmiş sol bileğini, pazar günü evde giydiğim hırkanın üzerine denk gelecek şekilde katlayıp kaldırmıştım dolaba. Ondan oldu herhalde, mystery solved.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Beş: Ertuğrul Özkök ve spermler. Bu konu çok ciddi. Adamın derdi ne bilmiyorum. Adamı pek sevmiyorum zaten, neden sevmiyorsun derseniz çok detaylı ve yerinde bir açıklama yapamam - zaten burada "sevmek"ten söz ediyoruz yani son derece öznel bir şey, ne diye savunayım ki niye sevmediğimi, sevmiyorum işte. Geçen geçen geçen haftalarda birden fazla kere, en az iki kere, spermlerle ilgili bir şeyler yazdığını gördüm. Öyle çok uzun uzadıya okumayı tercih etmediğim için, ne diye böyle saçma sapan şeyler yazıyor, boyu mu uzadı yazınca falan diye düşündüm herhalde. Sanki o da tam öyle bir havada yazıyordu, hani ne oluyor işte yazınca, ne var bunu yazmakta ya da yazamamakta, büyütülecek bir şey mi, havasında da olabilir yani. Fakat öyle demek istiyorduysa bile çok çiğ bir üslupla yazıyor gibi geldi bana, ne yapsa doğal olmuyordu sanki. Sonra, geçen geçen haftalarda bir yazısını okudum pazar ekinde ve bunun öyle seksle üremeyle ilgisi yoktu pek, hatta buraya "Evet sapıksınız, çünkü insansınız." alıntısını aktarmıştım, o yazıda geçiyordu. İşte o yazının içinde bir yerlerde, beynin çalışması ve hormonlarla ilgili birtakım şeylerden söz ediyordu. Tutmuş oraya da, ha yani benim beynim şöyle çalışıyorsa spermler de şöyle oluyor, gibisinden bir şeyler sıkıştırmıştı. Takmış kafaya bu adam, demiştim kendi kendime. İşin bir hikayesi ya da özellikle ispatlamaya çalıştığı bir şey yoksa şayet, çocukçaydı şu devamlı yazdıkları. Sonra geçen hafta tekrar yazmış, "İstiridyenin spermi ne kadar". Mehmet Barlas'a bir şey söylemiş hemen, "Biliyorum sizin sperm alerjiniz var..." diye - ha anlıyorum, bir derdi var, tamam; ama yok yani olmuyor işte. Adamın kendi köşesi yeri var güzel; üç haftada bir sırf bahsi geçsin diye sağdan soldan spermler iliştirmek - uymuyor yani, uyduramıyor ki yerli yerine. Aman.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-nxum8ZmraF0/Tqq3Ibw-D2I/AAAAAAAACXI/ai1Pnl75vsU/s1600/stock-illustration-13753352-worm-composting.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-nxum8ZmraF0/Tqq3Ibw-D2I/AAAAAAAACXI/ai1Pnl75vsU/s200/stock-illustration-13753352-worm-composting.jpg" width="110" /&gt;&lt;/a&gt;Altı: Kurtlu cevizler. Güya en kalitelisinden alıyorum ama aldığım gün kurtluydu cevizlerim geçen sefer. Geçen dediğimin de üstüne dünyanın cevizini aldım ama çaktırmıyorum. Hani böyle cevizin üstünde bir tüylenme, sanki cevizler örümcek ağı bağlamış gibi bir şeyler olur bazen. O zaman bilin ki aldığınız ceviz bayat, yahut bayatlıyor. Sanki bir abiyogenez örneği gibi, tertemiz almış olduğunuz cevizler gel zaman git zaman böyle tuhaf bir yapıya sahip olmaya başlayabilir. Bunun bir ileri seviyesi, inşallah karşılaşmazsınız, kurtlu ceviz sendromudur ki ben karşılaştım. İki tane cevizin üstünde kurt vardı, sanki kelebek olmak için kozaya girmiş tırtıllar gibi şeffaf bir örtüyle sarılıp ölmüşlerdi. Canlısıyla henüz karşılaşmadım neyse.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Geçenlerde marul almıştım, of çok tuhaftı. Dıştaki birkaç yaprağın üstünde çamur topu gibi minik şeyler vardı. Birkaç yaprak ayırdıktan sonra bunlar sıklaşmaya başladı. Üç beş yaprak daha attım ki ne göreyim, marulun her tarafı minik minik kurt! Hiç böyle şey görmemiştim. İki poşete daha koyup derhal kapının önüne attım marulu tabi. Ertesi gün marulu aldığım yere gittim, dedim sizden marul aldım dün bakın kurtlu çıktı, hani diğer müşterileriniz mağdur olmasın diye söylüyorum. Adamcağız hemen yeni bir marul verdi bana, fakat arada "Aa, keşke getirseydiniz efendim!" deyiverdi. Ha sahi, getirip göstermek için o marulu kurtlu kurtlu geri dolaba koysaydım değil mi ama.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Laf lafı açıyor, böyle iade deyince de turuncu kazağım geldi aklıma. Pamuklaşmıştı ya hani bir kere giymeyle. Neyse ben bunu götürdüm, dedim böyle böyle, işte buyrun bakın. Faturamı ve kazağımı aldılar, efendim dediler biz bunu incelemeye göndereceğiz, bir hafta on gün içinde sonucu size bildiririz, sorun üründen kaynaklanıyorsa da yenisiyle değişim yaparız. Ha? İnsan bir tuhaf oluyor ki. Konuştuğum kadın da mağaza müdürü, bunun daha ötesi üstü yok yani. Peki dedim siz bunu inceleyip bakarken ürün biterse bana yenisini nasıl vereceksiniz, neyse ayırdılar bir tane; ama benim derdim o değil. Ne saçma yani, ben bir kere giymişim ürünü, faturamın daha ayı dolmamış ve kazağın önü pamuklaşmış. Burada "ürün hatalıysa" gibi bir yaklaşım ne oluyor? Mağaza müdürü şöyle dedi, "Hani belki bir kolye ya da çapraz bir çantayla giydiyseniz..." (Bunu söylediği sırada arkasında boy boy, uzun kolyeler sıralanmış) Dedim herhalde öyle giyeceğiz? Hangimiz bir kazak giyip put gibi oturuyoruz? Canımın istediği çantayı kolyeyi takacağım tabi, diğer kazaklarda niye böyle şeyler olmuyor, dedim. İyice bir sinirlendim ama içimden yani, dışımdan köpürmedim. Çıktım mağazadan, turuncu kazağımı bıraktım "incelesinler" bakalım. Birkaç dakika sonra geri döndüm. Dedim ki bakın, sizin gibi bir firmadan böyle bir şeyi hiç beklemezdim. Müşteri ürününüzle ilgili bir sorun iletiyor, derhal yenisini çıkarıp vermeniz lazımken kim hatalı diye uzun uzun incelemeye gönderiyorsunuz. Külçe altın değil ki bu, kazak. Ben müşteriniz olarak bu davranışınızı saygısız ve kırıcı buluyorum ve bu şikayetimi yazılı olarak iletmek istiyorum, lütfen bana cevap alabileceğim bir e-posta adresi verin, dedim. Vay be. Ondan sonra eve geldim, bir güzel mail döşendim ki aklınız durur. Hatta şu kısmını aynen aktarmak istiyorum, havam olsun: "Herhangi bir ürününüzü tabii ki kolyelerimizle ve çantalarımızla kullanacağız, satın aldığımız üründen beklediğimiz kalite de kullandığımız hiçbir aksesuar nedeniyle ürünün deforme olmamasıdır. Aksi bekleniyorsa ürünlerinizin üzerinde konuya açıklık getiren uyarılar bulunmalı yahut satmakta olduğunuz kolye ve çantaların trikolarınızla kombinlenmemeleri gerektiği vurgulanmalıdır." Hafif ağdalı mailime karşılık biraz mahcup ama yine biraz da mağrur bir yanıt geldi ertesi gün, değişim talebimin onaylandığı bildirildi - hadi tamam azıcık gururunuzu kırdık, ben onayıma bakarım şekerim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ya işte tüm bunlar geçen pazar aklıma gelmişti.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Bir anda bambaşka bir hafta oluverdi, aklıma gelenleri geçen haftaya sığdıramadım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-4316640652571138349?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/4316640652571138349/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=4316640652571138349' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/4316640652571138349'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/4316640652571138349'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/10/liste.html' title='Liste'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-n4S_YRlYAuI/Tqq3JI7NYxI/AAAAAAAACXU/_bEsQao02BU/s72-c/stock-illustration-15707500-cover-girls-lip-gloss.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-5468937799413338876</id><published>2011-10-23T00:06:00.000+03:00</published><updated>2011-10-23T15:35:44.780+03:00</updated><title type='text'>İdeal abajur kaç watt?</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aylık kültür sanat dergimi aldım ve sevgili kırmızı koltuğuma uzanıp okumaya başladım. Salonumda iki tane abajur var ve sanki ışıkları fazla geliyor. Ben kırk watt diye biliyorum ama belki de daha fazlalar, bir de bu yeni "gün ışığı" renginde olduklarından belki, sarı ışığın içime işleyen romantizmini tam alamıyorum sanki. Ya da ben saçmalıyorum şu anda.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Okudukça içim hareketlendi, aylardır gitmediğim sergilere gitmek istedim; fakat galerilerin çoğunun pazar ve neredeyse hepsinin pazartesi kapalı olması hevesimi kırıyor! Pazartesi günleri Nişantaşı'nda oluyorum. Taksim'deki galeriler pazartesi açık olsalar metroyla bir durak daha gidip gezineceğim ne güzel. Pazar günleri de gidebilirim hadi, pazarları kendime ayırmayı seviyorum ve illa ki çıkıyorum evden öğleden sonraları. Fakat cumartesi olmasın yahu, yani bugün spordan sonra gideyim diyordum ama cumartesi kalabalığını çekecek halim yoktu. Keyifli olması gereken bir şeyi zorunluluğa döküp istemeye istemeye, yorgun argın sergi gezmek de ne oluyor? Hazır yolum düşmüşken gitmeye bayılıyorum da Taksim'e yolumu gündüz vakti düşürmeye pek gelemiyorum nedense. Yolum hep buralara düşsün istiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bugün bütün günümü müzik dinleyip bir şeyler yazıp çizerek geçirdikten sonra altı gibi akşam yemeği alışverişine gittim. Parfümeriden saç spreyi aldım, ödeme yaparken parfümlerin yanına gittim ve sol bileğime Issey Miyake sıktım. Eskiden bir koca şişe vardı bu parfümden bende. İngiltere'den almıştım, Sera ve Burçin'le gittiğimiz kamp gezisinde - sanırım havaalanından falan değil, şehri gezmeye gittiğimiz bir gün mağazalardan kendi kendime beğenip almıştım. Birkaç sene kullandım sonra, birkaç defa yeniden aldım.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;En son yurt dışından dönerken parfümümden alıyordum kendime, bundan da mı alsam diye çok düşündüm. Koklar koklamaz eskilerden huzur dolu bir yerlere gitmiş gibi oluyordum. Kokladıkça koklayasım geliyordu. Sonra pek baharlı, kış günlerine pek yakışabilecek bir kokusu vardı. Boğazlı kazaklarıma sindiğini hayal ediyordum. Öte yandan kendi kokumu yıllardır öyle benimsemiş, öyle kanıksamıştım ki başka bir parfüm sürme fikri çok eğreti geliyordu. Kazaklarımı geçtim tenime sinmişti artık bu koku ve üstüne başka bir şey sürmek, sahiden bir şeyler sürünüp gezmek gibi olacaktı. Benim kokum olmayacaktı sanki ve hayır, bunu istemiyordum. Belki Issey'i alıp arada sırada evime, odama sıkardım? Bilemedim. Almadım havaalanından.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-4boBaGvZm70/TqQGD7ZKbMI/AAAAAAAACV0/b_rquGLPW28/s1600/IMG_0239.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-4boBaGvZm70/TqQGD7ZKbMI/AAAAAAAACV0/b_rquGLPW28/s200/IMG_0239.JPG" width="200" /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-text-decorations-in-effect: none; color: black;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-IQOx-k1iUaA/TqQFCsYOyQI/AAAAAAAACVM/99iAgaBLl-A/s1600/IMG_0243-2-vert.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="195" src="http://4.bp.blogspot.com/-IQOx-k1iUaA/TqQFCsYOyQI/AAAAAAAACVM/99iAgaBLl-A/s320/IMG_0243-2-vert.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bugün ise zaten almak gibi bir düşüncem yoktu - sadece sıkmak istedim bileğime, arada sırada burnuma götürüp koklamak istedim. Parfümeriden çıkıp biraz yürüdüm çorap almak, bir şeyler bakınmak için. Çorapçıdan çıktım, karşımda "Genç Karma" sergisi! Nasıl da güzel bir sergiydi üstelik, hiç beklemediğim bir anda ne şahane bir piyango vurmuştu başıma! Şunu da yapayım, bunu da göreyim, şu gün şu tiyatroya gitsem saat kaçta bilmem nerde nasıl olabilirim diye kendi kendime planlar yapmaya çalışırken çarpıntılar geçiren ben, akşam yemeği için deniz ürünleri alışverişine çıktığım sırada, bileğimde çiçekli baharlı kokular eşliğinde, ufak ve adeta o anım için yaratılmış bir sergiye konuvermiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-UL_e58UbU5Q/TqQFPu3AzaI/AAAAAAAACVc/Y8grPsXqY9k/s1600/IMG_0245.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-UL_e58UbU5Q/TqQFPu3AzaI/AAAAAAAACVc/Y8grPsXqY9k/s320/IMG_0245.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-YJrDm_XIuIw/TqQFURXjxWI/AAAAAAAACVk/8wS6t__rl2U/s1600/IMG_0246.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="224" src="http://4.bp.blogspot.com/-YJrDm_XIuIw/TqQFURXjxWI/AAAAAAAACVk/8wS6t__rl2U/s320/IMG_0246.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sonra karides ve midye aldım diğer malzemelerle beraber. Yüz gram da ceviz aldım. Dün akşam cevizleri birer birer götürürken, bir sonraki ceviz partisini yememek için stratejiler geliştirmeye koyuldum. Cevizleri bir yere kilitleyebilecek olsaydım keşke, ya da sadece sabah kahvaltıda bir bütün ceviz ve hadi belki akşamları da bir bütün ceviz alabileceğim şekilde bir düzenek olsaydı. Bir ara cevizleri arabada mı saklasam diye düşündüm, fakat çok abes geldi. Sonra şöyle bir şey düşündüm, sabahları sosa karıştırmadan önce minik minik parçalıyorum cevizleri - toptan hepsini rondoda bir iki defa basıp ufalarsam bala batırıp yeme durumunu ortadan kaldırabilirim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Öte yandan çok da içim elvermedi inanır mısınız cevizleri hepsini ufalamaya. Arada bir de bala batırıp yenesi şeyler canım bunlar. Gerçi rondoda çeksem sahiden sabahları da doğrama işinden yırtmış olurum. Bir kısmını çekip bir kısmını bala batırayım en iyisi. O kadar da iznim olsun.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çünkü şunu bugün artık res-men sabitledim: eve günlük meyve almak durumundayım. Her gün iki elma almalıyım örneğin, hadi diyelim iki elma bir nektarin falan olsun. O gün ne kadar meyve yiyeceğimi hesap edip ona göre alışveriş yapmak durumundayım kısaca, çünkü bu işi be-ce-re-mi-yo-rum! Bugün markette parmak kadar Amasya elmaları vardı, o kadar tatlı ve miniklerdi ki sanki kaçıyorlarmış gibi hissettim ve altı tane falan aldım onlardan. İki yeşil, iki sarı elma, iki de nektarin aldım. Şöyle en az üç gün gider bunlar diye umuyordum, işte ümit fakirin ekmeği şekerim. Dolabımın meyve bölümü an itibariyle tamtakır kuru bakır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yine de bir tebriği hak ediyorum sayın seyirciler, iki ya da üç paket kuru meyve ve yüz elli gram ceviz duruyor mutfakta. Yanlış duymadınız, yüz elli gram ceviz. Kuruyemiş bölümündeki çocuğa yüz gram dedim, elli gram da bonus koymuş sağ olsun. Cevizle savaştığımı nereden bilecek? Onun için ufak bir sapma, benim içinse savaşmam gereken bir üç yüz kalori daha demek. Ah ah. Neyse, meyveleri saymazsak bugün ben kazandım galiba.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-qxzxYoB0sVI/TqQFtoyADDI/AAAAAAAACVs/5Kxr4DOR51k/s1600/DSC_0183.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="268" src="http://1.bp.blogspot.com/-qxzxYoB0sVI/TqQFtoyADDI/AAAAAAAACVs/5Kxr4DOR51k/s320/DSC_0183.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Giuseppe'yi tanıyorsunuz - mutfağımın otoritesi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca domates ve nohutlu midye-karidesim çok güzel, çok gurme bir şey oldu. Spagettiyle yedim. Üstüne de parmesan ektim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yani bunun üzerine oturup kasayla meyve yemek şu yemeğin güzelliğine, lezzetine hakaret resmen ama naparsın, obura lezzet mi dayanır?&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-5468937799413338876?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/5468937799413338876/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=5468937799413338876' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/5468937799413338876'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/5468937799413338876'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/10/huzurlu-sk-kac-watt.html' title='İdeal abajur kaç watt?'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-4boBaGvZm70/TqQGD7ZKbMI/AAAAAAAACV0/b_rquGLPW28/s72-c/IMG_0239.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-6059348478795704594</id><published>2011-10-22T23:10:00.000+03:00</published><updated>2011-10-22T23:22:44.222+03:00</updated><title type='text'>Atölye</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-7JbEDHv_H6I/TqMeiATGoHI/AAAAAAAACTs/TzXXNFm-vWY/s1600/200123_10150209456190049_190965455048_8747433_7773221_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-7JbEDHv_H6I/TqMeiATGoHI/AAAAAAAACTs/TzXXNFm-vWY/s320/200123_10150209456190049_190965455048_8747433_7773221_n.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Evimi temizliyordum Radyo Eksen dinleyerek. Son zamanlarda Radyo Eksen, Lounge FM ve Açık Radyo arasında gidip geliyorum. Radyo Eksen bazen öyle bir işliyor ki içime, hani geçen haftalarda kapalı ve soğuk günler geçirdik ya biraz, hele öyle zamanlarda. Burnumun direği sızlıyor sanki. Üzücü ve üzücü olduğu kadar keyifli, tanıdık, bildik hislere kapılıyorum bir anda. Ne olduğunu bilmiyorum, adlandıramıyorum, inanın sözcüklerle tanımlayamıyorum. Hüzün diyeceğim, ama içine gizlenmiş o keyfi nasıl açıklayacağım? Belki de hüzün zaten budur benim için? Üzüntü başka, hüzün başka şey. Belki hüzün demeyi tercih ettiğimde içine keyifler gizlenmiş, özlemli bir duygu halini anlatmaya çalışıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Evimi temizliyordum müzik dinleyerek. Salonu bitirmiştim sanırım, girişteki aynalı dolabın aynasını ve yanını siliyordum. Bir şarkı çalıyordu o sırada ki hüznümü de, içine sinmiş keyfi de olabildiğince büyütüyordu. Bana bir şeyler hatırlatıyordu ve ne hatırlattığını bilmiyordum. Bir şeyler hatırlıyordum ama anlatabileceğim şeyler değil. Geçmişte bana eşlik ettiğini bildiğim, ama o zaman bana neler hissettirdiğini bugüne taşıyamadığım, yine de aşinalığından ötürü tüm kalbimle sevdiğim şeyler. Ne olduğunu bilmediğim, ama benim olmuş olduğunu bildiğim için yakaladığımda bırakmak istemediğim şeyler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O şarkıyı günlerce aradım ve sonunda pes ettim. Bir ara bir daha hiç duyamayacağımı düşündüm, ve bu sabah kahvaltı ettiğim sırada çalmaya başladı. The Republic Tigers'dan "&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=_qPv4rtVL64"&gt;Buildings and Mountains&lt;/a&gt;"mış içime bu kadar işleyen şarkı, özellikle sonu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Neden böyle oluyordum? Metroda giderken bir şarkı geçiyordu aklımdan ve gözlerim doluyordu durup dururken. Sabah kahvaltı yaparken bir başka şarkı duyuyordum ve yine burnum acıyordu. Marketten aldığım sebze meyve torbasını arabaya götürürken yüzüme tatlı bir rüzgar çarpıyordu ve havanın kokusunu içime çektikçe ağlayasım geliyordu. Güneşin açılarını ölçüp biçmek ve her bir ışını kalbime sokmak istiyordum. Gördüğüm her şeyi kollarımla sarmalamak istiyordum; bugünü ve bir türlü bırakamadığım geçmişimi. Hepsine sarılmak istiyordum. Yaşamış olduğum tüm "ev"lerin manzaralarını kollarımın arasına almak istiyordum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Dokunsam ağlayacak gibisin, ne oldu?" diye sordu. Sahiden dokunsa ağlayacak gibiydim! Ne olduğunu bilmiyordum işte, bir şeyler devamlı boğazımda düğümleniyordu. Nasıl çocuk olmak istiyordum yine, nasıl! Her şeyin çözümü çocukluğumdaymış gibi. Her şeyin çözümü mü? Çözülmesi gereken bir şey yoktu ki. Ben neden böyle devamlı ağlamaya meraklıydım peki?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şöyle söyledi bana, çocukluğumu bu kadar özlememin ve göz pınarlarımı habire doldurup doldurup boşaltmamın nedeni, çocukluğumla bugünüm arasına çok katı sınırlar çizmemden kaynaklanıyormuş. Şu çocuklukta yapılırdı ve bitti, şimdi yapılmaz ve şimdi bunu yapmak makbuldür, gibi bir bakış açısı benimsemişim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kendimi katı sınırları olmayan bir insan sanırdım. Hadi onu geçtim, kendimi mütemadiyen çocukluğumu düşünüp hüzünlenirken bulduğumdan, çocukluğumla bugünümü "kesin sınırlar"la ayırmış olduğumu hayatta getiremezdim aklıma.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir anda nasıl mantıklı geldi oysa. Çocuk olmamak için nasıl uğraş veriyordum ve çocukluğum dönüp dolaşıp bir kokuyla, bir melodiyle ya da bir renkle karşıma çıktığında içim nasıl sızlıyordu!&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-2aX-QXPotiY/TqMgZf-5h6I/AAAAAAAACUk/7IOXECf4e90/s1600/donald-duck.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-2aX-QXPotiY/TqMgZf-5h6I/AAAAAAAACUk/7IOXECf4e90/s1600/donald-duck.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Gözüme "Donald Amca" dergisi çarptı bir gün. Aldım bir tane; evet tabii ki farklıydı. İçeriği, düzeni hatırladığımdan farklıydı; yaşadığımız çağ farklı bir kere, en başında benim bakış açım farklı artık. Yine de çizgiler, yaşasın, hala çok tanıdık! Sanki maceralar daha uzundu ben çocukken, sayfalarca akıp gidiyordu adeta. Şimdi bir kareden diğerine çabucak geçiyorum - bir yandan frenlemeye çalışıyorum kendimi, daha yavaş okumaya çalışıyorum.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-F0bFmEe6sB0/TqMeuw3--TI/AAAAAAAACT0/PeZr2tjOGc4/s1600/scenery-smitha-kamath.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="241" src="http://4.bp.blogspot.com/-F0bFmEe6sB0/TqMeuw3--TI/AAAAAAAACT0/PeZr2tjOGc4/s320/scenery-smitha-kamath.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-jUiclk6uAZk/TqMfm5oWntI/AAAAAAAACUU/FccLoBFX9Go/s1600/monami.png" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-jUiclk6uAZk/TqMfm5oWntI/AAAAAAAACUU/FccLoBFX9Go/s1600/monami.png" /&gt;&lt;/a&gt;Bir akşam, bir kafede ödeme yaparken kasanın arkasında ipe asılmış bir sürü resim gördüm. Çocuklar pastel boyayla yapmış. "Pastel boya!" diye yankılandı kafamın içinde. İlkokulda resim yaptığımız atölyeler geldi gözlerimin önüne, burnuma pastel boyaların kokusu ve MonAmi kutuları. İlk açıldığında üstüne jelatin örtülü, ellerimi, bazen yüzümü, eteğimi boyayan pastel boyalar; kokuları gözlerimi yaktı bu sefer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Resim yapmayalı ne çok olmuştu ve oysa çocukken ne çok resim yapardım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kırtasiyeye gittim. Kitapçılar ve kırtasiyeler ağlatıyordu beni en çok. Onlara şöyle uzaktan bir bakış atmam yetiyordu bazen burnumun sızlamasına, boğazımın acımasına. Kendime büyüklü küçüklü resim kağıtları ve kalemler aldım - kalem dediklerim de her tarafı kalem, kömür olanlardan; bir tutmayla insanın her tarafını boyayanlardan, sanki bir ressammışım gibi beni havaya sokanlardan. Bir iki sepya, iki üç siyah.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-9LTZ10SDbP4/TqMh6eGyl9I/AAAAAAAACU8/eAtUmkfU614/s1600/paris.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-9LTZ10SDbP4/TqMh6eGyl9I/AAAAAAAACU8/eAtUmkfU614/s1600/paris.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Yapıştırmalar aldım kendime, renk renk çıkartmalar. Çocukken arkadaşlarıma yazdığım mektupların kenarlarına yapıştırırdım minik minik, yazdığım şeyle ilgili bir şeyler bulur buluştururdum. Kekle ilgili bir cümlenin yanına kekli çıkartma, telefonla ilgili bir şey yazmışsam telefonla konuşan cadaloz bir kızın olduğu bir çıkartma. Bir sürü, bir sürü çıkartma aldım kendime.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kırtasiyelerde görüp bayıldığım defterlerden aldım. İçine hiçbir şey yazmayacak bile olsam aldım o defterleri. Kullanma zorunluluğum bulunmadan, yalnızca benim olmalarını çok istediğim için, onları görünce içim eridiği, sıcacık hissettiğim için, onlara bakmaktan ve onlara dokunmaktan müthiş bir zevk duyduğum için kendime bu iyiliği yaptım ve o defterlerden aldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-25Tv_9niEso/TqMfQEW8qYI/AAAAAAAACUE/iGY5c5ZzTR8/s1600/the-lion-king-original.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="179" src="http://4.bp.blogspot.com/-25Tv_9niEso/TqMfQEW8qYI/AAAAAAAACUE/iGY5c5ZzTR8/s320/the-lion-king-original.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aslan Kral'ı izledim. Yeniden.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Henüz resim yapmadım ve çıkartmalarımı kullanmadım, ama kitaplığımda olduklarını ve istediğim zaman onlara dokunabileceğimi biliyorum. Gözlerim daha az doluyor artık. Çocukluğumla arama çektiğim setleri kaldırıyorum. Geçmişte ayrı, şu zaman ayrı ve bu zaman farklı bir insan olmayı bir yana bıraktım. Tek bir insanın evrilip çevrilmiş, her zamandan başka izler taşıyan halini yaşamanın tadına varmayı deniyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-p7TM3WSziXw/TqMiOk_cUXI/AAAAAAAACVE/lTlf1fqmSiw/s1600/mb.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-p7TM3WSziXw/TqMiOk_cUXI/AAAAAAAACVE/lTlf1fqmSiw/s400/mb.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir pembe dizi olsa, nasıl bayıla bayıla izlerdim, diyordum. Geçenlerde kanallar arasında gezinirken bir pembe diziye rastlamamın üstüne iyice kabardı bu hislerim. Abuk subuk sabah programlarından, evlenme parodilerinden sıra gelmiyordu artık pembe dizilere.&amp;nbsp;Bir gün gelip pembe dizileri özleyeceğim söylense gülerdim herhalde. Pembe dizilerin o tanıdık seslendirmeleri kulağıma gelince nasıl mest oldum - benim tarzım bir pembe dizi değildi üstelik, çiftliklerde büyük sombrerolar eşliğinde bir pembe diziydi. Bir "Vahşi Güzel" olsa diyordum kendi kendime, ortaokuldaki gibi televizyona yapışıp izlesem koltuğun ucuna yerleşip, günler kısalmaya başlayıp hava daha erken kararır olduğunda kimi günler ışığı yakmaya bile kalkmadan, karanlığı unutup izlesem. İnternette "Vahşi Güzel"i buldum, bütün bölümleri değil tabii ama birkaç bölüm bir şey koymuşlar işte. On iki yaşımda hissettiklerimi bugün ne ölçüde hissedebilirim bilmem, ama o tanıdık seslendirmeleri işitmek bile başka bir devri ayaklarımın altına seriyor. Bugün hiçbir yerde duyamadığım tek bir "Ah!", on yılı devirip bambaşka bir boyuttaymışçasına hissetmeme yetiyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çocuklarım olsaydı evin içinde, anne olsaydım, her tarafım oyuncaklarla bezeli halde, çocukça şeyler yapıyor oldurdum. Çocuk sahibi olmanın gerektirdiği muazzam sorumlulukları bir kenara bırakırsak, çocukluğa geri dönüp çocukluğu doyasıya yaşamanın bir şekli gibi ebeveyn olmak. Yani büyüyoruz, büyüyoruz, büyük olmayı yaşıyoruz bir güzel ve bir zaman geliyor artık çocukluğumuzu istiyoruz geri, ha? Çocuklarımızla çocuk oluyoruz, çocuk olmak için harika bir bahanemiz var. Hiç zorlanmadan çocuk olunuyor o zaman, "otomatikman" hani. Kimse aslında çocukluğunu ne denli özlemiş olduğunun farkında değil, ama o çocuk ortaya çıkınca herkesin çocukluğu salona doluşuyor sanki.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Zamanla mücadelemi yazarak gidermeye çalışıyorum. Her şeyi inanılmaz anlamlandırmaya yönelik müthiş bir istek var içimde. Anlarımı anlamlandırsın diye zincirleme sigara içişlerim de bu yüzdendi. Sigarayı bırakıp yazmaya döndüm yeniden. Yazdıklarımı sigara anlamlandırmıyordu ben çocukken, her şey çok da anlamlı olabiliyordu üstelik.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir yandan da her şeyi çok anlamlandırmamaya, "an"da kalmaya çalışıyorum. Bazen ne kadar zor oluyor. Güneş salonuma akşamın belli bir saatinde düşüyor, o saatlerde çoğunlukla evde olmadığım için farklı bir görüntü beliriyor gözlerimin önünde. O anları fotoğraflamak, ışınların açılarını ölçmek, onlarla dans etmek, boğuşmak istiyorum. Hiç unutmamak için. Işınları yemek ve içmek istiyorum. Oysa onları görmeliyim ve bu kadar. Akşamın o vakti evde bu yeni ışınları tecrübe etmeliyim sadece. Aklıma kazınmaları gerekmez geçmişi geleceğe aktarabileyim diye - geçmişi geleceğe aktarmadan da mutlu olabilmeye çalışmak, kolay değil her zaman. Anlamlandırmak yerine var olan anlamı o an hissetmek ve onunla yetinmek, hemen bir sonraki ana geçip onun tadını çıkarmak - çok doğal geliyor, oysa sanıldığı kadar kolay, doğal değil benim için.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İşte çocukluğum, bilgisayarın karşısında sabahtan akşama dek oyun oynarken, dizi izlerken, sağı solu gönlünce boyarken, uydurma yemekler yaparken, yatağa uzanıp saatlerce bacaklarını sallaya sallaya kitap okurken ve okurken uyuyup kalırken anı anlamlandırma telaşında değil idi.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ben de çocukluğumla bugünüm arasında var olmaması gereken tüm katı sınırları kaldırdım. Burnum daha az acıyor bugünlerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-6059348478795704594?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/6059348478795704594/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=6059348478795704594' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/6059348478795704594'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/6059348478795704594'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/10/atolye.html' title='Atölye'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-7JbEDHv_H6I/TqMeiATGoHI/AAAAAAAACTs/TzXXNFm-vWY/s72-c/200123_10150209456190049_190965455048_8747433_7773221_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-3071496658655254442</id><published>2011-10-22T15:28:00.001+03:00</published><updated>2011-10-22T15:28:50.514+03:00</updated><title type='text'>Açım.</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yani övünmek gibi olmasın, geçen hafta bir muhteşem yemek pişirdim aklınız hayaliniz durur. Bu kadar korkunç bir giriş cümlesi yapılamazdı herhalde. Üstümden başımdan kendini beğenmişlik akıyor resmen. Ama biliyorsunuz aslında durum bu değil, sadece benim boğazıma biraz aşırı düşkün olmamdan ve yemek pişirmeyi de yemekle ilgili her şey gibi çok sevmemden kaynaklanıyor. Anlayışınıza sığınıyorum yani.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Cumartesi akşamı kızlarla White Mill'e gittik. Sera bademli tavuk aldı, ben de keçi peynirli mercimekli salata aldım. Salatanın Sosa'daki salatalar gibi doyurucu, pek mercimekli bir şey olacağı yanılgısına nasıl kapıldım bilmiyorum. Bunları okuyun ki siz öyle bir hataya düşmeyin. Birkaç parça otun üzerine mercimek serpmişler, azıcık da peynir küpleri koymuşlar işte, güya salata olmuş. Tabi dişimin kovuğunu doldurmadı. Öte yandan Sera'ya tavuklar fazla geldi, yarısını yiyemedi. Derhal, der-hal çektim tabağı önüme. Tabi sordum son kez, bak yemiyorsan yiyeceğim, emin misin diye. Eminmiş. Mmm tavuklar çok, çok lezizdi. Yağı daha az olsa inanılmaz da hafif bir yemek olacaktı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ertesi gün yemek yapacağım ve bademli tavuğun tadı gitmiyor aklımdan. Ben de onun bademsizini ama mantarlısını yapmayı tasarladım. Mantarı feci özlemiştim ve badem müthiş kaloriliydi. Bu aralar neler yediğim göz önünde bulundurulursa, ki ona birazdan geleceğiz, yemeğe tadı alınabilir ölçüde badem koymama imkan yoktu. Ben de sütlü, soya soslu, sebzeli, mantarlı ve bol sarmısaklı acayip şahane bir tavuk pişirdim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-aRr16Z56jeU/TqK2nOqsDTI/AAAAAAAACTk/-h6iohi2TAE/s1600/stock-photo-7863555-healthy-appetite.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-aRr16Z56jeU/TqK2nOqsDTI/AAAAAAAACTk/-h6iohi2TAE/s200/stock-photo-7863555-healthy-appetite.jpg" width="133" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu aralar bana bir şeyler oldu, çok ciddiyim yalnız. Hayatta yapmaya tenezzül etmeyeceğim şeyler yapıyorum boğazımla ilgili. Bir kere tatlı seven biri değildim şu zamana kadar, şimdi ise tatlı tatlı diye çıldırıyorum. Yerimde duramıyorum! Çok garip, her sabah kahvaltılık biberli sosa karıştırmak suretiyle bir tane ceviz yiyorum ben - yiyorDUM yani ve cevizle günlük ilişkimizin sınırları bu şekilde belirlenmişti. Son iki haftadır evde olduğum tüm süreler zarfında dolaba gidip geliyor ve kavanozdan birer ikişer ceviz yiyorum. Cevizi tek başına yesem iyi, bala batırıp batırıp yiyorum. Bazıları ballı, bazıları balsız. Ceviz yahu bu, ceviz! Geçen bir gün abartıp tam yüz gram ceviz yedim bir günde. Ondan sonra her gün ellişer gram ceviz yemeyi sürdürdüm. Sanmayın ki bir ballı ceviz yiyorum, hadi kızcağızın bünyesi istiyormuş diyesiniz. Önceki yazımda sözünü ettiğim kuru meyveler hala hayatımda. Yahu bu kuru meyveler peynirle nasıl güzel oluyor biliyor musunuz? Bir ısırık üçgen peynirden, bir ısırık gün kurusundan mesela. Üçgen peynirin üstüne yaban mersini reçeli döküp bisküvisiz mini cheesecake'ler yaratıyorum ayaküstü. Nasıl salaş bir görüntü: buzdolabının önündeyim, kapak açık ve kabını soyup açtığım üçgen peynirin üstüne reçel döküp iki lokmada yiyiveriyorum. O kapağı kapatana dek akla karayı seçiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-oiOWgWteYcM/TqK2mxoKPyI/AAAAAAAACTc/6DtcL9572kk/s1600/stock-illustration-15885689-thinking-of-food.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-oiOWgWteYcM/TqK2mxoKPyI/AAAAAAAACTc/6DtcL9572kk/s200/stock-illustration-15885689-thinking-of-food.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Akşamları kendime sıcak çikolata yapıyorum, içtikten sonra bile birkaç dakikalık tatlı ihtiyacımı karşılayabiliyor. Tek içimlik poşetlerde satılıyor, suyla ya da sütle karıştırıp hazır edilebiliyor - ben suyla karıştırıyorum malum bir de süt içip boşa yüklenmeyeyim şimdi. Reçelli peynirlerden yeterli proteini alıyorum zaten.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bugün evet hala pantolonuma girebiliyorum, ama karnım kocaman ve belimin alt kısmı koca bir çember halinde genişledi. Üst tarafım tam bir kütük gibi. Annem telefonda "Aman kızım yapma, etme!" diyor, ona da bu aralar acayip bir tatlı ihtiyacı gelmiş yalnız. Birimize olursa illa diğerimize de olmalı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu işe bir dur demem lazım benim. Bu ben değilim yani inanın şuraya bir kamera koysak izlerken çok utanırım herhalde halimden. Belki de bunu yapmalıyım aslında, ama kamera olduğunu bilmemeliyim canım. Bilirsem çok zarif zarif yerim şimdi. Bu da bir yöntem tabii, kamera var diye yememek; ama eğlenmek istiyorsak - bakın genelde öğleden sonraları evde olmuyorum. Kapıcıyla anlaşıp yapabilirsiniz bu işi. Korkacaksınız yalnız.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-3071496658655254442?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/3071496658655254442/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=3071496658655254442' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/3071496658655254442'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/3071496658655254442'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/10/acm.html' title='Açım.'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-aRr16Z56jeU/TqK2nOqsDTI/AAAAAAAACTk/-h6iohi2TAE/s72-c/stock-photo-7863555-healthy-appetite.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-4301607515209121508</id><published>2011-10-17T14:17:00.001+03:00</published><updated>2011-10-17T14:30:49.611+03:00</updated><title type='text'>Hayır bu kadar boş değilim, aslında çok da meşgulüm ama...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Of şu dünyevi ve çok kişisel dertler bazen çok geriyor beni. Bazen diyorum ki üzerime tek bir yaprak geçirip doğaya bıraksam kendimi. Giysiymiş alet edevatmış uğraşmasam. Şimdi ne oldu biliyor musunuz dün, her hafta başka bir tarafı yırtılan pek eski ve çift yamalı kotumun dizinin alt tarafı pırtladı akşam akşam. Hakikaten atmam lazım benim bu kotu ama biraz daha bol ve rahat olduğundan atamıyorum. Yeni vücuduma tam alışamadığım için yeni bir kot almak da istemiyorum. Zaten kot almak yeterince can sıkıcı, fenalık getirici bir süreç. Şimdi düşündüm de bir de siyah kot almam lazım eskisinin rengi açıldı iyice. Ya, görüyor musunuz alınacaklar hiiç bitmiyor! Aslına bakarsanız pijama da almalıyım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sonra daha birkaç hafta önce aldığım turuncu bir triko kazak vardı. Bir kere giydim ve önü pamuklaştı. Yani o kadar bozuluyorum ki. Beynimde kazak büyüdükçe büyüyor. Tamam, götürüp derdimi söyleyeceğim ve bana yenisini verecekler - ellerinde varsa; ki yoktur, eminim kalmamıştır ve getirtemezler de, ben de önü pamuk pamuk kazağımla kalakalırım çünkü rengini ve şeklini o kadar sevdim ki hayatta iade etmem, pamuklarını söker söker giyerim. Bakın 3 satır boyunca hiç ara vermeden turuncu kazak üzerine türlü varsayımlarda bulunabiliyorum, beynimde kapladığı yeri siz düşünün. Kafamın içi tupturuncu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Derken bir siyahlık beliriyor, zira eski siyah ve pek rahat botlarımın içine girmiş olan su vırt vızık yüzünden tuhaf ve çekilmez bir koku oluşmuş. Onları da ayakkabıcıya götüreceğim. Geçen hafta çok severek bir hırka aldım kendime ama hala giyemedim, ya hiç giymezsem acaba bu benim tarzım değil miydi diye düşüncelere daldım. Daha hiç giyemediğim topuklu pabuçlarım var. Bugün giyeyim diyorum sırf daha önceden giymedim diye, giyeyim ki almış olmamın hakkını vereyim ve daha önceden giymediğim için de ayaklarım mahvolsun.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Acılar içinde geçen altı seneden sonra şunu fark ettim ki ayaklarım acıdığında çok sinirli oluyorum. Ayaklarım rahatladığında sinirim geçiveriyor. Bu saptamayı yapabilmem için güzel görünen saçma sapan ayakkabıların yukarısında gergin bir beden ve sinir içinde bir ifade ile uzuuun yıllar geçirmem gerekti.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu sabah sporda daha önce girmediğim bir derse girdim ve koreografi eşliğinde boks hareketleri yaptık. Kaslı eğitmenin duruşu ve savurduğu yumrukların birkaç adım yanında benim kollarım kuru dallara benziyordu. Eğlendik ama, şarkıda arka arkaya bas sesi geliyor mesela hızlıca ve biz öne doğru üç minik yumruk savuruyoruz aynı hızda; sanki birinin kapısını tıklıyormuşuz ve açtığında yumruğu burnunun ortasına indirecekmişiz gibi. Yüz ifademi de uyarlamaya çalıştım, duruma ayak uydurup hırslanayım da hareketleri daha iyi yapayım diye.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-msdnE2XNvSE/TpwN0VgQ3DI/AAAAAAAACTE/HM2vl_KW9dE/s1600/DSC_0185.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-msdnE2XNvSE/TpwN0VgQ3DI/AAAAAAAACTE/HM2vl_KW9dE/s200/DSC_0185.JPG" width="132" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ondan sonra, burası çok mühim, kahvaltıda yaban mersini reçeli yedim! Off o kadar güzel ki tadı. Bu St. Dalfour zaten ne reçeli yaptı ki kötü olsun. Ben dolabımdan ananas ve mangolu olanı eksik etmiyorum. Nasıl da reklamcılar gibi konuşmaya başladım. Neyse, yapacak bir şey yok sahiden eksik etmiyorum. Geçen haftalarda bir gün kendime kuru yaban mersini aldım yemişçiden, aldığım akşam yedim hepsini. Görüyorsunuz ki son zamanlarda bana kuru yemiş ve meyveler dayanmıyor ve ben ısrarla dayanabilecekmişim gibi alıyorum. Alırken resmen tiyatro oynuyorum, bilmem kaç gram bilmem kaç günde yerim, evet, evet. Kimi kandırıyorsam. Neyse tabi bu yaban mersinleri o kadar güzeldi ki ben bunların reçelini almaya karar verdim. Domates reçeli bile olduğuna göre yaban mersini reçeli illa ki vardır diyordum, varmış. Yaban mersinleri minik minik içinde. Peynirin üzerine sürüp sürüp yiyorum. Ben reçeli peynirle yiyenlerdenim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-HsIpdThO37o/TpwN1qzco7I/AAAAAAAACTM/XlAwxrsjsHM/s1600/DSC_0186.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="132" src="http://1.bp.blogspot.com/-HsIpdThO37o/TpwN1qzco7I/AAAAAAAACTM/XlAwxrsjsHM/s200/DSC_0186.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir de diyorum son nokta, petek balı alsam mı acaba? Cesaret edemiyorum ama. Koca bir petek bal alırım ve bir akşamda çatır çutur hepsini yerim diye korkuyorum. Yaparım da yani. Kavanoz baldan küçük küçük alabiliyorum ne de olsa, ama bunu daha büyük büyük kesip yemek gerekiyor. Şurasından burasından derken bir bakıyorum balın yarısı gitmiş. Geldi yani önceden başıma, oradan biliyorum. Belki de petek balı ev dahilinde bulundurulmaması ve dışarda karşılaşıldığında pek sevinip, her gün yediğimiz şey değil ya canım, rahatlığı ve hevesi içinde bol bol yenmeye devam edilmesi gereken bir şeydir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Uzun süre, neden çam balı veya çiçek balı yazıyor da "arı balı" yazmıyor, diye kafa yordum küçükken. Arının balı değil miydi canım bu?&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-xdqYrZPn6h8/TpwNxLOOBBI/AAAAAAAACS8/GBYY8JP1iyI/s1600/bal.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-xdqYrZPn6h8/TpwNxLOOBBI/AAAAAAAACS8/GBYY8JP1iyI/s320/bal.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-4301607515209121508?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/4301607515209121508/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=4301607515209121508' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/4301607515209121508'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/4301607515209121508'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/10/hayr-bu-kadar-bos-degilim-aslnda-cok-da.html' title='Hayır bu kadar boş değilim, aslında çok da meşgulüm ama...'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-msdnE2XNvSE/TpwN0VgQ3DI/AAAAAAAACTE/HM2vl_KW9dE/s72-c/DSC_0185.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-6091754075190368019</id><published>2011-10-15T19:45:00.000+03:00</published><updated>2011-10-23T15:26:58.538+03:00</updated><title type='text'>Tavşanlı terliğiniz yoksa yemek yiyin</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Adam gibi yazmayalı bir ufak Ankara gezisi, Kuzguncuk'ta rengârenk bir gün; muhteşem, rüya gibi bir Kapadokya seyahati, iki ödev teslimi, evime farklı zamanlarda aldığım iki buket çiçek, bir kavanoz balkabağı reçeli, iki veya daha fazla ev temizliği, safranlı pilav, tikka masala soslu tavuk, Tiraje Teyze'min uydurduğu istiridye ve soya soslu tavuk, sade yasemin pilavı, kimyonlu domatesli et, bir şişe pembe şarap, evde bir konuk ağırlama, dışarda çok kez buluşma, üç sinema filmi, iki konser, bir sürü yeni hırka, kazak, bluz ve iki yeni çizme olmuş.&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Kapadokya için "başka bir gezegen" diyor annem. Öyle. Kapadokya'da kömür kokuları bana çocukluğumu hatırlatıyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-iWvOdO75YGI/Tps8Nx1BR0I/AAAAAAAACS0/gNGi7pqYCWE/s1600/DSC00351.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="87" src="http://2.bp.blogspot.com/-iWvOdO75YGI/Tps8Nx1BR0I/AAAAAAAACS0/gNGi7pqYCWE/s400/DSC00351.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-eJB-FneD1Q4/Tps733WcPiI/AAAAAAAACRM/hg5brBzZydM/s1600/09.21-25.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="250" src="http://2.bp.blogspot.com/-eJB-FneD1Q4/Tps733WcPiI/AAAAAAAACRM/hg5brBzZydM/s400/09.21-25.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Y5NUmoix8fw/Tps8Gh3bihI/AAAAAAAACSU/1z9YQdxqC3o/s1600/DSC00229.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/-Y5NUmoix8fw/Tps8Gh3bihI/AAAAAAAACSU/1z9YQdxqC3o/s320/DSC00229.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-WYOOBQPggK0/Tps8NHni2nI/AAAAAAAACSs/mvoGKwYNAVo/s1600/DSC00326.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-WYOOBQPggK0/Tps8NHni2nI/AAAAAAAACSs/mvoGKwYNAVo/s320/DSC00326.JPG" width="239" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-E6Z7YSllCaA/Tps8Kk7MrvI/AAAAAAAACSk/Ma1uTe2Uzq0/s1600/DSC00306.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-E6Z7YSllCaA/Tps8Kk7MrvI/AAAAAAAACSk/Ma1uTe2Uzq0/s320/DSC00306.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-VBsBerYW_fo/Tps8JZSvAyI/AAAAAAAACSc/dNB9dcex6LU/s1600/DSC00245.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-VBsBerYW_fo/Tps8JZSvAyI/AAAAAAAACSc/dNB9dcex6LU/s320/DSC00245.JPG" width="239" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Kuzguncuk&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-mXcWGgK0YjU/Tps72kd2CzI/AAAAAAAACRE/pWt11pztwBI/s1600/09.20.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="250" src="http://1.bp.blogspot.com/-mXcWGgK0YjU/Tps72kd2CzI/AAAAAAAACRE/pWt11pztwBI/s400/09.20.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-4Fu9GbUO0dY/Tps796wXX_I/AAAAAAAACR0/sZU9iGq181Y/s1600/DSC00087.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-4Fu9GbUO0dY/Tps796wXX_I/AAAAAAAACR0/sZU9iGq181Y/s320/DSC00087.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-zuFCwBHErGc/Tps8DCPjQbI/AAAAAAAACSE/HLKPES9PpSw/s1600/DSC00103.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-zuFCwBHErGc/Tps8DCPjQbI/AAAAAAAACSE/HLKPES9PpSw/s320/DSC00103.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-EyPMVtf-Hh8/Tps8BQYP9LI/AAAAAAAACR8/A7oarfElv9s/s1600/DSC00097-2.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-EyPMVtf-Hh8/Tps8BQYP9LI/AAAAAAAACR8/A7oarfElv9s/s320/DSC00097-2.JPG" width="211" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-C9gEkiHFKYY/Tps8Fa7mI7I/AAAAAAAACSM/8IZXSuPn0WU/s1600/DSC00114.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-C9gEkiHFKYY/Tps8Fa7mI7I/AAAAAAAACSM/8IZXSuPn0WU/s320/DSC00114.JPG" width="239" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Kitapçıda geçirdiğim çok güzel bir gün vardı, o gün fotoğraflar da çekmiştim buraya koyayım diye. Livaneli'nin yeni romanını garip bir tesadüf sonucu almaya karar verdim. Henüz hiç Livaneli okumuşluğum yok. Türk yazarlarla da pek barışık olmadığım biliniyor, ama bu kitap, diyorum ya garip bir şekilde girdi hayatıma. Metroda yanımdaki kadın okuyordu ve açık olan sayfada "Profesör", "Wagner", "Agatha Christie" sözcüklerinin tamamı birden geçiyordu. İnanılmaz bir merak ve istek uyandı içimde, neymiş bu kitap dedim. Türk romanlarında profesörlere sık rastlamıyoruz sanki, şaşırdım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-EtHxKPwnP20/Tps752aGYMI/AAAAAAAACRc/_1nTfrEb05c/s1600/09.26-301.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="250" src="http://1.bp.blogspot.com/-EtHxKPwnP20/Tps752aGYMI/AAAAAAAACRc/_1nTfrEb05c/s400/09.26-301.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Tikka masala soslu tavuğumla safranlı pilavımı ve ortada kimyonlu etimin yapılış sırasındaki pozlarını da görüyorsunuz yukarda. Safranda bir numara olmadığını resmen kanıtlamış bulunuyorum. Yukardaki safran ta Afganistan'dan geldi, çok feci hakiki bir safran. Evet, pilavın rengini değiştirdi, ama tadı yani öyle fiyatından beklenecek bir şey değil. Safran maceramız da nihayetine kavuştu çok şükür.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-byDsg3DXrvM/Tps78urPqsI/AAAAAAAACRs/ERBa8w9B6QU/s1600/10.15.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="250" src="http://3.bp.blogspot.com/-byDsg3DXrvM/Tps78urPqsI/AAAAAAAACRs/ERBa8w9B6QU/s400/10.15.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&amp;nbsp;Lamb'i ta ortaokul yıllarından beri dinlediğim için konserlerine gitmek gözümde böyle hayal gibi bir şeydi. O zamanlar dinlediğiniz birileri buraya ayağınıza gelince bir tuhaf oluyor. Lamb'in erkek üyesi kadar işini severek yapan bir başkasını gördüm mü bilmiyorum. Adam resmen kendinden geçti çalarken ve muhteşem bir sahneydi. Ben de işime böyle aşık olsam keşke! Sağ altta ise Emir Bey'in çimlerde verdiği çok güzel konserden bir görüntü koydum. Ondan başka da zöö zöö gezdik. (Bu annemin lafı, geçerliliği hakkında hiçbir fikrim yok ama sevdiyseniz kullanın, yaygınlaşsın. Zöğ zöğ gibi okunuyor hani.)&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-yoc2ZnbxWQY/Tps7468Z_NI/AAAAAAAACRU/EaW2EyPlBL4/s1600/09.26-30.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="250" src="http://2.bp.blogspot.com/-yoc2ZnbxWQY/Tps7468Z_NI/AAAAAAAACRU/EaW2EyPlBL4/s400/09.26-30.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Ayçiçeklerimle vazomu alırken dayanamayıp şu kedili kupayı da aldım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Daha sonra bir gün minik çardak gülleri aldım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Balkabağı reçellerim de kalp şeklindeydi. Hepsini yedim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Yazmadığım sürenin özetini bu şekilde geçme düşüncesi dün akşam çalındı kafama; çünkü yazmadığım bu asırlık sürede başımdan geçen ve benim için önemi olan her şeyi yazabilmek istedikçe yine bir yazılacaklar yığını oluşturuyordum, dolayısıyla bir şekilde içimde kalmayacak bir özet, bir şey geçmek istiyordum. İfade şeklim feci hoşuma gitmişti ve bu duygu yaklaşık beş-altı saniye sürdü sanırım, zira hemen ardından orijinallikle uzaktan yakından alakam olmadığını ve Oğuz Atay'ın onlarca sene önce yaratmış olduğu bir kelimeler dizgesini farkında olmadan kopya etmiş bulunduğumu fark ettim. O da aynen, aynen böyle bir ifade kullanmıştı. Bu çalıntı halim pek hoşuma gitti yine de.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dün sabah 7'de uyanıp Eminönü'ye gittim TOEFL almak üzere. Arabayı sınav yerinin bahçesine koyayım dedim, izin vermediler. Fırıl fırıl dönüp durduktan sonra çok katlı bir otoparka bıraktım arabamı ve sınav merkezine doğru yürümeye başladım. Yağmur yağıyordu, ama üşümüyordum neyse. Sol tarafıma bir baktım ki "Mısır Çarşısı"! Beş yıldır İstanbul'da olmama karşın Mısır Çarşısı'na hiç gitmemiş olmam meselesini masaya yatırmayalım şimdi. Eminim kendi açımdan mantıklı bir sürü neden sayıp dökebilirim. Saatime baktım, daha zamanım vardı. Gülüp girdim kapıdan içeri.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-s-jOYUESPbA/Tps77dzvyaI/AAAAAAAACRk/XIxq_ocPCZY/s1600/10.14.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="250" src="http://3.bp.blogspot.com/-s-jOYUESPbA/Tps77dzvyaI/AAAAAAAACRk/XIxq_ocPCZY/s400/10.14.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yani o kadar güzeldi ki Mısır Çarşısı! Her tarafım lokum, kuru yemiş, kuru meyve, cevizli sucuk, baharat ve alabildiğine çayla çevrilmiş. Hepsinin ortasına dalıp yüzebilirim, hepsinden ve hepsinden çatlayana kadar tadabilirim. Lokumlardan ve meyvelerden daha tatlı olan, esnafın hali tavrıydı o sabah. Herkes yabancı sandı beni ve değişik dillerde "Günaydın!" demeye koyuldular sırayla. Gülüşleri, konuşmaları, bakışları öylesine sıcacıktı ki! Sanki hepsi tonton tonton uyanmışlar, "Oooh ben lokum satıyorum, şeker satıyorum, mis gibi çaylar satıyorum!"un mutluluğu içinde, beraber aynı çatı altında aynı işi sürdürmenin keyfini çıkarır gibiydiler. Bana lokumlar ikram ettiler, ayaküstü sohbetler ettik önünden geçtiğim başka başka dükkanlarda. Sınavdan önce lokum yemek de ne iyi geldi. Çıkarken bir amca, bir çay karışımının arasından minik bir çiçek verdi bana, bir dolu iltifatla süsleyip. Ağzım kulaklarımda çıktım Mısır Çarşısı'ndan.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sınavdan sonra, bir şeyler alsam mı, diye tekrar yöneldiğimde içerisi insanla dolup taşmıştı, aynı deneyimi tekrar yakalamam olanaksızdı. İçeri girmedim, bir şey almadım oradan. Mısır Çarşısına ilişkin tüm anılarım, prensesler gibi karşılandığım sıcacık bir şeker koridor olarak kaldı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sabahları her şey ne kadar güzel olabiliyor, değil mi? Sabah güne başlama saatlerini çok seviyorum ben. Geçen bir sabah dört saatlik uykunun ardından okula gittim dokuzda, yine ödev teslimi vardı. Bir amca yerleri süpürüyordu. Bir kızla oğlan sabah sporundan dönüyorlardı, havanın yağmurlu olmasına rağmen. Böyle sahiden film gibi birtakım sahneler dönüyordu yani önümde, herkesin güne başlama hikayesini gözlerim çekiyordu. Herkesin sabahına bir fon müziği olmalı, diye düşündüm. O sabahki gibiyse hele, yani kuşlar pek ötmüyorsa, hava az biraz karanlıksa. Bu paragrafımı da pek havada uçar buldum şimdi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dün akşam tavşanlı terlikler giyip patlamış mısır yemek istiyordum. Tavşanlı terliklerim yok, ama olsa dün akşama pek uygun olurdu. Tavşanlı terliğim olmadığındandır belki, inanılmaz bir yeme krizine tutuldum. Yüz gram ceviz ve yüz yirmi gram kuruyemiş - kuru meyve karışımı yedim. İki elma, on iki yuvarlak dilim de ananas yedim. Bir meyveli yoğurt yedim. Ve bütün bunları normal akşam yemeğimin üstüne yedim. Ve bütün bunları yemiş olmama rağmen hala delicesine tatlı bir şeyler istiyordu canım. Yorgunluk mudur nedir bana bunu yaptıran bilmiyorum ama duramadım yerimde. Yemekten pilim bittiğinde yatağıma çekildim. On iki saat uyudum hepsinin üstüne.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sabah evimi temizleyecektim, ama dolabımı düzenledikten sonra fark ettim ki ev temizliğini götüremeyeceğim bugün. Derhal giyinip spora gittim yoksa ikinci bir tavşanlı terlik atağı gelecekti, tavşanlı terliklerle hiç ilgisi olmadığı halde.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tatlı kız arkadaşlarımla sakin bir akşam geçireceğiz birazdan, yemek yiyip bir şeyler içeceğiz ve umuyorum bol bol da güleriz.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir telefon konuşmasında "Öyle yaani!.." denmeye başlanmışsa o konuşma bitmiştir ve daha fazla uzatmadan telefonun kapatılması son derece yerinde bir davranış olur.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-6091754075190368019?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/6091754075190368019/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=6091754075190368019' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/6091754075190368019'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/6091754075190368019'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/10/tavsanl-terliginiz-yoksa-yemek-yiyin.html' title='Tavşanlı terliğiniz yoksa yemek yiyin'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-iWvOdO75YGI/Tps8Nx1BR0I/AAAAAAAACS0/gNGi7pqYCWE/s72-c/DSC00351.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-3076732557014209125</id><published>2011-10-03T11:42:00.001+03:00</published><updated>2011-10-03T11:43:27.941+03:00</updated><title type='text'>Oh, sabah sabah yazmanın keyfi başka.</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-AP0rau7pDU8/Tol1Ntd3qWI/AAAAAAAACRA/MQ05q8VSfO4/s1600/colorful_morning_by_lenuki-d4bcrn7.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-AP0rau7pDU8/Tol1Ntd3qWI/AAAAAAAACRA/MQ05q8VSfO4/s320/colorful_morning_by_lenuki-d4bcrn7.jpg" width="318" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Geçen hafta salı gecesi miydi neydi, saat yarım olmuş yatayım diyorum bilgisayara son bir bakış atarken. Çok lazımdı ya bilgisayara devamlı bön bön bakmak, neyse. Bir arkadaşımın GRE kitabı arandığını gördüm tesadüfen -bundan sonra küçük harflerle yazacağım, büyükler çok kocaman geldi kusuruma bakmayınız-. Altına birisi yorum yazmış, o da "Tutuştum abi!" gibi bir cümle iliştirmiş. Dedim bu adam ne diye tutuştu ki ta bu zamandan, ha ben de gireceğim çünkü sınava ama kafamda şöyle bir şey var: ekim boyunca ara ara çalışarak hazırlanır, kasımda da sınava girerim. Kendi kendime öyle planlar programlar yani baktım mı sayfasını açıp, yok. O gün de kendime gre kitabı falan almışım, öyle bir azimliyim planlarım doğrultusunda.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hayırdır, deyip müthiş bir üşengeçlik ve çekingenlikle sayfayı açtım ki ne göreyim, 6 Ekim'e kadar sınava girmezsem sonuçlarımı 1 Aralık'ta alıyorum en erken. Bunu görünce başladım okulların başvuru tarihlerine bakmaya. Hangi okula başvuracağımı bile bilmediğim için aklıma ne okul geliyorsa o okula baktım, çat çat çat bütün sayfaları açmaya uğraşıyorum - lenslerim bile yok galiba gözümde, baya baya uykuya hazırlanmıştım halbuki! Gördüm ki bazı okullar 1 Aralık'ta bütün belgenizi pılınızı pırtınızı teslim edin diyor. Yapılabilir tabi, her şey yollanıp "gre sonucum yolda, az biraz daha sonra geliyor!" gibi bir mektup atılabilir, aranıp konuşulabilir, neden olmasın; ama ben zaten bu başvuru sürecinden çok tırsıyorum, bir de böyle kem küm etmeye hiç gelemem. Öte yandan herkes de pek çalışıyor ediyor yani şimdi ayıp olacak çalışmadan girmek, hem tekrarı yok bunun yani öyle girip rezil bir sonuç alırsan kalakalırsın. Gecenin bir vakti böyle düşünceler içindeyim, o arkadaşla da yazışıyoruz ne yapsak ne etsek diye; dedim 4 ve 6 Ekim var, "Demin 5 Ekim de vardı, demek artık yok!" deyince işin bir de yarışsal boyutu olduğu ortaya çıktı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tamam hayatta öyle çirkin hezeyanların yeri yok falan gibi yeni ve güzel felsefelerin peşinde yaşıyoruz ama insan tam yatmaya hazırlandığında böyle dallı budaklı seçimlerle yüz yüze kaldığında da müsaade edin afallasın. Neyse derin bir nefes alıp en sevdiğim hocama çok panikli birkaç mail yollayıp epey bir monolog döktükten sonra yatıp uyudum. Ertesi gün de kendi görüşlerim doğrultusunda cart diye kaydoldum 6 Ekim'e, neyse hocam da benimle aynı fikirdeymiş yaparsın edersin dedi sağ olsun. Öte yandan sınava girmeme vesile olan arkadaş "Ben girmeyeceğim, çalışır sonra girerim, öbür okullara da durumu bildiririm!" diye posta koydu. Sanki göbek bağımız bir kesilmiş de sınava mutkala ve mutlaka beraber gireceğimizi belgeleyen gizli bir pakt varmış gibi (pakt demeyi çok istedim) bir garip oldum, hani yarı yolda bırakılmış ya da kendi kendine gaza gelmiş gibi. Üç saniye sonra ise sınava erken girip kurtulmanın epeyce hayrıma olduğu düşüncesini kanı, sav olarak benimseyip rahat ettim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Perşembe günü ta Bakırköy'de gireceğim sınava. Onun için bu hafta başlıyor zamansızlıklar. Zamansızlık ilk başladığı sıralar insanın canını sıkıyor, sonra adapte olununca kendini hissettirmez oluyor. Onun için bir iki hafta zamansızlık hezeyanları yaşayacağım sanırım. Zamansızlık hezeyanları içinde yazmaya falan da vaktim olmuyor tabi, derken, vay niye vaktim olmasınmış, deyip böyle çalakalem yazmaya koyuldum.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Geçen haftadan bu yana okuduğum bazı güzel şeyler oldu, onları kafam not ettim hep. Buyrun: Tanımadığım bir oyuncu kadın şöyle demiş: "Pılımı pırtımı toplayan bir kız olmadım hiç, kitaplarımı alıp giden bir kadın oldum her zaman." Yine bir oyuncu, Orhan Kılıç, Berlin Yüksek Sanatlar Akademisi'ne girmek için yapılan son elemelerde jürinin "Bize öyle bir şey yapın ki isimlerinizi aklımıza kazıyalım!" buyurmasına karşılık jüri masasının üzerine çıkarak jürideki herkese tek tek, yüksek sesle "Orhan!" dedirtmiş ve sonunda da koro halinde tekrarlatmış (tabii ki almışlar adamı)! Kürşat Başar bir yazısında, bir kitabında şöyle yazdığını yazmış: "Birini sevmek için elle tutulur bir neden bulamıyorsan onu gerçekten seviyorsun demektir." Ve son olarak, "Evet, sapıksınız çünkü insansınız." diye minik bir şey (Ertuğrul Özkök'ü tercih etmiyor olmam "Dopamin Nehri'nin kenarında" başlıklı yazısını merak edip okumama engel değildi bu pazar sabahı). Bunu yazmamla aklıma geldi, "P.S. I Love You" filminde kız "Artık hata yapmak istemiyorum" gibi bir şey söylediğinde adam ona "Yanlış türdesin sevgilim, ördek olmalıydın." diye cevap veriyor, süperdi ("Welli you're in the wrong species, love. Be a duck." diye dilinde yazınca hatta daha da süper geliyor bana, bir de aksan ekleyeceksiniz buna).&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Evet makyajımı yapıp okula gidiyorum bir deneme çözmek için. İyi geldi.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-3076732557014209125?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/3076732557014209125/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=3076732557014209125' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/3076732557014209125'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/3076732557014209125'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/10/ooh-sabah-sabah-yazmann-keyfi-de.html' title='Oh, sabah sabah yazmanın keyfi başka.'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-AP0rau7pDU8/Tol1Ntd3qWI/AAAAAAAACRA/MQ05q8VSfO4/s72-c/colorful_morning_by_lenuki-d4bcrn7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-4190252797072359204</id><published>2011-09-29T22:37:00.002+03:00</published><updated>2011-09-29T22:39:05.104+03:00</updated><title type='text'>Il Settembre</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-vMBwFiA36s4/ToTI1-90KgI/AAAAAAAACQ8/Na5naiBs-O4/s1600/september_wind.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="221" src="http://3.bp.blogspot.com/-vMBwFiA36s4/ToTI1-90KgI/AAAAAAAACQ8/Na5naiBs-O4/s400/september_wind.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eylül ayı bitmeden bir şeyler daha yazmasam içimde kalacaktı, ben de içimde hiçbir şeycikler kalmasın diye hemen bir şeyler yazıyorum. Eylüllerin bana ne kadar huzur verdiğinden söz edesim vardı hep, fakat bu aralar hem hissedip hem yazamadım. Sadece hissettim kalemi suçsuzca bırakıp; kısmet, başka zaman başka huzurlardan söz edeceğiz. Yarın yağmur yağacakmış. Buraya geçen hafta yağmur yağdı ya, ben o sırada burada değildim. Duyunca kıskanmıştım biraz yağmuru, gün gelip yağmurlu havayı kıskanacağımı da hiç bilmezdim. Allah aşkına takmayın şimdi beni - sadece Eylül bitmeden bir şeyler daha yazmak istedim diye, hava ve su işte.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Yukarı da yeni bir resim koyacağım zaman bulunca, ısınıyor gibiyim yavaş yavaş.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-4190252797072359204?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/4190252797072359204/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=4190252797072359204' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/4190252797072359204'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/4190252797072359204'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/09/settembre.html' title='Il Settembre'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-vMBwFiA36s4/ToTI1-90KgI/AAAAAAAACQ8/Na5naiBs-O4/s72-c/september_wind.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-7151091177701247327</id><published>2011-09-14T22:48:00.001+03:00</published><updated>2011-09-14T22:57:36.105+03:00</updated><title type='text'>Kurabiye Ayaklı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Denizin ne kadar mavi olduğunu hatırladım şimdi. Uzun zamandır gelmediğim yerdeyim, uzun zaman önce hislerimi çok harekete geçirmiş yerde. Mor çiçeklerin mavinin önünde sıralandığı yerde. Daha öncelerden farklı olarak tavla sesleri eklenmiş sağ taraftan. Başka da pek bir değişiklik yok. İnsanlar yine kendi halinde. Ayaklarım çok acıyor ama çaktırmamaya çalışıyorum. Dün aldım bu ayakkabıları, mavinin denizle pek de alakalı olmayan bir tonu. Gece mavisi gibi bir şey, kocaman da topukları var. Vücudumun her santimetrekaresi gibi ayaklarım da hiçbir ön belirti göstermeksizin günün aklına esen saatlerinde balon gibi şiştiğinden, dün ayaklarıma tam gelen bu ayakkabılar şu an ayaklarımı kurabiye gibi bastırıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-xN7eBrpU-Nk/TnECdbwNu0I/AAAAAAAACP4/9yQF9bHwiVc/s1600/09.14.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="256" src="http://2.bp.blogspot.com/-xN7eBrpU-Nk/TnECdbwNu0I/AAAAAAAACP4/9yQF9bHwiVc/s400/09.14.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Siz pek bilmiyorsunuz ama yazmadığım şu süre zarfında ben yine çok değiştim. Zaten birkaç aydır çok değişik bir değişim geçiriyordum; yalnız her anı keyifli değişimlerden olmayan, gerçek değişimlerden. Zaman zaman çok sıkıcı, insanı ümitsizliğe düşüren ve o ümitsizlik içinde bile çırpınarak az biraz ilerleyebildiğiniz, derken hız kazanıp ayağa kalktığınız ve depar attığınız, ve böyle böyle seyreden değişimlerden. Hâlâ ne olduğumu, nereye geldiğimi tam bilmiyorum. Bundan önce bir kere değişim geçirmiştim, fakat o sürekli keyifli değişimlerdendi. Devamlı ilerliyordum - emekleyerek. Kurtuluşumu, varoluşumu masumiyetle taçlandırıyordum. Bu cümleme dikkat buyurunuz ve hayatınızda bir renk olsun diye kendi açınızdan yorumlayınız. Bakınız bakalım, varoluşunuzu kimilerinin masumiyet buyurduğu kavramlarla taçlandırmaya çalıştınız mı hiç?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu süre zarfında somut olarak yaptıklarıma bakacak olursak, yakın geçmişte ailemle ve arkadaşlarımla karışık bir bayram tatili geçirdim. Seneler vardı ki bir tatilin tadı damağımda kalsın. Çandarlı'ya gitmeyi hep hevesle bekler, iple çeker, ailemi habire "Bu sene ne zaman gidiyoruz?" diye darlar, ergenlik döneminde mutlaka birilerine aşık olur, aşk olsun olmasın her sene dönme vakti geldiğinde arabada ağlamaya başlar ve dönüşümüzün ardından bir hafta boyunca orada dinlediğimiz şarkıları dinleyip çektiğim fotoğraflara bakarak hayal dünyasında kalırdım. Bunları hatırlıyorum, çünkü bu sene de iki-üç yılın ardından eskilerden uçarak gelen bu hisleri tattım yeniden. Nasıl acayip geldiğini canlandırabilirsiniz belki aklınızda. Sizi en derinden etkileyen, haftalarca çarpan nemli havanın kokusunu tekrar duyabildiğinizi hesap edin. İki yıldır yazlıkta el sürmediğiniz plaj çantanızı yeniden omzunuza takıp sahile gittiğinizi, ailenizle kaçta döneceğiniz üzerine kavga dövüş ettiğiniz tatlı yazlık gecelerine iki üç yıl sonra yeniden karıştığınızı, hatta gündüz vakti evin serin sessizliğinde kitap okurken mahmurlaştığınızı düşünün. Bütün bunları yapamadığınız zaman zarfında yine orada olduğunuzu ve eskiden bu aşık olduğunuz yerde şimdi neden hiçbir şey hissedemediğiniz sorusu üzerine kahrolduğunuzu, hatta &amp;nbsp;hissizlikten kahrolmayı bile beceremediğinizi de düşünün düşünebilirseniz. Yani bu bayram hayatıma bir güzellik geldi, ama öylesine uzun ve özlem dolu bir bekleyişin ardından geldi ki haklı olarak çılgına döndüm.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-0HtFN0ewWBc/TnEDDUBzjrI/AAAAAAAACP8/CSeooW6a7lw/s1600/IMG_0214.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-0HtFN0ewWBc/TnEDDUBzjrI/AAAAAAAACP8/CSeooW6a7lw/s200/IMG_0214.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bir ara şöyle sormuştum kendi kendime, "Hiçbir zaman ortaokulda olduğum kadar mutlu olamayacak mıyım acaba?" Bu soruyu öyle eften püften bir soru gibi sormamıştım. Oldukça derbeder bir halde sormuş olmalıyım. Cevabı bilinen bir soruydu yani benim açımdan, ama bir ümit yine de soruvermiştim işte. Soru, seni şimdi cevaplıyorum - hem de beklediğin cevabın zıddını veriyorum sana.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İki gün de Bodrum'a gittim bayramda, Çandarlı'ya geri döndüm sonunda. Çandarlı'dan Ankara'ya döndüm ve ailemle bir de "road-trip" şansına eriştim. Bakın bundan önceki senelerde de aynı yolculuğu yapmıştık ama ben manen başka yerlerdeydim herhalde. Heyecanımı anlayın istiyorum da ondan ikide bir eskiden şöyleydi, böyleydi diyorum. Senede bir yediğim döner pilavdan bu bloga yazmaya başladığım ilk zamanlar söz etmiş olmalıyım. Her sene yazlığa gidip gelirken Varan'da dururuz ve ben orada çok çok yağlı ve kalın et döner - pilav yerim. Normalde önüme getirseniz yemem. Çok bayıldığım için de yemiyorum artık, neden yiyorum vallahi çok bilmiyorum ama mutlaka yiyorum ve yerken seviyorum, evet. Yedikten sonra midem yanıyor, evet, ama onun keyfi çok başka bir şey. Yılların geçtiğini resmetmek, (hâlâ) yaşıyor olmaya ve hayata saygı durmak gibi bir şey. Yanında da annemin senede bir kereye mahsus aldığı kaymaklı ekmek kadayıfından bir lokma götürmek. Bu sene bunlara kaç zamandır kendim evde yapayım diye düşünüp bir türlü yapamadığım ve yapmak için almış olduğum fazla kilolardan kurtulmayı beklediğim krem karameli de ekledim. Krem karamel de arada bir eklenir zira bu sofraya.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-P9o44ZV4ww0/TnED2heMFNI/AAAAAAAACQA/8OrphCTHHXs/s1600/08.28-091.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="236" src="http://1.bp.blogspot.com/-P9o44ZV4ww0/TnED2heMFNI/AAAAAAAACQA/8OrphCTHHXs/s400/08.28-091.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ertesi sabah Ankara'da klimalardan ve Çandarlı'nın sert rüzgarından sonra kıpırdayamayacak kadar hasta uyandım. Uçak biletimi sonraki güne ertelettim ve Ankara'da hasta olmanın keyfini sürdüm.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dönünce evimi temizledim. Yeni taşınmışım gibi, eşyamı severek, neyim var neyim yok görerek, eşyalarımı nasıl aldığımı ve onları alırken neler hissettiğimi düşünerek. Geldiğimde bambum ölmüş sandım, çok üzüldüm. Eve bir girdim ki boynunu bükmüş, yerlere reverans yapmış. Bir damla su kalmamış vazonun içinde. Bambumu suladım, arada bir yapraklarından bir iki tanesini öpmüşlüğüm bile var bir haftadır. Birkaç gün sonra kendine geldi. Bambumla kaç yıldır beraberiz, aslında bir kardeşi de vardı ama o ben Amerika'dayken öldü sanırım. Ona pek üzülmemiştim ama bu sefer çok üzülüverdim. Bambumu atıp yerine yenisini almak, onun kardeşini dekoratif bir eşya olduğu hissiyle çöpe yollamaya benzemeyecekti. Hatta yenisini almayı içim atmayacaktı galiba.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir de buraya yazmadığım yazılar da yazmaya başladım. Bunlardan başka çok sevimli şeyler oldu arada, günlük anılar oldu. Örneğin çiçek almaya gittiğim bir dükkanda çiçekçi genç adam yere bir dal çiçek düşürdü ve bana hediye etti, romantik bir sahneydi diyebilirim. Ben de o çiçeği aldım ve o gün başka çiçek almadım kendime. Tam ona uygun minik bir vazo almıştım çünkü taşınırken ve henüz hiç kullanmamıştım. Hep ara sıra kendime çiçekler almayı hayal etmiş ve hiçbir zaman yapmamıştım, o gün bunu yapmak üzere harekete geçtiğimde çiçek kendisi geldi bana. Eve dönmeden önce market alışverişi yaparken çiçeği alışveriş arabasına taktım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-sSWgHTdI5e8/TnEEcxY-9FI/AAAAAAAACQE/is_rao7YJaw/s1600/09.07.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-sSWgHTdI5e8/TnEEcxY-9FI/AAAAAAAACQE/is_rao7YJaw/s320/09.07.jpg" width="313" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Sonra tatilde bir de kitap bitirdim. Ne var kitap bitirmekte, sürekli kitap bitiriyorum zaten. Durun canım, haybeye bitirmedim ama. Gayet de bir Agatha Christie romanıydı; ama bir Agatha Christie romanını bile haysiyetinizle, gerçekten bitirdiğinizi hissedebilir ve kitapları gerçekten değil, öylesine bitirmiş olduğunuz günlere nanik yapabilirsiniz. Bu kadar hazırlıktan sonra şimdi Irvin Yalom'la devam edebilecek kan geldi damarlarıma.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bunun yanı sıra Cosmopolitan kanım da geldi. Sağ ayağım beni gerçekten öldürüyor. Facebook öğrencilik hayatımda çok sevmiş olduğum bölüm dışı birkaç hocamla arkadaşlık kurmamı öneriyor. Sağ ayağım soldan neden bu kadar büyük, onu çözemiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Yalnız bundan sonra fazlaca eskiden şöyleydim, şimdi şöyleyim temasına aynı üslupla değinme yanlısı değilim. Bakın söylüyorum, çok değişik ve temelden değiştim. Bundan sonra da değişeceğim ama deneyimlerim doğrultusunda değişeceğim, elalem beni kendimden öteye doğrulttu diye değil. O yüzden de habire "değişim" demek yerine "yaşadım", "gördüm", "duydum" gibi eylem tanımları ile ardından neler hissettiğimi falan aktarıyor olacağımı öngörüyorum. Eli kalem tuttuğu için kişisel gelişim kitapları yazmaya heveslenen yaza-bili-rler ya da hep ben ben ben diyen egoistler gibi olmayacağım. Çok egoist olduğum zamanlar da yok değil bu arada.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-7151091177701247327?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/7151091177701247327/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=7151091177701247327' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/7151091177701247327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/7151091177701247327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/09/kurabiye-ayakl.html' title='Kurabiye Ayaklı'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-xN7eBrpU-Nk/TnECdbwNu0I/AAAAAAAACP4/9yQF9bHwiVc/s72-c/09.14.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-8713895652222961627</id><published>2011-08-22T12:35:00.002+03:00</published><updated>2011-08-22T22:15:21.046+03:00</updated><title type='text'>Girls Just Wanna Have Fun</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hayatı çok güzel yapan anılar topluyorum. Şöyle:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Nqc-7Y6Chtk/TlKqC-I4_UI/AAAAAAAACPc/aRCv5P9GeSk/s1600/DSC_0248.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-Nqc-7Y6Chtk/TlKqC-I4_UI/AAAAAAAACPc/aRCv5P9GeSk/s320/DSC_0248.JPG" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Geçen sene Ankara'da köşkün önünde koşularıma çıkmaya başladığım ilk sıralarda bir şey fark etmiştim. Köşkün önü yol boyunca demir çitlerle çevrilirdir (ne denir ona, çit denmez sanki) ve içerden de tente gibi, buzlu beyaz bir şeyle kaplı - içerden dışarıyı, dışardan içeriyi göremiyorsunuz pek. Yalnız bazı yerlerde çok ufak, ince açıklıklar var, bir çit blokunun bitip diğerinin başladığı kısımlarda. Koşarken koşarken bir sefer, yere kadar inmeyen demirlerin ardında iki bot gördüm benimle birlikte koşan, içerde. Askerler de koşuyor demek, diye düşündüm. Derken asker o minik açıklığa geldi, durdu ve oradan burnunu uzatıp bana baktı. Acayip şaşırdım, meğer beni görmek için koşuyormuş adam. Güleyim mi ne yapayım bilemedim. O günden sonra dikkat ettim ve hakikaten bakmak için ben koşarken oradan oraya koşup açıklığa gelen nöbetçilere rastladım. Derken bu hafta sonu koştuğum sırada tentelerin kaldırılmış olduğunu gördüm. Çok kısa aralıklarla nöbet yerlerinde bekliyorlardı ve ben de köşkün önünde kan ter içinde koşturuyordum işte. İki tur döndüm, üçüncüyü koşmayı başta düşünmüyordum ama son anda bir tur daha koşmaya karar verdim. Tur dönüşünde bir ara sağ tarafımda bir hareketlilik hissettim. Kafamı biraz sağa çevirdiğimde bir çift değil birkaç çift siyah botun yan yana sıralanmış olduğunu fark edip kafamı kaldırdım ki ne göreyim! On kadar asker, beş tanesi ön sıraya dizilmiş, kalanlar arka tarafa yüksekli alçaklı sıralanmış, hepsi elleri alınlarında selam durmuş gülümsüyorlar! Öyle güzel, öyle inanılmaz bir andı ki! Orada yapacağım en güzel şey benim de onlara selam durmam olurdu herhalde, ama şaşkınlıktan yapamadım bunu. Ne kadar keyiflendiğimi göstermek ve çok çok teşekkürler edebilmek için gülümseyebildiğim kadar gülümsedim sadece, ağzımı esnetebildiğim kadar esnettim, kulaklarıma çektim! Yolun geri kalan kısmında yüzümde büyük, çok mutlu bir gülümseme vardı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Geçen hafta Kanyon'da Özge'yle buluştuk. Kanyon'da bir saçma durum var, B4 katındaki merdivenlerle B3 katındaki merdivenler ters. Birinde sağdaki yukarı çıkarken öbüründe soldaki yukarı çıkıyor. Bazen şaşırıyorum, karıştırıyorum ne yana gideceğimi. O gün de dalgın dalgın yürüyordum, refleks olmuş artık ilerliyorum işte yukarı çıkmak için. Yürüyen bant duruyordu, üzerine çıkınca hareket edeceğini düşündüm. Çıktım, yürümeye devam ettim, ben birkaç adım attıktan sonra bant geri geri gitmeye başladı ve ben de arkamdaki adamcağızın üzerine doğru yola çıktım! Çarpışacak gibi olduk, sonra gülmeye başladık, adam da gayrı ihtiyari beni takip ediyormuş, o da ne yöne gittiğine falan dikkat etmiyormuş. "Tam da ne hoş bir bayan, diye düşünüyordum, bir anda üzerime doğru gelmeye başladınız, aman nasıl oldu da duydu, halbuki ben içimden düşünüyordum, dedim kendi kendime!" dedi adam, elinde çantası, "Toplantıya gidiyordum, şahane oldu bu hakikaten, günüm çok güzel geçecek!" dedi. Öyle güzel gülüştük, öyle eğlendik ki, bir yandan da iltifatlar işitmek pek hoştu. Havaya aydınlık, sevimli bir samimiyet yayılmıştı, tanışıklık gibi adeta. Adamla yukarı kadar konuşarak yürüdük, sonra "Harika bir gün geçirmenizi diliyorum!" dedi bana, ben de aynısını onun için diledim ve yollarımız ayrıldı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Özge'ciğimle uzun uzun ne çok konuştuk, aman ne çok konuştuk ikimiz de. Bayılıyorum böyle konuşabilmeye, ne tatlı şey böyle uzun uzun, dolu dolu konuşabilmek. Konuşurken konuşurken Özge'nin arkasında epey tanıdık bir sima fark ettim, kalkıyorlardı masadan. Bana şortları aldıran tatlı teyze! Geriden bize doğru gelirken ben gülümsemeye başladım, teyze de gülümsedi tabii, yanımdan geçerken durdum, "Tanıdınız mı beni?" diye sordum. "Vallahi çıkaramadım ama çok tanıdık yüzünüz!" dedi, kabini ve şortları hatırlattım teyzeciğime, "Ah yavruum, yine her zamanki gibi çok güzelsin!" dedi, ben de "Siz de öylesiniz, ah asıl siz ne güzel, ne hoşsunuz!" dedim, sonra ilerde yine, tekrar karşılaşmayı diledik.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-e1qlunaXxLU/TlKpy4WhXKI/AAAAAAAACPY/AI3OxOxcxzo/s1600/08.16-17.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="301" src="http://1.bp.blogspot.com/-e1qlunaXxLU/TlKpy4WhXKI/AAAAAAAACPY/AI3OxOxcxzo/s400/08.16-17.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan başka hayatımı güzel yapan insanlarla birlikte zaman geçiriyorum, böyle anılar gökten zembille inmiyor ne de olsa. Bunlara sahip olmak için yaşanabilecekleri yerlere gidiyorum, doyasıya yaşıyorum. Renkler canlanıyor, keyifleniyorum. İstemsiz yalnızlıklara ve bezgin alışkanlıklara veda ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra, kendime muhteşem bir hediye aldım geçen hafta. Evimin dibindeki kulübe üye oldum. Afedersiniz bastım parayı, girdim içeri! Bunu nasıl ve neden daha önce yapmamış olduğuma akıl sır erdiremedim, ailem de aynı şekilde keşke daha önce yapsaydık deyip durdular. Pahalı gelmişti, gereksiz gibi gelmişti, neticede okulun spor salonuna gidiyordum işte senelerdir. Öte yandan annem telefonda habire yok pilatese gidiyorum, yok yogaya gidiyorum dediği zaman hakikaten kıskanıyordum. Hele annemin o gittikçe sıkılaşan şahane vücudunu gördükçe ve sağda solda "Sırrım pilates!" gibi açıklamalar işittikçe hepten içim gidiyordu. Toplu derslere girmenin keyfinden, spor yapmanın beni nasıl mutlu ettiğinden falan söz etmeme bile gerek yok zaten. Yıllardır okulun salonuna gidip gelirken kendimi motive etmek için ne çabaladım, benimle gelecek bir kişi bile olmadı kaç zamandır. Dergiler mi okumadım, müzikler mi dinlemedim, değişiklikler mi yapmadım; ama bir yerde tak etti artık canıma ve ben buna değerim, dedim. Kimi tahta boyama kursuna gider, kimi dil öğrenir, kimi yemek kurslarına gider, herkesin hayatında değişik birtakım aktiviteler olmalı - benimki de bu! Bunu birkaç aydır neden kendime "lüks" gibi gördüm acaba? Şimdi hayatımda yepyeni bir sayfa açmış gibiyim, resmen şöyle bir silkelenip kendime geldim! Artık canım istediğinde gidip her türlü sporu yapabileceğim, içinde en sevdiğim kafede oturup dersten önce gazetemi okuyabileceğim bir yerim var, cennette gibiyim. Hani parayı bastım falan dediğime de bakmayın, işin şakası. Bilakis okulun spor salonuna verdiğim parayla sigaraya harcadığım parayı birleştirince zaten yeni kulübün masrafı çıkmış oluyor! Kendime yapabileceğim en tatlı, en harika şeyi yaptım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve canım, bugün rejime de giriyorum sanırım. Bu eki son anda yaptım bir anda, gaza geldim herhalde. Bu salak zaten zayıf, ne diye rejim yapıyor denmesin. Bu beş kilo fazla halimi sevmiyorum, gidişim de gidiş değil. &amp;nbsp;Bir yumuşaklık, bir bıngıllık var üzerimde, aynaya bakınca kendimi tanıyamıyorum! Hakkınızdan geleceğim yerleşik yağlar ve stoklanmış şekerler. Görürsünüz gününüzü. Bir süredir yoktum diye bakıyorum hemen mesken tutmuşsunuz buraları! Hadi canım, hadi canım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-8713895652222961627?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/8713895652222961627/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=8713895652222961627' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/8713895652222961627'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/8713895652222961627'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/08/girls-just-wanna-have-fun.html' title='Girls Just Wanna Have Fun'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Nqc-7Y6Chtk/TlKqC-I4_UI/AAAAAAAACPc/aRCv5P9GeSk/s72-c/DSC_0248.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-4710485289815998156</id><published>2011-08-22T11:41:00.031+03:00</published><updated>2011-08-22T22:06:09.396+03:00</updated><title type='text'>i capelli lisci</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-o0XcVxnKnl8/TlKoB1RVR9I/AAAAAAAACPU/99QJ1dSPuXU/s1600/itt.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-o0XcVxnKnl8/TlKoB1RVR9I/AAAAAAAACPU/99QJ1dSPuXU/s1600/itt.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Oh, saçlarımı düz yaptım bugün. Çok uzun zamandır toplu geziyordum, çok seviyordum bu sıcaklarda öyle kıvır kıvır toplu saçlarla gezmesini. Böyle daha değişik oluyor, daha farklı bir enerji sanki - enerji demek istemiyordum ama diyecek başka şey bulamadım onun yerine. Enerji, enerjim var, enerji yayıyor gibi söz öbekleri yayık yayık uzatılarak ağızdan ağza çok gezdi sanki, ondan yani pek istemiyorum enerji demek. E'lerin yerini a'lar alıyormuş gibi sesler ve mütemadiyen hızlıca oynayan eller geliyor aklıma, hararetli. E'lerin yerine a koyanlar yüzünden enerji diyemez olmuşum! Neyse, evet düz saçların ve diğer tüm saçların başka bir enerjisi var, saç çok büyük bir değişiklik yaratıyor. Kısa saçlı erkeklerin bundan çok haberi yok mesela. Onlar için de bambaşka bir rahatlık bu biliyorum, rüya gibi geliyor örneğin sabah kalkıp hiçbir şey yapmadan ya da duştan çıkınca kremleyip kurutmadan hazır olmak. İnsan kendinde olmayan şeyi merak ediyor canım. Hep söylerim, yine söyleyesim geldi, hep aslan yelesi gibi saçlarım olsun istedim mesela. Yıkamak, taramak ve kurutmak için şimdikinden daha çok zaman harcardım herhalde, ama şekillendirmek için öyle çok zaman gerekmezdi - çünkü öyle kocaman saç zaten hep şekilli görünüyor, ya da komşunun tavuğu komşuya kaz göründüğü için öyle saçlar bana hep kendiliğinden şekilli geliyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Neyse yahu, saçımı düz yaptım ve bir türlü lafa giremiyorum, girecek doğru lafı bulamadığım için kafama göre takılıyorum demek ki. Hayır saçımı düz yaptım ama düz kalacak sanıyorsam aldanıyorum. İstanbul'da zaten hiç düz kalamayan saçlar bunlar. Hayatımın on sekiz senesini düz fön çekerken havalandırınca daha kabarık görünen saçlarla geçirip İstanbul'a gelince o saçlara elveda demek çok enteresandı. Yapıyorum, sönüyor. Bugün hele bir de Nişantaşı'na yürüyerek gitmeyi planlıyorum öğleden sonra, ne saç kalacak ne baş. İşte aslan yelesi gibi çok saçım olsaydı o zaman ne kadar pörsürse pörsüsün, ne kadar karışırsa karışsın saçlarım yine çok güzel görünürdü. Of, her tarafım saç olurdu! Post gibi saçım olsaydı gerçekten şahane olurdu. Benimkiler o kadar ince telli ki uzamıyor zaten. İnce telli olunca neden uzamıyor onu da anlayabilmiş değilim. Hayır saç öyle canlı değil ki, belli bir yere kadar uzayıp ondan sonra yok artık uzamayayım bilgisini nereden alıyor? Saç uçlarında birtakım almaçlar omuzlarımın biraz aşağısındaki çizgiye varınca "Hedef moleküllere ulaşıldı, stop!" falan mı diyorlar? Çözemiyorum bu durumu!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Evet, saçımı düz yaptım. Saçımı düz yapmadığım zaman zarfında ailemle Avrupa'da, mevsim normallerinin çok dışında bir hafta geçirdik. Oraların soğuk olacağını biliyordum, ama buralar çok sıcakken on sekiz derecenin neye benzeyeceğini kestiremiyordum. Nedir ki on sekiz derece? Hani burada şimdi sonbahar gelecek, alıştıra alıştıra soğuyacak hava, biz de yavaş yavaş neleri giyip giymeyeceğimizi anlayacağız; ama böyle küt diye on sekiz derece denince hırka mı giyilir, kazak mı götürülür, mont mu ceket mi alınır bilemedim bir türlü. Sonunda hazırladım valizi, uyumama vakit kalmadı, gittim havaalanına. Yurt dışı çıkış pulunu almak için sıraya girdiğim sırada kendimi "Allah'ım hayır!!" diyerek resmen yere attım - bütün çantalarımı, şunlarımı bunlarımı bırakıp dizlerimin üzerine çöktüm. Ellerim titrer gibi oldu, az daha dramatize edeyim. Dramatize edilecek durumdu ama - pasaportumu al-ma-mış-tım!&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İtalya'dan döndükten sonra okulda, labda bir gün bilgisayar çantamdan pasaportum çıkmıştı da Serkan'a göstermiştim ve aman demiştik, pasaportu böyle bilgisayar çantasında bırakmak olmaz, her gün oradan oraya giderken düşer falan, neme lazım. Bu kısımdan sonrasını hatırlamıyorum ama. İki olasılık vardı: birincisi ben bu konuşmanın gereklerini yerine getirmemiştim (ki getirdiğimi hatırlamıyordum) ve pasaport bilgisayar çantasında kalmayı sürdürmüştü, ikincisi ise pasaportu bilgisayar çantasından çıkarıp başka yere koymuştum - bu başka yer çalışma odasındaki herhangi bir kutu veya dolap içi olabileceği gibi bir ihtimal fotoğraf makinesinin çantası da olabilirdi. Aile tatilinde iletişim çağıyla çarpık ilişkilerimizi bir kenara bırakmaya karar verdiğimden bilgisayarımı zaten almamıştım yanıma.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dizlerimin üzerinde, hayır, olamaz diye yüksek sesle söylene söylene, hayır, buradan çıkmayacak, biliyorum, diyerek, son derece boşa bir çabaymışçasına bilgisayar çantasının fermuarını açtım ve pasaportum oradaydı! Diğer elimde telefon vardı, pasaport oradan çıkmazsa bizimkileri arayıp size iyi eğlenceler, çüüz, ben gelemiyorum diyecektim. Pasaportu fotoğraf çantasına koymamın nedeni de yakında tekrar gideceğimizi ve gezeceğim zaman mutlaka makinemi yanıma alacağımı bilmem - bunu yapmayı düşündüğümü biliyordum da yaptığımı anımsamıyordum, yapmıştım demek! Orada, çıkış pulu sırasında herkese tek tek sarılacaktım neredeyse.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Annemler Ankara'dan gelmiş, salonda bekliyorlardı. Yanlarına gidip durumu anlattım: böyle bir şeyi anneme anlattığımda güleceğimiz kesin ve yani, neticede şu an yanlarında olduğuma göre sorun yok, gülmeyeceğiz de ne yapacağız bu durumun üzerine? Fakat adım gibi biliyorum, babama anlattığımda sinirlenecek, sinirlenmeye ne gerek varsa. Aynen bildiğim gibi de oldu; babam allardan al, morlardan mor beğendi kendine, şekli şemali değişti, gözleri çakmak çakmak oldu. Hiç gülmedi bile.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bilinç altı tuhaf bir şey: ailemle bir yere gideceğim zaman pasaportumu hakikaten hiç hatırlamıyorum. Sanki onlar benim yerime alırmış gibi geliyor, çocukluk alışkanlıkları ağır basıyor. Bu sefer pasaport aklımın ucundan geçmedi hazırlanırken, hani bir ara düşünmüş ve sonra unutmuş falan değildim hiç. Aklım almıyor nasıl bu kadar dikkatsiz olabildiğimi!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-XxTvPI5OSU4/TlKmDfAusTI/AAAAAAAACO8/Q5zhdTLgeZI/s1600/DSC_0226.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://3.bp.blogspot.com/-XxTvPI5OSU4/TlKmDfAusTI/AAAAAAAACO8/Q5zhdTLgeZI/s320/DSC_0226.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-q6fU2EY8mY8/TlKmecgcoFI/AAAAAAAACPM/bTLFCN_2yzg/s1600/08.09-14.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="452" src="http://1.bp.blogspot.com/-q6fU2EY8mY8/TlKmecgcoFI/AAAAAAAACPM/bTLFCN_2yzg/s640/08.09-14.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-wQL9qvIr_Hc/TlKmGbCJH0I/AAAAAAAACPE/guSR5C49IhY/s1600/DSC_0257.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="265" src="http://4.bp.blogspot.com/-wQL9qvIr_Hc/TlKmGbCJH0I/AAAAAAAACPE/guSR5C49IhY/s400/DSC_0257.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Frankfurt'ta inanılmaz bir yağmur bizi bekliyordu, ben ömrümde böyle yağmur görmedim. Kiraladığımız arabayı babam kullanıyordu, bir ara sağa çekmesi gerektiğini düşündüm çünkü önümüzü göremiyorduk. Araba da böyle son model, acayip bir şeydi, bir hafta krallar gibi gezdik. Önce Lüksemburg'a gittik, annemle babamın masal şehri dedikleri yere. Kocaman ormanların arasında minik bir yer olduğu için sahiden masallara benzemiyor değil. Yol üzerinde Trier diye başka bir kasabaya uğradık, annemle babamın yoldan sapıp maceraya atılma gibi güzel şeylere açık olduklarından hiç haberim yoktu! Son yıllar içerisinde yapmaya başlamışlar demek bunu, önceleri varılacak noktaya mümkün olduğunca çabuk ulaşmak yegane hedefimizdi. Benim çok hoşuma gitti bu yeni tutum.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-dKLU7OKm9TY/TlKmkocV_TI/AAAAAAAACPQ/p3DG5bq4YF8/s1600/08.09-141.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-dKLU7OKm9TY/TlKmkocV_TI/AAAAAAAACPQ/p3DG5bq4YF8/s640/08.09-141.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;İkinci gün Hollanda'da Brunssum'a geçtik, inanır mısınız tek bir genç yoktu sanki Brunssum'da. Çok tatlı bir köpekçik vardı ama bir otelde, beyaz bir terrierdi ve sanki yıllardır bizi tanırmış gibi sevip kucağımıza atladı, oturdu. Tonton'dan ne kadar farklı, bırakın kucağa kendi çıkıp oturmayı, biz alıp kucağımıza oturtmaya kalksak saniyesinde atlar aşağı! Akşam babamın toplantı yapacağı kimselerle yemek yedik, onlardan birinin tavsiyesi üzerine annemle ikimiz ertesi gün Valkenburg'a gittik babam toplantıdayken. Brunssum'un sessizliği ve boşluğundan sonra Valkenburg'un turistik sokakları ve dükkanlarını dolaşmak çok renkliydi. Babamın işi bitince yine arabamıza atladık ve Frankfurt'a ulaştık sonunda. Bir akşam yemeğimizi Zarges'te yedik, Michelin yıldızlı bir restoranda ilk kez yemek yemiş olduk, işte o sıra tabii parmaklarımızı falan da yedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Valkenburg'da bir sabunlar vardı, öyle güzel kokuyorlardı ki gözlerim doldu! Koklarken çocukluğumu, teyzelerimi, böyle birtakım saf şeyler hatırlar gibi oldum. Annem al bunlardan bol bol dedi, şöyle altı yedi tane toplamıştım önce, ama sonra sadece bir tane almaya karar verdim. Minik bir kesenin içinde çalışma odama koydum, arada bir kokusu geliyor burnuma, ne güzel kokuyor inanılır gibi değil! Doğal, gerçek sabunlar böyle buram buram kokarmış meğer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-qXlTAFOlw-Y/TlKmHchO_KI/AAAAAAAACPI/JcO87TDzBK0/s1600/DSC_0280.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="132" src="http://2.bp.blogspot.com/-qXlTAFOlw-Y/TlKmHchO_KI/AAAAAAAACPI/JcO87TDzBK0/s200/DSC_0280.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-4710485289815998156?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/4710485289815998156/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=4710485289815998156' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/4710485289815998156'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/4710485289815998156'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/08/i-capelli-lisci.html' title='i capelli lisci'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-o0XcVxnKnl8/TlKoB1RVR9I/AAAAAAAACPU/99QJ1dSPuXU/s72-c/itt.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-7627311405179900323</id><published>2011-08-18T12:38:00.001+03:00</published><updated>2011-08-18T12:40:12.138+03:00</updated><title type='text'>Poşet</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O kadar çok yarım kalmış işim var ki, sırf bu yüzden cümlelerim hep "sanki" diye bitiyor; ama bu sefer kendimden emin konuşacağım. Yarım kalmış çok, çok işim var. Bağlaçları da sevmiyorum bugün, bağlaçlar hep bir şeylere bahane buluyor, kendinden önce gelen her şeyi sorguluyorlar. "Ama"lar, "oysaki"ler, "halbuki"ler, hele benim şu "belki"lerim, "bazen"lerim ve az önce belirttiğim "sanki"lerim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu "bazen", "belki" ve "sanki"yi kendimi temize çıkarmak için kullanıyor olabilirim. Sürekli bir kendimi "doğru" aktarma telaşındaydım ya hani - o "doğru" nasıl oluyorsa artık. Bazı duygulara her zaman değil, yalnızca "bazen" kapıldığımı kesinlikle belirtmem gerekiyordu ki bir yanlış anlaşılma olmasın, o duygulara hep kapıldığım yanılgısına düşülmesin. Ben öyle kötü ve karanlık hislere ya da edepsiz düşüncelere yalnız "bazen" kapılırım. "Bazen" üzülürüm ve "bazen" çılgınlaşırım. Geri kalan zamanda ben olmayan, ama çok "doğru" olan şeyler yaparım ve bu zaman "bazen"den daha uzundur.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bana dayatılan "doğru" şeyleri yapmaya koyulduğum vakit içime bir şeyler çöreklenir, nereden gelip beni kısıtladıklarını bilemem ve kendimi yaşayamadığım için bu garip duyguların bana ait olduklarını da hissedemem. Onları tanımlayamadığım için habire "sanki" der dururum hislerimi açıklamaya yeltenirken, halimi çözümleme çabalarım da "belki"nin lokomotif olduğu uzun, upuzun bir tren olur geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-weywYO5y9E4/Tkzd8ESnIMI/AAAAAAAACO4/hjSOX3_eeOQ/s1600/fish.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="245" src="http://2.bp.blogspot.com/-weywYO5y9E4/Tkzd8ESnIMI/AAAAAAAACO4/hjSOX3_eeOQ/s320/fish.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;En kötüsü "bazen"leri ve "belki"leri yaşayabilmek için delicesine bir özlem duymak - kocaman bir torba var, itelenerek ve ötelenerek bu torbanın ağzına kadar getirilmişim dışardan ve son bir atışla torbanın içine düşüvermişim. Torbanın malzemesi diğer kimselerin yargı, görüş ve değerlerinden yapılma olduğu için aramızda bir ten uyumu yokmuş, ağzı da bir güzel bağlanmış. Malzemesi gereği pek dayanıksız, eski püskü torbalardanmış; öyle içine çay dökebileceğiniz akıtmayan torbalardan değil yani. Ben bir iki debelenecek gücü bulduğum, daha doğrusu yaradılışım gereği bastırılmış isyanlarımı daha fazla bastıramayarak içgüdüsel biçimde kıpırdandığım zaman ufak delikler açılmış. O deliklerden bana ait zerreler içeri girmeye başlamış, ama nerede oldukları o kadar belirsizmiş ki bir girip bir çıkıyorlar, çok arada derede burnuma çalınıyorlarmış. Torbanın içinde onlarla çarpışmak öyle hoşuma gitmiş ki iyice kahrolmuşum, zira içimin kıpır kıpır olmasının nasıl bir şey olduğunu tatmışım yeniden ve onu bir bulup bir kaybetmek canıma okuyormuş.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bana ait olduğu için bu kadar iyi hissetmemi sağlayan, fakat torbanın içinde "yasaklı" olan her şeye duyduğum özlem "bazen" ve "belki"lerle anlatılmaya mahkum oldu işte, malzemesi yargılar ve içi hava yerine "korku"yla dolu torbayı oluşturan kimse kızmasın, gücenmesin diye. Korkuyu o kadar çok soludum ki asıl hava dediğimiz şeyi unuttum. Tek bir harekette patlatsam torbayı, çıksam temiz havaya, korku ve yargılar olmadan nasıl çıplak kalırım kim bilir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hayatın güzelliğinin bu çıplaklıkta, bu özgürlükte olduğunu unutacak kadar uzun süre bir poşette yaşadım.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-7627311405179900323?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/7627311405179900323/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=7627311405179900323' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/7627311405179900323'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/7627311405179900323'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/08/poset.html' title='Poşet'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-weywYO5y9E4/Tkzd8ESnIMI/AAAAAAAACO4/hjSOX3_eeOQ/s72-c/fish.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-9012978245214609169</id><published>2011-07-31T16:35:00.000+03:00</published><updated>2011-07-31T16:35:59.998+03:00</updated><title type='text'>Platonik Aşklarım</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ne zaman dışarda hafif bir esinti olduğunu anlasam, yaprakların kıpırdadığını ve bulutların güneşi engellemediğini görsem kendimi dışarı atmak istiyorum. Dışarda yapmak istediğim bir şey, gitmek istediğim bir yer yoksa, evimde, kendi halimde de iyiysem çelişkiye düşüyorum, oysa çelişki pek tatlı bir şey değil. Tam karşımda kocaman bir ağaç var, ne kadar uzun ve ulu olduğunu belki ilk kez böylesine, şu an fark ediyorum. Nedir beni kendisine çağıran bu şey? Ağacın yaprakları beni çağırıyor, ama bana ne vaat ediyor? Buradan bakınca öyle çekici, öyle dayanılmaz duruyor ki yanına gitmediğim her an kaybediyorum. Yanına gittiğimde ise o büyülü çağrısından eser kalmıyor; rüzgarın sesi, havanın kokusu yok. Her dalında ayrı bir enerjiyle karşımda dans eden şu ağaç, cezbedip ümitlere boğduktan sonra ortada bırakacak beni.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yapacak bir işim, gidecek bir yerim, konuşacak kimsem, mutluluğumu paylaşıp gözyaşlarımı silecek bir sevgilim olmadan da mutlu olmak istiyorum. Yalnızlığı bu kadar seviyorken bir başkasına ihtiyaç duyabileceğim fikri çok lüzumsuz, bir o kadar da olanaksız geliyor. Kendi kendine yetebilmek nereye kadar mümkün? Dün kendimle ilgili bir şey hatırladım: kendimi tanımlarken sevdikleriyle yaşayan, hayatını sevdikleriyle anlamlandıran ve hayatın anlamını sevmekle bağdaştıran biri olduğumu söylemiştim zamanında, kendi kendime. Sevmeyi çok sevdiğimi söylemiştim. Sevmiyorum şimdi, sevemiyorum ya da bazen çok seviyor ama o kadar sevilmediğimi görüp geri çekiliyorum. Beni o kadar sevmediğini görüp kendimi geri çektiğim şeyler insanlar değil fakat, bir önceki cümleden öyle bir anlam çıkıyor sanki; ama hayır, insanlardan söz etmiyorum. İnsanlarla aramdaki sevgiyi irdelemiyorum, o bir şekilde olması gerektiği gibi gelişiyor zaten; ben eşyadan, cansız varlıklardan, duygulardan söz ediyorum. Bazen hüzün beni yeteri kadar sevmiyor, heyecan beni kandırıyor. Bir tabak yemek hemen bitip kayboluyor, o zaman o da beni benim onu sevdiğim kadar sevmiyor. Mutluluktan söz etmeyeceğim, çünkü bir şeyler beni yeteri kadar sevdiğinde onun adı mutluluk oluyor; mutluluğun beni sevmesi ya da sevmemesi gibi bir şey yok. Kelimeleri çok seviyorum ama hava onları benim kadar sevmiyor, dağıtıp her yere saçıyor hepsini, içiyor. Ben gözyaşlarını ne çok sevsem de boğazımdaki uyuşukluk kadar sevemiyorum, o hepsini kendine saklıyor ve dışarı bırakmıyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bazen öyle anlar geliyor ki sevmeye üşeniyorum artık. Sevecek enerjim kalmıyor, bir kere de onlar beni sevsin istiyorum. Kırmızı koltuğum beni öyle sevsin, bana öyle bir sarılsın ki üzerinde kitap okurken derin bir uykuya dalayım. Uyurken terlesem bile bağrına bassın beni koltuğum, uyandığımda gülümseyeyim. Yastıklarım beni öyle çok sevsinler ki hepsiyle yumak olayım akşamları. Perdelerim çok sevsin beni, oyunlu oyunlu geçirsinler ışığı aralarından, kapandıklarında ayrı, açıldıklarında ayrı aydınlansın içerisi. Hiç tasalanmadan sevelim birbirimizi, yatma saati geldiğinde yeteri kadar sevmiş ve sevilmiş olalım, birbirimize göz kırpıp öyle bitirelim günü. Birbirimizi unutmadan, birbirimizin peşinde koşmadan, ve böylece peşinde koşmaktan bıkıp yorulmadan, yorgunluktan görmeyi bırakıp onun yerine bakıp geçmeden, bakıp geçiyorum diye üzülmeden yaşasak birbirimizi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ne olurdu biraz daha sevseydi şu ağaç beni, yanına çağıracağına müthiş bir huzurla durduğu yerden selamlasaydı! Karşılıklı gülüşseydik, o kıpırdanırken ben çayımı içseydim ve aramızdaki metrelerin önemi yitip gitseydi. O burada yazı yazıyormuş, ben esintide uçuşuyormuşum gibi hissetseydik.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-4SX51bcQa34/TjVZlpzzA6I/AAAAAAAACOw/Wd1MpX30gxI/s1600/DSC_0185.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://2.bp.blogspot.com/-4SX51bcQa34/TjVZlpzzA6I/AAAAAAAACOw/Wd1MpX30gxI/s320/DSC_0185.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-9012978245214609169?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/9012978245214609169/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=9012978245214609169' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/9012978245214609169'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/9012978245214609169'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/07/platonik-asklarm.html' title='Platonik Aşklarım'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-4SX51bcQa34/TjVZlpzzA6I/AAAAAAAACOw/Wd1MpX30gxI/s72-c/DSC_0185.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-4410937964543607433</id><published>2011-07-31T14:46:00.001+03:00</published><updated>2011-07-31T14:47:15.049+03:00</updated><title type='text'>Civciv</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Of9x3DFEkUg/TjU_lbKx_8I/AAAAAAAACOk/O6f2Yso5CWk/s1600/DSC_0186.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="132" src="http://3.bp.blogspot.com/-Of9x3DFEkUg/TjU_lbKx_8I/AAAAAAAACOk/O6f2Yso5CWk/s200/DSC_0186.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Karnımız çöle dönmesin" kampanyası devam ediyor. Geceleri Galatasaray holiganı gibi geziyorum, karnım sarı kırmızı. Cuma günü ezcaneye gittim, şöyle ufak bir parçamı gösterdim eczacıya ve beni hemen polikliniğe yolladılar. Doktorcuğum sağ olsun bana bir ilaç reçetesi verdi, bunu on beş gün sabah akşam sür, on beş gün sonra da kontrole gel, hiç iz miz kalmaz merak etme dedi. Ezcanede ilacı yaptırdım; civciv sarısı, pek sevimli bir şey. Akşam ilacı bir sürdüm ki bütün üstüm başım sapsarı kesildi. Ne giyeceğimi şaşırdım, bir süre hiçbir şey giymedim zaten, ondan sonra da bulabildiğim en feda edilesi ve kapalı tişörtü geçirdim üzerime. Tişörtün içi sapsarı oldu tabii, dedim ben bu kremi sabahları hayatta süremem. Bir yere oturamadım, koltuğun üzerine çarşaflar falan serdim. Hastane kremi gibi bir şey yani bu, orada sürecekler ve üzerine de o koca gömleklerden geçirecekler, oradaki yatak falan batabilir mühim değil tabi; ama burda, evde, gün içinde nasıl süreyim ben onu? Yunan tanrıçaları gibi örtüler sarınıp gezmem lazım on beş gün, mümkün değil.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yalnız deri acayip çabuk iyileşiyor nazar değmesin. Artık hiç acım kalmadı, ayrıca gördüğüm kadarıyla ön tarafım da baya bir bronzlaşmış yani. Şimdi tabi tam anlaşılmıyor ama iyileştikten sonra daha bir anlaşılacak. Anlaşılınca ne olacaksa sanki işte.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dün ne yaptım biliyor musunuz, siyah yüksek belli eteğimi ve narçiçeği rengi tişörtümü giydim. Altına da taa geçen sene bayıla bayıla aldığım narçiçeği apartman topuklu açık ayakkabılarımı giydim ve öyle çıktım dışarı. Fark ettim ki uzun bir zaman kendimi hep böyle giysilerden uzak tutmuş, dikkat çekmekten korkar gibi saklamışım kendimi hep. Nasıl diyeyim, fazla göze batmaktan, fark edilmekten, bakılmaktan hep çekinmişim; çünkü her bakışta yadırgandığımı hissetmekten ürkmüşüm. Hep alçak gönüllü, az biraz sıradan olmak için epey gayret sarf etmişim. Topuklularımı, elbiselerimi terk etmişim, bir yanımla hep &lt;i&gt;küçük bir kız&lt;/i&gt;&amp;nbsp;olarak kalmaya çalışmışım. &lt;i&gt;Kadın olmanın&lt;/i&gt;&amp;nbsp;vaktinin gelmediğini düşünmüşüm, göze çarpan bir &lt;i&gt;kadın&lt;/i&gt; olmamak için elimde peluş ayıcıklarla gezebilirmişim belki.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Evin kızı olmaktan çıkıp bu hayatta bir birey, kendi başına bir insan olduğunu fark etmek enteresan bir şey. Garip, günlerden bir gün, sanki durup dururken dank etti kafama. Ailenin küçük kızı, yönlendirilmesi ve korunması, tavsiyeler verilmesi gereken biri değil; kendi hayatına yön vermesi icap eden, başarıları da hataları da kendine ait, kimseye verecek hesabı bulunmayan, davranışlarının sorumluluğunu yalnız kendi omuzlarında taşıyan biri olduğumu fark ettim. Acayip bir şey bu; yepyeni bir kimlikle doğmak, bambaşka bir sayfa açmak gibi. Bu farkındalık beni rahatlattı, özgürleştirdi.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-09u4SogitvQ/TjU_muLyfMI/AAAAAAAACOo/six_-ppRZfo/s1600/DSC_0188.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://4.bp.blogspot.com/-09u4SogitvQ/TjU_muLyfMI/AAAAAAAACOo/six_-ppRZfo/s320/DSC_0188.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-mACaBhe8ZsI/TjU_n5viu5I/AAAAAAAACOs/Yir16Abtrig/s1600/DSC_01902.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-mACaBhe8ZsI/TjU_n5viu5I/AAAAAAAACOs/Yir16Abtrig/s200/DSC_01902.JPG" width="132" /&gt;&lt;/a&gt;Geçen akşam annemle kendime risotto pişirdim! İlk kez risotto pişiriyorum, risottoyu delicesine sevmeme rağmen hiç pişirmemiştim; çünkü o kadar çok seviyordum ki risotto pişirmek için en doğru zamanın gelmesini bekliyordum hep. Öyle bir zaman olmalıydı ki görüntümden memnun olmalıydım, sporumu yapmış olmalıydım, açlığımı ayarlamalıydım, şunu yapmalıydım bunu yapmalıydım, hepsi hepsi bir tabak risottonun keyfine varabilmek için. Bu kadar düşününce hiçbir şeyin keyfi kalmadığı gibi risottonun da kalmıyordu herhalde. Böylece tüm düşünceleri bir kenara bıraktım, kendimi istediğim şeyi yiyebilecek kadar iyi hissediyordum yeniden ve bütün malzemeleri toparlayıp uzun uzun pişirdim. Enfes, şahane bir şey oldu. Yanına da pembe şarabımdan bir kadeh koydum. Şarap içtiğim gün meyve yememe olayıma da boş verdim üstelik, yalnız elmalarımı değil annemin aldırdığı kirazlardan ve kayısılardan da yedim. Bir de baktım ki şişmanlayıp patlamamışım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hayatımdaki stres faktörünü azaltmaya çalışıyorum. Zaten hayatımda hiçbir stres yok, aslında bakarsanız her şey son derece tıkırında. Bütün stres beynimde, düşüncelerimde. Kendimi içten içe kemiriyor, yiyip bitiriyorum. Bunu yaptığımı her fark edişimde kendimi frenlemeye çalışıyorum. Duygularımı analiz etmeye çalışıyorum, analizin de fazlası zarar ama belki bu aralar bunu yapmam gerekiyor. O fazlası zarar olan analizi bir kenara bırakıp yaşamaya devam ettiğim, tüm ödevlerimi yerine getirdiğim ve gayet iyi olduğumu düşündüğüm zamanlar da oldu; ama sonrasında o hissizlik büyüdü, büyüdü ve bomba gibi düştü gündelik yaşantımın orta yerine. Madem öyle, ben de bu gecikmiş düşüncelerimi şimdi evirip çeviriyor, düzenleyip hale yola koymaya çalışıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dün Harry Potter'ı izledim. İlk 3D film deneyimim buydu ve 3D reklamlar acayip hoşuma gitti. Bir Harry Potter fanı olmadığım, kitapların hiçbirini okumadığım halde ilk iki filmi kendi kendime evde izlemiş ve epey sevmiştim, ama o kadar yıllar geçmiş ki üzerinden. Zaten ilk iki filmde küçücüklerdi ve habire büyü falan yapıyorlardı, şimdiki gibi öyle kavga dövüş yoktu hiç! Serinin diğer filmlerini hayal meyal hatırlıyorum, sondan bir önceki filmi izleyeli iki sene olmuştu. Geçenlerde bu son filmin birinci bölümünü izledim evde, ikincisini izleyebileyim diye. Anlayamadığım daha doğrusu hatırlayamadığım birtakım şeyler vardı tabi, ama dün son bölümü izlerken kendimi resmen Harry Potter'ın dünyasıyla büyümüş biri gibi hissettim. Snape kötü biri olamaz, diyordum hep kendi kendime ve onun yıllarca ne kahramanlıklar yaptığı bir bir ortaya çıkınca çok duygulandım, heyecanlandım, içim kıpır kıpır oldu. Malfoy'un neler yaptığını tam anlamadım ama o da kötü değil gibi geldi bana, pek severdim o çocukcağızı da zaten, ona da ayrı sevindim. Sürekli duygulanıp içten içten gülümserken buldum kendimi. Nasıl diyeyim böyle bir gaza geldim, bir heyecan doldum - çok uzun zamandır hissetmediğim şeyler bunlar ve bir film bunu bana yaşatmayı başardı. Yıllar vardır bir filmden çıktıktan sonra gerçek dünyaya dönmenin garipliğini duyumsadığım, filmin atmosferinden bir anda kurtulamadığım. Filmleri izlerken bile tilkilerimden kurtulamıyordum demek, bu sefer ise eskilerdeki gibi yaşadım bir filmi ve yaşadığımı hissettim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-4410937964543607433?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/4410937964543607433/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=4410937964543607433' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/4410937964543607433'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/4410937964543607433'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/07/civciv.html' title='Civciv'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Of9x3DFEkUg/TjU_lbKx_8I/AAAAAAAACOk/O6f2Yso5CWk/s72-c/DSC_0186.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-5444419795822645059</id><published>2011-07-29T11:39:00.031+03:00</published><updated>2011-07-30T13:31:34.554+03:00</updated><title type='text'>Ozon Deliğinin Altında</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yanıyorum sevgili blog. Günlerden cumartesiydi, sabah koşumu yaptım ve dönüşte havuzdaki yerimi ayırttım. Eve dönüp ahı gidip vahı kalmaya yakın ojelerimi çıkardım, yüzyıllardır ilk kez kırmızı ojelerimi sürdüm. Karnım da öyle aç değildi, bir şey yiyip içmeden havuza indim tekrar. Bu sefer yanacaktım. Bu sefer o şortun tişörtün izleri gidecekti, tenim daha güzel ve pürüzsüz görünecek, gerdanıma o şahane bronzluk pek yakışacaktı. İlk bir saat hiçbir şey sürmedim, zira bir hafta önce öğleden sonra altı faktör yağ sürünüp iki buçuk saat yattığım halde bir nebze olsun değişmemişti rengim. Bir, haydi belki bir buçuk saat sonra hafiften kızarmaya ve sıcaklamaya başladığımı hissettiğimde havuza dalıp çıktım, yağımı süründüm ve yatmaya devam ettim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her tarafım yansın diye bir yüz üstü, bir sırt üstü yatıyor, o sırada dergi-kitap-gazete okuyor, müzik dinliyor ve hatta şezlongda kendi kendime dans bile ediyordum. Güneşin sıcağı kemiklerime işliyordu ve inanılmaz keyifliydim. Havuzdaki çocuk seslerinden falan bile rahatsız olmuyordum. Birkaç arkadaşıma rastladım havuzda, onlar tabi arkadaşlarıyla gelmişlerdi, ben tek. Geri durmadım ama, yanlarına gittim, sohbet ettim. Arada sıcaktan bunalmayayım diye yukarıda falan da oturdum. Saat ilerledikçe eve gitmem gerektiğini söylüyordum kendi kendime, artık akşam için hazırlık yap, bir şeyler ye, kavrulacaksın sonra, diyordum; ama başıma güneş geçecekmiş ya da ıstakoz olacakmışım falan gibi bir halim de yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/--biROYeDJRg/TjPZ2II98_I/AAAAAAAACOI/IcRYyXbQZwk/s1600/IMG_0154.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/--biROYeDJRg/TjPZ2II98_I/AAAAAAAACOI/IcRYyXbQZwk/s200/IMG_0154.JPG" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dört buçuk falandı herhalde, yavaş yavaş toparlanıp kalktım yerimden. Havuzda çalışan arkadaşım karşı taraftaydı, ellerimle -nedir bunun türkçesi- &lt;i&gt;thumbs up&lt;/i&gt;&amp;nbsp;yapıp nasıl güzel yandığımı ima ettim. Çıkarken yanıma geldi, dedim nasıl ama iyi yandım değil mi -zira sahiden kırmızı olmuştum-, o da iyi yandın dedi; yan taraflarım falan biraz beyaz kalmıştı ama kırmızılık bronzluğa çevirince onun pek bir zararı olmayacağını düşündüm. Keyifli keyifli çıktım yukarı, hiçbir yanım acımıyordu öyle.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Seneler önce Çandarlı'da bir gün, artık nasıl bir salaklığıma gelmişse, sabahtan akşama dek güneşte kalmış daha doğrusu kalıvermiştim, zira ilk gittiğimde gölgedeydim ama yattığım yeri hiç değiştirmemiştim ve tabii Dünya bu, Güneş'in etrafında dönüyor ve bu sebeple gölgelerin yeri değişiyor. Bu salaklık sonrasında eve dönüşüm yürekler acısı, trajikomik olmuştu. Kollarımı vücuduma birleştiremiyor, bacaklarımı aça aça yürüyordum. Hacmim iki katına çıkmıştı, şişmiştim. Kırmızıyla mor arası bir renktim, adeta kocaman ve zıpzıp bir topa dönüşmüştüm. O gece otobüsle Ankara'ya dönecektik, sadece annemle ikimiz birkaç günlüğüne gitmiştik yazlığa. İzmir'e vardık, o zamanlar orada olan ve çok sevdiğimiz Why Not Cafe'ye oturduk, bir sandalye daha istedik ekstra ve ben ayaklarımı o sandalyeye uzatıp acılar içinde, kıpırtısız kalakaldım. Yürüyemiyordum. Otobüs saatimiz gelince çok stratejik planlar yapmam gerekti, nasıl oturacağımı enine boyuna düşündükten sonra kendime bir pozisyon buldum ve 9 saat hiç kıpırdamadan o pozisyonda kaldım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Birkaç gün sonra İngiltere'ye, yaz kampına gidecektim; demek oluyor ki bu olay altıncı sınıfı bitirdiğim yaz gerçekleşmiş. Gidene kadar iyileşeceğimi umuyordum, gitmeden bir gün banyoya girecektim evde, yalnızdım. Banyoya girip suyu açtıktan birazcık sonra inanılmaz bir kaşıntı geldi; ama öyle bir kaşıntı ki her yerime iğneler batıyordu ve ben hiçbir yerime dokunamıyordum! Banyodan güç bela çıkıp annemi aramıştım, onun tesellileri yeterli gelmeyince hepten sinirlenmiş ve gözyaşlarına boğulmuştum, bu sefer babamı arayıp bir de ona bağıra çağıra ağlamış ve nice sonra sakinleşmiş, atlatmıştım kaşıntıyı. Günler ve günler sonra İngiltere'de bir sabah çadırın içinde soyulmaya başladığımı fark etmiş ve mutluluktan havalara sıçramıştım, soyulmam demek artık iyileştiğim ve acılarımın sona erdiği anlamına geliyordu!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-kL6-xff-evA/TjPZ4-mPmqI/AAAAAAAACOM/GH827cT-G2Y/s1600/IMG_0156-2.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-kL6-xff-evA/TjPZ4-mPmqI/AAAAAAAACOM/GH827cT-G2Y/s200/IMG_0156-2.JPG" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Salak ben, bu unutulmaz anıların varlığına rağmen gidip güneşte sere serpe yatmıştım işte. Eve gelip aynaya baktığımda vay be diyordum, iyi iş çıkardım. Bak hiç, ne acı ne bir şey, şimdi tabi biraz acıyacak elbet ama çok kısa sürecek, sonra bu kırmızılık bronz olacak, ay şahane bir şey olacak! Göbek deliğimin içi beyaz kalmıştı ama o da olsundu (!). Ilık duşumu aldım, bu sırada sanki biraz midem mi bulanıyordu neydi, ama canım tabi o kadar güneşin altında aç aç kalırsam olurdu bu, bir şeyler yiyince geçerdi. Geçti nitekim, fakat o da ne, acılarım biraz artıyordu sanki?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sırf acı mı, kırmızılık da gitgide artıyordu. Burçin'le metroda buluştuk, metroda bir kadın nerede bu kadar yandığımı sordu, solaryum mu diye merak etmiş, yok artık dedim, tabii ki güneşte yandım hayatta solaryuma gitmem (sanki bu yaptığım ondan daha tehlikesizmiş gibi birtakım havalardaydım o sıra). Asmalımescit'te geçen hafta gitmiş olduğum yerin tam karşısındaki masalara oturduk, ben aynı işletme sanıyordum. Getirdikleri şarap öyle rezil rüsva bir şeydi ki içemedik, Allah Allah dedim, geçen haftaki buna hiç benzemiyordu? Bir saat sonra Sera geldi yanımıza, fındık fıstık yiyip bol bol çene çaldık, fakat içkilerimiz sudan farksızdı, yine Allah Allah dedim, geçen hafta içkiler de çok güzeldi, ne olmuş buraya? Oraya bir şey olmamış, orası başka burası başkaymış meğer. Öyle de bir garsonumuz vardı ki sağ olsun, her daim "Ne demeye geldiniz ki buraya?" tavrıyla bizlere pek güzel hizmet etti. İkinci içkinin parasını ödemedim, utanmadan yazmışlar hesaba. İçemedim ki zaten; dedim ben bunu ödemiyorum, isterseniz buyrun siz için ve görün, sudan farksız bu. Laf aramızda iyi de olmuş aslına bakarsanız, bir de sert içki içsem herhalde hastanelik falan olurmuşum (zaten hastaneliktim gerçi ama farkında değildim).&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-AoRspa7zF-8/TjPdRtO5mCI/AAAAAAAACOc/g7-LLdAet18/s1600/07.23.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="281" src="http://3.bp.blogspot.com/-AoRspa7zF-8/TjPdRtO5mCI/AAAAAAAACOc/g7-LLdAet18/s320/07.23.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Oradan memnun olmayınca kalktık başka yere oturduk, o oturduğumuz yerde ben iyice bir tuhaf olmaya başladım, karnım cayır cayır yanıyordu ve kremimi evde bırakmıştım. Kızlardan izin istedim, taksiye atlayıp eve döndüm ve her tarafımı kreme buladım. Yetmiyor! Beş tüp sıksam üzerime, beşini de emecek derim. Bir yandan da acayip bir üşüme gelmesin mi! Resmen hastalandım. Çok tatlı bir hastalık hissiydi ama. Ben, bu gece biraz canım acıyacak, yarın sabaha geçecek, diye düşünerek uykuya daldım. Gece arada bir kalkıp acılar içinde kremlendim, ama biliyordum ki fazla uzun sürmeyecekti bu durum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ertesi sabah üzerime saçma sapan bir gecelik geçirip devamlı kremlendim. Öyle pek oturup kalkamıyordum. Acım azalacağına artıyordu sanki, bu nasıl işti anlayamadım. Midem bulanıyor, başım ağrıyordu. Yerimden kalktığım zaman gözlerim de kararır gibi oluyordu. Canım besbelli güneş geçmişti başıma. Şemsiye yoktu ki havuz başında, kafam gölgede kalsın! Neyse neyse, bir şeyler yiyince falan geçerdi. Kesinlikle güneşe çıkamazdım artık, evin içinde gezinirken bacağım güneş alan bir bölgeye denk geldi mi kavruluyordum. Bol bol krem sürdüm. Akşam bizim labın meyhane organizasyonu vardı Arnavutköy'de, günlerden pazar olduğu için eczaneler kapalıydı ve benim zaten eczanelik bir durumum yoktu canım, ben bitmeye yüz tutmuş kozmetik güneş sonrası kremimin aynısından bir tane daha almalıydım. Giyinip (vay be, giyinebilmek de bir devletti) Akmerkez'e gittim, fakat canım sahiden çok acıyordu. Parfümeride kendi kremimden sordum, yok. Dedim başka ne önerebilirsiniz, efendim ay size şunu önerelim, bakın bu bronzluğunuzu uzun süre korumanıza yardımcı... Yanıyorum dedim, ne bronzluğu, yanıyorum! Bunun üzerine kendim bakıp başka bir markanın güneşte çok kaldıktan sonra sürün, ferahlayın, acınız dinsin hem de bronz kalın jelinden aldım. Yürüye yürüye Arnavutköy'e indim. Arabayla sayısız kere çıktığım yokuştan yürüyerek inerken kim bilir kaç defa bu yokuş o yokuş mu yoksa yanlış bir yolda mıyım diye sordum kendime, zira öyle çok ayrıntı, öyle değişik evler ve sahneler vardı ki direksiyonun başında yola kitlenmişken tek bir tanesinin bile ayırdına varamamışım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yemeğimiz çok güzel, çok keyifliydi, sohbetlerimiz dolu doluydu. Oturduğum deri sandalyeye yapışmıştım, bu nedenle daha sonra yanımdaki hırkaya oturdum. Arada bir tuvalete gidip bitmek üzere olan kremimden süründüm. Vücudumdaki acı beynimi öyle bir uyarıyordu ki üç duble rakı içmeme rağmen cin gibiydim. Gecemiz bitip eve döndüğümde yeni aldığım kremi süreyim dedim; acılarım artık felaket olmuştu, hele karnım, gövdem öyle tuhaf bir renkti ki aynaya bakmaktan çekiniyordum. Gözlerime yansıyan görüntü beni resmen korkutuyordu! Bir de bu yeni ve rezil krem, artık içinde parfüm mü vardı alkol mü vardı bilemiyorum, cayır cayır yaktı karnımı. Bir daha elimi ona sürmeyip bitmeye yüz tutmuş kremimi azar azar kullanmaya devam ettim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ertesi sabah Cerrahpaşa'da birtakım hormon testleri yaptırmam gerekiyordu, arabayla gittim. Hastaneyi bulana kadar canım çıktı, zaten zor duruyorum yerimde. Neyse hastaneyi buldum çok şükür, girişte butona basıp bilet alacağım ki bariyer açılacak. Arabayı düzgün yanaştıramamışım. Bir yandan ciyak ciyak bağırıyorum "AaAaAAaaaaA!" diye, bir yandan butona uzanmaya çalışıyorum! Ağlamama ramak kala bileti alıp girdim içeri, beş yüz saat park yeri aradım ve sonunda buldum. Kan ter içinde kalmıştım arabayı park edene kadar, bu arada doktorla randevuma da gecikmiştim. Doktorun numarası bende kayıtlı değildi, annemi aradım ki doktoru arasın geldiğimi söylesin; annem de telefonda bana "Aa, sen daha gitmedin mi?" falan gibi sorular sormaya başlayınca sesimi yükselttim, sonra fark ettim ki sesimi de yükseltemiyorum çünkü bağırır gibi olunca karnım kasılıyor ve acıdan duramıyorum!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Doktorun ofisini buldum biraz arandıktan sonra, içerde bir kadınla adam vardı. Doktor çıktı, dediler, bir hastam vardı gelmedi, dedi, belki o da dışarda sizi arıyordur, dediler. Dedim bu doktora ilk kez geliyorum ben, tanışmıyoruz; koridorlarda fellik fellik beni mi arayacak? Şu koridora bakın, bir de şuraya bakın falan dediler, gittim baktım, fotoğrafından tanıdım doktoru. "Altan Bey'i mi arıyorsunuz?" dedi bana, ben de "Hayır, ben Tarık Bey'i arıyorum!" dedim, "Eyvah, o benim!" dedi. Garip bir deneyimdi bu devlet hastanesinde muayene, doktor epey meşguldü ve bana birkaç soru sorup not aldıktan sonra gidiyor, beni boş bulduğu bir odada oturur vaziyette bırakıyor, sonra geri gelip kaldığı yerden devam ediyordu; fakat hemşire hanım inanılmaz ilgili ve tatlıydı, keza doktor bey de bir o kadar beyefendi ve ilgiliydi. Testler yapıldı, kanlar verildi, orada yapılamayan başka testler için dışarıda bir laboratuvarda ikinci kez kan verdim ve Nişantaşı'na başka bir randevuya geçtim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-b2zce2WT0NY/TjPawfytuII/AAAAAAAACOQ/JNa4olZkJUw/s1600/aloe-vera-gel-sunburn-treatment-21284410.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://3.bp.blogspot.com/-b2zce2WT0NY/TjPawfytuII/AAAAAAAACOQ/JNa4olZkJUw/s200/aloe-vera-gel-sunburn-treatment-21284410.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hastanede Rizeli bir hanımla sohbet ettim, bana "Cuneş senu zehirlemuş!" dedi. Evet yahu, evet! Harika bir tabir gerçekten, güneş beni zehirledi!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eve dönmeden önce, bu kez daha bilinçli bir hasta olarak eczaneye uğradım ve ben yandım dedim, ben cayııır cayııır yandım ve yanık tedavisi olmam lazım. Silverdin, Anestol ve Bepanthol verdiler bana, iyi güzel, sonra kadınlardan biri durdu durdu, "Aa banyo yağı! Banyo yağından da mutlaka almalısınız! Çünkü bu sabun gibi kuruluk yapmaz, banyo yağı çok önemli, banyo yağı olmadan olmaz!" falan gibi inanılmaz bir pazarlama tekniğiyle bana "banyo yağı" satmak istedi. Bu bir anda icat olan banyo yağının aslında hiçbir işe yaramayacağını ve çok gereksiz bir şey olduğunu hissediyordum, fakat o kadar acılar içinde ve öylesine çaresizdim ki onu da almak durumunda kaldım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O geceden itibaren Silverdin-Anestol-Bepanthol üçlüsüyle yaşamaya başladım. Salı günü okula geldim, fakat midem sürekli bulandığından ve tansiyonum düştüğünden koltuğa serilip kaldım. Burak Hoca ikide bir eve gidip dinlenmemi söylüyordu, zaten Pazar akşamı "Sen bu hafta okula gelmezsen hiç sorun olmaz, evde kal bence!" demişti de ben işin ciddiyetine henüz varamadığımdan "Yok canım, olur mu hiç öyle şey, yarına geçer bu." diye savuşturmuştum. Eve gidip dinlenmek istemiyordum oysa, çünkü aynı koltukta aynı televizyona bakarak bir başıma saatler boyu oturmak istemiyordum, daha acı veriyordu sanki o durum. Labda hiç değilse arkadaşlarım vardı, hele Sahra'yla bol bol konuştuk, meğer o da yanmış bir hafta on gün önce ve onun da karnı kıpkırmızıymış, yeni soyulmaya başlamış!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O gece bir ara uyandım ve birileri beni hastaneye götürsün, diye düşündüm; çünkü dayanılmaz bir acım, bakılamayacak bir rengim vardı. İki gecedir hiçbir şekilde uyku uyuyamıyordum, çünkü doğru uyku pozisyonumu alamıyordum ve tenim çekiliyordu, kaskatı kalıyordum. Kremlerden her tarafım yapış yapıştı, yıkanmaktan da korkuyordum yıllar önceki o banyo kaşıntısı yüzünden. Cesaretimi toplayıp yıkandım yatmadan önce, kaşınmadım çok şükür; ama liflenemedikten sonra insan temiz hissetmiyor ki kendini! Bütün giysilerim hep pis pis krem oldu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çarşamba sabahı annemle babam geldiler, o korkunç gecenin ardından sabaha acım şaşılacak derecede azalmıştı, buna pek sevindim. Karnımın halini gören annem çok tırstı. Babamı Bebek'te toplantıya bıraktım arabayla, dönerken evin alışverişini yaptım, bu sırada annem toz pislik içindeki evimi paklamaya koyulmuştu çok şükür. Kahvaltımı yaptım, sonra artık tansiyon düşmesi midir nedir, koltuğa çakıldım kaldım. Yerimden kımıldayamıyordum. Bütün çarşambam koltukta geçti, akşama doğru kendime geldim de annemle ikimiz yemeğe çıktık. Babam toplantıdan sonra uçakla döndü. Kırıntı'da benim en en en en sevdiğim "Buharda Sebze Buketi" artık yok! Daha korkunç bir haber alamazdım! Neyse bu aralar iştahım daha bir normal, yemeğin yanında da bir kadeh &lt;i&gt;blush&lt;/i&gt;&amp;nbsp;aldım, moda oldu ya şekerim artık içeceğiz. İyi ki de moda oldu ama, nefis bir şey.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dün tahlil sonuçlarını göstermek için yine Cerrahpaşa'daydım, bu sefer butona iyice yanaştım hem zaten eskisi kadar canım da yanmıyordu neyse ki. Pazartesi arabamı koyduğum yerde yine boşluk vardı, zırt diye park ettim arabayı, Doktor Bey de odasındaydı (tamam, yan odadaydı ama olsun). Bütün tahlillerim normal çıkmış, dolayısıyla bendeki anormalliğin nedeni "stres" olabilirmiş. Bir test daha yapılacak, onun sonucu haftaya çıkacak. Stres, hayatım stres Tanrı'm!...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hastaneden çıkıp annemle Kanyon'a gittik, bir şeyler yedik, sohbet ettik, bu arada ben bir de baktım ki &lt;b&gt;su toplamışım&lt;/b&gt;. Her tarafım benek benek, büzüş büzüş su kesecikleriyle bezenmiş! Öyle garip ve komik bir görüntü ki anlatamam. Akşam eve geldiğimizde yeni bir faza geçtim, soyuluyordum! Fakat öyle bir soyulma ki, resmen deri değiştiriyordum! Soydukça soyuluyor ve soydukça soyuluyordum! Soymamam gerekiyordu, biliyordum; soyduğum yerlerin altından sular çıkıyordu, ama nasıl diyeyim kaldırdıkça çadıra benziyordu derim, çarşaf çarşaf soyuluyordum ve mümkün değil tutamıyordum kendimi. Bir yandan da kaşıntı geliyordu arada bir, sırf yanan yerlerim değil kafam, sırtım, kollarım, burnum falan her bir yerim kaşınıp duruyordu.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir de baktım ki, dikkat ettiyseniz sürekli bir de bakıyor ve çok değişik şeylerle karşılaşıyorum habire, soyduğum yerler böyle kupkuru, kabuk gibi kalakalmış. Ah, dedim, soymayacaktım bak, çöle döndüm. Yara mı olacak buralar diye endişelenmekten de alamadım kendimi. Yatmadan önce, nemlenmesi lazım buraların, dedim; fakat açık yara gibi olduğundan Silverdin'i pas geçip yalnız Anestol -kaşıntıyı alsın ve sakinleştirsin diye- ve Bepanthol -nemlendirsin diye- sürdüm. O da ne?! Yıllar önce o banyoda gelen kaşıntı! İşte her yanıma iğneler batıyor, dokunamıyorum ve çatlayacağım! Offf, ooooofffff diye evin içinde bir aşağı bir yukarı dolanmaya başladım, annem uyandı ne oluyor diye, neden sonra sakinleşebildim ve gidip salonda kitabımı okumaya başladım.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-LDZ1tmHYlDU/TjPbh0sJePI/AAAAAAAACOU/38aOKFjun-I/s1600/istockphoto_7500291-dog-scratching.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="176" src="http://3.bp.blogspot.com/-LDZ1tmHYlDU/TjPbh0sJePI/AAAAAAAACOU/38aOKFjun-I/s200/istockphoto_7500291-dog-scratching.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O kadar çok, o kadar çok kaşındım ki kaşıyabildiğim yerlerimi kaşımaktan ellerimdeki ojeler aşındı. Sürekli kaşındım, deliler gibi kaşındım ve kaşıyamadığım yerleri de kaşırmış gibi bir şeyler yaparak sakinleştirmeye çalıştım. Sabah altı buçuğa kadar kaşındım ve kaşıntı altı buçukta biraz yatışır gibi oldu, ben de dokuza kadar uyuyabildim! Bütün gece, koskoca bir gece kaşındım, inanabiliyor musunuz! Sabaha doğru kesinlikle polikliniğe gitme kararı almıştım, artık iğne mi yaparlar, ilaç mı sürerler, ne yaparlarsa yapsınlar fakat bir şey yapsınlar bana, diyordum ve annemin uyanmasını bekliyordum kendi kendime.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şimdi daha iyiyim, hiçbir şey sürmüyorum çünkü bu aşamada ne sürebileceğimi bilmiyorum. Dün gece Anestol-Bepanthol sürdükten sonra aldığım renk öyle rezil, öyle cart kırmızı, öyle hasta bir yanık renkti ki korkudan da fenalık geçirdim. Şimdi okuldayım, kaşınıyorum, ama kaşıyamıyorum. Belki bir ara ezcaneye gider ne yapabileceğimi sorarım ama sanırım bu iyileşme fazında vücudu kendi haline bırakmak en iyisi?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sonra sonra hatırlıyorum havuzdan dönerken nasıl &lt;i&gt;thumbs up&lt;/i&gt;&amp;nbsp;yaptığımı, aynada kendime bakıp, vay be, iyi iş çıkardım, diyişimi, saçma sapan bronzluk hayallerimi... Sanırsın hiçbir şeyden haberi olmayan, güneşin yakıcılığını hiç bilmeyen, eğitimsiz, cahil, öylesine bir insanım! İlk yanık günlerimde bile ne yapsam da soyulmasam, soyulmasam ki şu çektiğim acıya değse bari bronz olsamın derdine düşmüştüm! Şimdi ne bronzluk var ne bir şey; karnım ve gövdem kıpkırmızı yara, geri kalan yerlerde de öyle fark edilir bir renk değişimi yok! Çünkü ben bronzlaşmadım, kavruldum!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir de utanmadan havuz başında güneşlenirken yanımda oturan kızdan fotoğrafımı çekmesini rica etmiştim, muhteşem keyifli günümden bir anı olsun diye. Şimdi fotoğrafıma bakıp "Ben közlenirken..." diyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bundan sonra havuza girerken duş aldırmanın ve ısrarla bone taktırmanın yanı sıra, "Otuz faktörün aşağısı kurtarmıyor!" diyerek benim gibi aklı beş karış havada, sözde akıllıları kapıdan çevirsinler lütfen!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-5444419795822645059?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/5444419795822645059/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=5444419795822645059' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/5444419795822645059'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/5444419795822645059'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/07/ozon-deliginin-altnda.html' title='Ozon Deliğinin Altında'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/--biROYeDJRg/TjPZ2II98_I/AAAAAAAACOI/IcRYyXbQZwk/s72-c/IMG_0154.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-4105768250992124989</id><published>2011-07-18T23:22:00.004+03:00</published><updated>2011-07-21T19:37:45.233+03:00</updated><title type='text'>Keşif</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;Bugün sıcaktan eridim sevgili blog. Resmen yapış terledim. Yapış terlemeyi herhalde ilk kez yaşıyorum, spor yapmanın haricinde hiç böylesine yapış terlememiştim. Böyle yapış terlemişsem de beş dakikada bu kadar yapış terlediğim hiç olmamıştı. Beş dakika yürüdüm ve sırtımdan ter boşandı, yüzüm ter içinde kaldı. Kolumda bir dergi taşıyordum ve kolum sırılsıklam oldu, saatim su falan geçirecek diye endişelendim bir ara. Narin bluzum kırış buruş olacak, pörsüyecek diye endişe ettim. Siyah ayakkabılarım eriyecek sandım sonra. Evden metro durağına kadar yaklaşık yarım saat yürüdüm öğle sıcağında. Sıcak olmasa Nişantaşı'na kadar yürümek isterdim, fakat ilk üç dört dakikanın ardından yoldan geçen taksilerin vahamsı görüntlerine güç bela dayanıp metroya kadar azmetmek bile insan üstü bir başarıydı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-iMKzD_yiANY/TihVRdF5uCI/AAAAAAAACNk/QETHkxM97ZE/s1600/07.18.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="262" src="http://1.bp.blogspot.com/-iMKzD_yiANY/TihVRdF5uCI/AAAAAAAACNk/QETHkxM97ZE/s400/07.18.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Nişantaşı'nda farklı bir sohbet deneyimledim bugün, kendim için değişik bir şey yaptım yine. Ardından dergiden belirlediğim sergilere gittim, Soda'da yine bir takı sergisi vardı, daha önce gitmemiş olduğum Maçka Modern'de çok güzel bir fotoğraf sergisi vardı süresi uzatılmış, X-İst'te de başka ve yine çok güzel bir fotoğraf sergisi daha vardı. Arada bir kafede oturup mola verdim kendime. Bir iki ayakkabıcıya girip çıktım, orada ve kafede, elimde taşıdığım kitabı gören herkes sorular yöneltti hemen. Bu kitabı sağa sola götürmek konusunda düşünceliyim; dikkat çekmek için elinde böyle bir objeyle ortalıkta salınan bir avare izlenimi uyandırma arzusunda değilim pek! O nedenle öyle zank diye masanın ortasına koymak ve etrafa sinsi sinsi bakmak gibi şeyler yapmıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-FrJrD5imOiY/TihVSkFt1LI/AAAAAAAACNo/932Jv7lTFYo/s1600/07.181.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-FrJrD5imOiY/TihVSkFt1LI/AAAAAAAACNo/932Jv7lTFYo/s320/07.181.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dün kendime &lt;span class="Apple-style-span" style="color: #ea9999;"&gt;&lt;b&gt;pamuk şekerli süt&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; aldım. Tadı neye benziyor henüz bilmiyorum. Pamuk şekeri hiç sevmem ve nasıl yenir anlamam! Bunu daha önce yazdığımı sanıyorum - insanın ağzına girer girmez eriyor bir kere, yani ne yenebiliyor, ne içilebiliyor, boşluk gibi bir şey; öte yandan pamuk şekerli süt denince, yani hissediyor musunuz, bir çekicilik, bir şey var, pamuk şekerli süt! Pamuk şekerli süt, Tanrım, pamuk şekerli!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-iGpkEj1jfrI/TihVT-vJcRI/AAAAAAAACNs/VfKDhSw5aUA/s1600/DSC_0189.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://3.bp.blogspot.com/-iGpkEj1jfrI/TihVT-vJcRI/AAAAAAAACNs/VfKDhSw5aUA/s320/DSC_0189.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İtalya'dan döndüğümden beri iki kez ve büyük keyifle yemek yaptım. Biri nohutlu, sebzeli semolina, diğeri iste fasulyeli, ıspanaklı, kurutulmuş domatesli, fesleğenli, limonlu, zeytinyağlı, sarımsaklı ve parmesanlı semolina (ikincisi öyle enfes oldu ki bütün içeriğini yazmam gerekti). Aslında bu internetten bulduğum bir penne tarifiydi fakat Moyo yüzünden semolina delisi haline geldiğim ve pirinç, bulgur, buğday vb. aşığı olduğum için uyarlama yaptım. Semolina semolina dediğime de bakmayın, havam batsın bildiğiniz ince bulgur işte. Sıcak suyu üstüne dökünce beş dakikada pişen bulgur. Bugün sonuncu porsiyonu yedim, yeni yemeğimin yine semolina olmasını istiyorum. Bu sefer körili, bezelyeli, fesleğenli falan bir şey olacak. Hava o kadar sıcak ki bir şey pişirirken düşünemiyorum kendimi! Ana yemek olabilirim, buharlaşabilirim, daha fenası yemek buharlaşıp ziyan olabilir, her şey olabilir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bazen çok çılgın olasım geliyor. Hayır çok çılgın değil, abartıyorum; orta çılgın, renkli. Anı yaşamaya hazır hissediyorum kendimi bu sıralar, ondan belki bu tabirlerim. Yazın bronzluğu, şortlar; sıcakta, soğuğun kimi zaman yürümeme bile izin vermediği sokaklarda uzun uzun salınmalar, canım istediği an istediğim yere rüzgardan, yağmurdan, tipiden çekinmeden çıkıp gidebilmeler, kalabalıkta bir yerden diğerine gamsızca yürüyebilmek, dışarda oturabilmek - keşke hep böyle olsa hayatım, keşke hep böyle hissedebilsem, hiç hissizleşmesem. Aynaya bakıyorum ve kendimi çok seviyorum; hayır, narsist demeyin çünkü bir süredir bu hissi yaşamıyordum, bırakın şimdi doya doya söyleyeyim!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hatta gülmek, kahkaha atmak, bakmak, görmek ve bunları paylaşmak istiyorum. Bilmeden, hayal kurmadan; sevinerek, şaşırarak, boşvererek, her duyguyla güçlenerek yaşamak, bol bol solumak istiyorum! Bilmeden, hayal kurmadan; sevinerek, şaşırarak, boşvererek, her duyguyla başka bir tecrübe edinerek!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-4105768250992124989?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/4105768250992124989/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=4105768250992124989' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/4105768250992124989'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/4105768250992124989'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/07/kesif.html' title='Keşif'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-iMKzD_yiANY/TihVRdF5uCI/AAAAAAAACNk/QETHkxM97ZE/s72-c/07.18.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-728421209279634293</id><published>2011-07-17T19:00:00.001+03:00</published><updated>2011-07-18T23:18:13.888+03:00</updated><title type='text'>UVA</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Gelmeyi en çok sevdiğim ama çok sık gelmediğim bir kafedeyim. Sahile inmek zor geldi; çünkü trafik var, çünkü hep aynı bazen. Kimi zaman canım trafiğin kenarında, sokağın içinde olmak istiyor. Yazarlık yapmak için bugün burayı seçtim. Burada Multinet kartım geçmiyor, o yüzden de habire kapağı buraya atmıyorum sanki. Ama bugün buranın renkleri arasında kısa zaman yazmak istedim. Çok uzun kalınca etraf çok değişiyor, gidenler gelenler oluyor, hem burası aynı zamanda bir restoran olduğundan bir saat içerisinde iyice kalabalıklaşacak sanıyorum; nasıl diyeyim, çehre değişecek. Kahvelerin yerini şaraplar alacak, şu anda boş olan masalar birer birer dolacak. Şık kadınlar, orta yaşlı adamlar gelecek, dört ve daha fazla kişilik masalara oturulacak, çiftler görülecek, müziğin sesi belki biraz daha açılacak. O sıralar ben de buranın tadını çıkarmayı yavaş yavaş bitirip evimin yolunu tutacağım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-JmDo-LGBf9g/TiSRuuFWlRI/AAAAAAAACNY/0W1h8XQmsYc/s1600/DSC06357.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-JmDo-LGBf9g/TiSRuuFWlRI/AAAAAAAACNY/0W1h8XQmsYc/s400/DSC06357.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aslında ben de bir kadeh şarap alabilirdim, ama üzerimde tatlı, rahat bir yorgunluk var. Öyle zamanlarda bazen çarpıveriyor o bir kadehçik, şu saatte ve bu sıcakta çarpılıp eve hepten yorgun, tatsız dönmek istemem. Cuma akşamı okuldan bir arkadaşımla dışarı çıktık ve bir şeyler içip epey muhabbet ettik, hatta biraz dans bile ettik ama o sıra biraz da geç olmuştu ve başımız dönmeye başlamıştı. Sahiden ilk mi bilmiyorum ama çok, çok uzun zamandır ilk defa anlık bir kararla gece dışarı çıkmış oldum, üstelik benim fikrimdi! Üç gün gündüzleri alışveriş yapmış, akşamları film izlemiş ve çok güzel zaman geçirmiş, çok tatlı yorulmuştum; fakat artık farklı bir şey yapmak istiyordum sanki. Okuldan çıkıp bir alışveriş merkezinde ufak tefek işlerimi halletmeye gittiğim sırada, feci bir trafiğin ortasında bir anda arkadaşıma mesaj attım. Aslında hala o kadar spontane değildim, bir ara bir şeyler mi yapsak ne yapsak deyip topu ona attım. Bu akşam yapalım dedi, içimde hala her şeyi muntazam yapmak isteyen karakterim beni engellemek ister gibiydi; ama sonunda olur dedim ve arabayı binbir zahmetle trafikten kurtarıp tekrar eve döndüm. Bir iki salatalık biber attım ağzıma, saçlarımı taradım, üzerimi falan değiştirmedim çünkü yeni şortlarımdan birini giymiştim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Normalde gece dışarı çıkacaksam bunun planını çok önceden yapmam, o gün ona göre yemek yemem ve ona göre koşmam gerekir ki alınacak alkolün kalorisi nötrlensin. Tabi cuma günü kahvaltının üzerine bir ton yemek yemiş olsam bilmiyorum yine böyle rahat rahat çıkar mıydım, ama bir şey yememiştim. Öte yandan spor da yapmamıştım, varsın yapmamış olayım dedim ve her zamankinden farklı bir seçim yapmış olmanın tadını çıkardım. Başka bir şey yapmaya ihtiyacım vardı ve bunu ertelememe gerek yoktu, oh be işte rahat olabildim. Çok güzel zaman geçirdim, üstelik ertesi sabah da kendimi hiç kötü hissetmedim. İçtim diye suçlu hissetmedim, azıcık dilim çözüldü diye kendime kızmadım. Bunları normalde hep yaparım aslında. Ben olmak kolay iş değil bazen.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ertesi sabah geç uyandım, günün çoğunluğunu evde geçirdim. Bir iki defa böyle eğlencelerin ertesi gününde akşama doğru yorulduğum, başımın döndüğü, tansiyonumun falan düştüğü olurdu, o yüzden sıcaklarda sokaklara atmak istemedim kendimi. Akşama doğru iyice dinlenmiş halde, bir gün önce yapmayı planlarken döndüğüm işlerimi halletmek üzere alışveriş merkezine gittim. Gezdim tozdum yine, bu sefer kafam &lt;i&gt;mücevherlere&lt;/i&gt;&amp;nbsp;gitti. Tamam, hala kuyumcularla işim yok, ama kuşlu kelebekli ıncıklı cıncıklı şeylerden de vazgeçtim artık. Onun için kendime bir kolye, bir çift küpe, bir de incili taşlı çok zarif bir yüzük aldım. Bir de çok zarif bir bilezik beğenmiştim, ama bileğime bol geldi ve bütün klası kaçtı, ardımda bıraktım. Ondan sonra da bir kafede oturup kendime kahve ısmarladım, kitap okudum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-BoSTkuwLCyo/TiSRyaSG3LI/AAAAAAAACNc/TrZ5hN3dzbw/s1600/IMG_0126.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-BoSTkuwLCyo/TiSRyaSG3LI/AAAAAAAACNc/TrZ5hN3dzbw/s200/IMG_0126.JPG" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-6hbYg06StPI/TiSRz0UxzUI/AAAAAAAACNg/FbJqht84bJc/s1600/IMG_0129.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-6hbYg06StPI/TiSRz0UxzUI/AAAAAAAACNg/FbJqht84bJc/s200/IMG_0129.JPG" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: xx-small;"&gt;İki resim arasındaki on farkı bulun. Sevimli ısırık efektini ve macchiato höpürtüsünü duyuyor musunuz?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Hani demiştim ya bir kadının ayağında güzel terlikler vardı ve benim bakmadığım bir mağazadaydı diye, azmedip o mağazaya gittim perşembe günü. Öyle dışarda giymeye terlik bulamadım ama evde giymek için şu yeni moda olan plastik terliklerden aldım kendime. İnanılmaz rahatlar, öyle rahatlar ki anlatamam. Süperler. İlk gördüğümde, bu ne yahu, demiştim. Plastikten terlik, ayakkabı yapmışlar, marka olmuşlar, bize kakalıyorlar. Şimdi terliklerime ööyle bakıyorum arada, bunlardan bir çift daha mı alsam, diyorum, hani başlarına bir şey gelir falan, ne bileyim! Nasıl kolay siliniyor bir de, anında tertemiz oluyor. Çok rahat, ay çok rahat. Karşıma çıksa bir çift daha alabilirim; ama şimdilik yeniden alışveriş merkezlerine gitmeye pek de niyetli değilim!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çok pembe rujlar denedim. Çok yazlık ve pespembeydiler. Birini alacaktım ama ellerinde yokmuş, ayın yirmisinden sonra gelecekmiş. Belki o ara çok pembe olasım gelir. Bir kız o rujlardan sürdü ve "Aaabla ya baksanaa, Barbi oldum!" dedi. Sarı boyalı saçları vardı ama yaşı öyle fazla değildi belli ki. Dünyanın rujunu deneyip deneyip böyle değişik yorumlar yapmasını izlemek eğlenceliydi!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O arada bir gün de kitapçıya gidip daha önceden kafamda yer eden bazı kitaplar aldım. Okunmamış on beş kitabım olmuş şimdi, bana herhalde birkaç ay yeter! Dün gece Brunelleschi's Dome'u bitirdim ve hemen arkasından "S*ktir et"i okumaya başladım! Çok satanlara, hele bir de kişisel gelişimvari falan bir kitapsa pek yüz vermemeyi tercih etmeme rağmen, gördüğünüz üzere kitabın başlığı bize farklı bir şeyler vaat edecekmiş gibi duruyor! Çok satan kitap olduğu için epey önyargıyla inceledim onu, içinden birkaç sayfa okudum, sonunda alayım bunu dedim; çünkü şöyle yapın, böyle edinden ziyade böyle az ve öz, iki kelimelik ve çok etkili tavsiyelere ihtiyacım olabilirdi! Bu sabah, uyumayı, ehm, boşverip diyeyim, koşmaya çıktım örneğin, okuduklarımın hakkını vermeye koyuldum. Sıcağı boşverip koştum, kolay değildi ama olsun. Çok sıcaktı, o yüzden -normal rotam gereğince- Ortaköy'den Çırağan'a kadar dört dakika koşmayı da boşverdim!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sonra korkularıma boşverdim ve havuza gittim. Neden korkuyordum bilmiyorum, ama biraz korkabilirdim. Kendi kendime havuza gitmemiştim hiç, hani havuza arkadaşlarla, aileyle, birileriyle gidilir ya. Sonra, belki küçükken hep biraz toplu olduğum için de çekiniyor olabilirdim. Çocukken ve ergenlik döneminde, hep arzu ettiğim gibi zayıf olana değin bikinili halimi bir türlü beğenememiş, onunla bir türlü barışamamıştım, biliyorum. Şimdi ufacık psikoloji bilgimle o zamanki hislerimin bugüne nasıl etki ettiğini açıklayamam, ama içimde hala birtakım çekinceler saklı olabilir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Havuzda bone takmamız gerekiyordu ve girişte duş almamı istedi spor salonundan tanıdığım çalışan arkadaşım. Sabah koşudan sonra yürüyerek havuzun oraya gidip onunla konuşmuştum kaça kadar açık diye; duş almam istenince "Aa, ben koştuktan sonra banyomu yapıp geldim!" dedim. Üstümü başımı ıslattıktan sonra "Oldu mu, işte ıslandım! Zaten bone takmak da zorunluymuş! Nazi kampı mı burası?" dedim. Sanki bunları söylerken böyle birtakım çığırlar açıyordum içimde. Tek başıma havuza gitmiş, daha kapıda espri yapar olmuştum, çok hoşuma gitti!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu bone işi nedir? Ben çocukken havuzlarda kimse bone mone takmazdı! Yeni mi icat oldu bu keyif havuzlarında bone takma işi? Ne sevimsiz şey bu bone! Saçlarımı çekiştiriyor, kulaklarımı acıtıyor, alnıma yapışıyor! Saçlarımı sıkı sıkı toplasam, dökülmese olmuyor sanki. Bunları bir kağıda yazıp okula iletebilirmişiz aslında. Bone takmayalım kampanyası başlatacak değilim, ama sevmiyorum boneyi. Hem bone takınca saçımız havuza düşmüyor mu sanki, yine düşüyor! Aman neyse.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-0A4lXTU3UfM/TiSRsg6f3rI/AAAAAAAACNU/mWUt7ZVZWak/s1600/07.17.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="282" src="http://1.bp.blogspot.com/-0A4lXTU3UfM/TiSRsg6f3rI/AAAAAAAACNU/mWUt7ZVZWak/s400/07.17.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Boş şezlong yoktu, ben de havlumu güneşin ortasına serip uzandım. Spor salonundan tanıdığım arkadaşım yanımdan geçti bir ara, "Hem de şezlong yok!" dedim. Sen koştuktan sonra hemen buraya gelecektin aslında, duşunu falan burada alıp serilecektin, dedi. Yok, dedim, ben evde süper bir kahvaltı yaptım, varsın bedeli yerde uzanmak olsun. Söyleseydin bir yer ayarlardık, dedi. Zaten şezlonglarda kimse yok, hepsinde yalnız havlular yatıyor. Herkes yukarda! Bir de şuna üzülüyorum, yani bizim havuzumuz biraz böyle bakımsız, işletme zayıf. Koç'un havuzunu ne övmüştü orada okuyan arkadaşım; ormanın ortasında, pazarları açık büfe brunch oluyor, şöyle güzel böyle zevkli diye. Bizim havuza da bir bakan, bir güzelleştiren olsa keşke! Üç dört sene öncesine göre daha iyi belki, en son o zaman gelmiştim; ama çok da bir fark yok bana sorarsanız. Yine de çok keyifliydi, son yarım saatimde bir şezlong bile buldum. Dergimi kitabımı okudum, bir şeyler içtim. Fazla yüzmedim, bir ara suya girdim tabi ve o da pek keyifliydi. Suda olmak rahatlatır derler ya, ben de herkes öyle dediğine göre rahatlatıyordur dedim ve sahiden de rahatladım. Değişik, keyifli bir şeydi. Fazla yüzmedim, çünkü adam gibi yüzemiyorum, yüzerken nefesimi ayarlayamıyorum ve anında kesiliyorum. Sevmiyorum yüzmeyi, ama suda kalmayı sevdim. Güneşlendim, aslında yanmak istiyordum ama yok, yanmamışım! Evde sırtıma bir baktım ki bugün koşarken giydiğim tişörtün de izi çıkmış! Yine geçen yılki gibi, bacaklarımda şorttan yukarısı, gövdemde tişört askılarından aşağısı bembeyaz. Komiğim komik!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yüzmeyi sevmediğim gibi küveti doldurup içinde oturma işini de hiç anlamam. Çocukken bir iki yaptım ama bana pek manasız geldi. Bir küvet su, köpük köpük, uzanıyorum. Ee, ne yapacağım? Küveti doldurup okuyanı var, çayını kahvesini, şarabını içen var, o halde küvette sigara içen duydum, aman! Ben kurulanayım, koltuğa uzanayım mümkünse.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Havuzda çocuklar falan da vardı, babamı düşündüm. Güneş kremlerinin kokusunu çok, çok severim. Bir şeylere, artık çocukluğa mıdır, yazın rahatlığına mıdır, (yoksa çocukken yaşadığım rahat ve bir o kadar da heyecanlı yazlık günlerine midir) müthiş bir özlem doğurur bende bu koku; ama tatlı bir özlem, öyle üzülüp iç çekilecek bir özlem değil. Mutlu, yumuş bir özlem!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-728421209279634293?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/728421209279634293/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=728421209279634293' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/728421209279634293'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/728421209279634293'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/07/0agelmeyi20en20c3a7ok20sevdic49fim20ama.html' title='UVA'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-JmDo-LGBf9g/TiSRuuFWlRI/AAAAAAAACNY/0W1h8XQmsYc/s72-c/DSC06357.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-7013999614545192675</id><published>2011-07-13T23:49:00.016+03:00</published><updated>2011-07-15T18:10:21.326+03:00</updated><title type='text'>Ay incilerim dökülür!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gitmeden önce, cumartesi sabahı koştum, evi sildim süpürdüm ve içime biraz hayat koymaya başladım. Biraz ışık, biraz renk gelir gibi oldu. Akşam Taksim'e gidip sokaklara taşan caz festivaline katıldık, pek sevemediğim Galata'nın o akşam daha sevilesi bir havası vardı. Kuleyi herhalde ilk kez gece gördüm yakından, hemen yanında çalan müzikleri çok beğendim. Pazar günü hiç giyinmeden, hiç süslenmeden tatil öncesi alışverişi gibi bir şey yapmak üzere alışverişe çıktım. Aylardır ilk kez alışverişe çıktığımı hissediyor, ilk kez kendim için bir şeyler yapmaya hevesleniyordum. Bir şeyler bakındım, uzun zamandır ilk kez bu denli heveslenerek kitapçıya girdim, rafları doyasıya inceledim, hazır heveslenmişken hemen kendime almak istediğim kadar çok kitap aldım - bir daha ne zaman bu kadar heveslenebileceğimi bilmiyordum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her zaman takmak istediğim türden iki bilezik aldım kendime, üzerlerinde karar kılmam epey zaman aldı; ama o kararsızlık, o düşünme ve yorulma çok zevkliydi. Karar verebilmek için gelene geçene seçenekleri gösterdim, insanlara fikirlerini sordum. Yanında ilkokul çağında küçük bir kızla gezinen bir adam benimle kahve içmek istedi, ne yapacağımı şaşırdım; zira kız onun kızı olmalıydı ve bilezikleri onlara alelade ve sevimli bir baba-kız görüntüsünde oldukları için göstermiştim. Bir şekilde teklifi geri çevirdim, fakat epeyce bir zamanı aynadan pek hoşlanmadan geçirdikten sonra yataktan kalkıp saçlarımı toplayıp kot tişört giyip biraz yorgun gezinirken bile bir güzelliğe, daha doğrusu güzel bir şeye sahip olduğumu düşünüm. Keyfini çıkarmak istedim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.zara.com/webapp/wcs/stores/servlet/category/tr/en/zara-S2011-s/102001"&gt;&lt;img border="0" height="165" src="http://4.bp.blogspot.com/-kOsGTaTIWhc/TiBXrYLxQEI/AAAAAAAACNI/3U3LF6IXGzk/s400/Clipboard02.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Döndüğümden beri alışveriş yapıyorum. Gelir gelmez, yokluğumda feci sıcakların burayı da bastığını görmemle beraber şortlara ihtiyacım olduğuna karar verdim. Benim kısa, dar kot şortlarım pek okulda giyilecek gibi değildi ve pantolonla da gezilecek gibi değildi. İstinye'ye gidip eskisi gibi gezindim, mağazalara birer birer girip çıktım. Kendime terlikler beğendim, alabildiklerimden çok daha fazlasını beğendim zira indirim başladığından beğendiğim terliklerin uygun numaraları bir türlü çıkmıyordu. Senelerdir ayaklarımı mahveden ayakkabı müsveddelerinden, geçen yaz olduğu gibi, bu yaz da uzak kalmaya karar verdim. Bu kadar zamandır, gerçekten aylardır alışveriş yapmamış olduğuma içerledim. Halim yoktu ama, hiç istemiyordum ki alışveriş yapmayı. Oysa ne kadar seviyordum mağazalarda dolanmayı, bir şeyler bakmayı, beğenmeyi, giyinmeyi. Hevesim olmayınca hepsi boş gelmişti, benim için çok uzun süre kendim için bunu yapmayı istememiştim. Kendime gelmem indirimi bulmuştu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kendime şortlar beğendim, denedim. Çok güzel görünüyorlardı, hem de ne güzel! Ama kısaydılar işte. Dar değillerdi, ama kısalardı. Üç kuşak alışverişe gelmiş bir aile vardı kabinlerde; anneanne, anne ve kız. Kız giyinirken iki teyzeye nasıl göründüğümü sordum; o kadar tatlı görünüyorlardı ki onlara okulda çalıştığımı, şortlara ihtiyacım olduğunu ama &lt;i&gt;sakil&lt;/i&gt;&amp;nbsp;görünmek istemediğimi anlattım. Yaşlı teyze, ben senin yerinde olsam bir dakika durmam, alırım bu şortları, dedi. O kadar güzel duruyor ki üzerinde, sen giymeyeceksin de biz mi giyeceğiz? Ben senin yaşında olsam her gün şort giyerim! Bir şey diyen olursa da çekemediğinden, kıskandığından der. Kötü dursa, vücudun kaldırmasa alma derdim; ama öyle güzel duruyor ki bunlara kimse bir şeycik demez!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.yargici.com.tr/accessories.html"&gt;&lt;img border="0" height="310" src="http://3.bp.blogspot.com/-TxMtcQ_4G5k/TiBXrBYCtyI/AAAAAAAACNE/LLJ_KAX16bg/s640/Clipboard01.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Teyze nasıl içimi açtı! Bıktım bu korkularla yaşamaktan. Biri kısa mı der, birisi laf mı eder? Ben nasıl giyinileceğini bilmeyecek insan mıyım? Dar, askılı bir üst giyiyorsam altına mini etek giymem. Altımda açık bir şey varsa üstüme de açığını seçmem. Bakıldığında &lt;i&gt;sakil&lt;/i&gt;&amp;nbsp;duracak şeyler görmezsiniz üzerimde. Beni açık saçık, uygunsuz bulmazsınız. Pek çok konuda ve giyim kuşamda muhakememe güvenirim. Yine de korkmaktan geri kalamıyor, kısıtlıyorum kendimi. Teyze öyle tatlıydı, öyle doğruydu ki aldım şortları. Kasada karşılaştık yeniden, alıyorsun değil mi, diye sordu. Alıyorum, dedim. Sonra baktım teyzeye, ne güzel konuştunuz, dedim. Doğru ama, ben gördüğümü söyledim, dedi. Evet ama, nasıl diyeyim, içimi açtınız, öyle hoşsunuz ki, dedim. Kasadaki kız da bize katıldı, evet, dedi, ne güzel bir enerjiniz var, ben bile mutlu oldum. Teyze ve kızı bu sohbetin üzerine tatlı tatlı gülümsediler bize, biraz daha konuştuk, ayrıldık.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kendime iki terlik aldıktan sonra bir terlik daha beğendim, ama numarasını bulamadım. Bunun üzerine o mağazanın bütün şubelerini arayıp sordum, yok dediler. Saat dokuz buçukta arabamı yıkamadan almam gerektiğini fark edip koştura koştura otoparka indim. O sırada salata için malzemem olmadığını fark edip koştura koştura geri çıktım, süpermarketten alışverişimi yaptım. Film indirmek için bilgisayarımı okulda bıraktığımı fark ettim, okula koştururken kampüsteki ağaç heykelimsi bir şeye omzumu çarptım. Yemeğimi hazırlayıp "The Addams Family Values"u izledim!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-u1nCTIhAviE/TiBXq0lp2qI/AAAAAAAACNA/HCqrj9IaK14/s1600/A70-12006.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-u1nCTIhAviE/TiBXq0lp2qI/AAAAAAAACNA/HCqrj9IaK14/s320/A70-12006.jpg" width="214" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Daha önce bahsetmişimdir belki, "The Addams Family" ve "Home Alone" filmlerinin kasetlerini vermişti kuzenim bana. Daha ilkokula bile gitmiyordum sanırım. Çevirir çevirir izlerdim bu iki filmi, ikisinin de replikleri baştan sona ezberimdedir ve belki de insanların İngilizce konuştuğumda beni Amerikalı sanmalarının nedeni bu iki filmdir. Serinin ikinci filmini izliyor olmak çocukluğumu anmanın en güzel yollarından biriydi. Yine aynı melodileri duymak, sesleri işitmek, inanır mısınız filmin ses efektleri bile öyle tanıdık, öyle yumuşacıktı ki!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu sabah koşmak için biraz geç, sıcağın yavaş yavaş bastırmaya başladığı bir saatte koşuya çıktım. Bacaklarım öyle ağrıyordu ki koşamadım, on dakikanın ardından yürümeye başladım. Sahile inip dün beğendiğim terliğin peşine düştüm, orada bulamayınca yukarı Akmerkez'e gittim, orada da yoktu. Sordum soruşturdum, Metrocity'de 39 numarasının olduğunu öğrendim. Eve yürüyüp üzerime daha bir insan içine çıkılası şeyler giydikten sonra arabamı Kanyon'a bırakıp Metrocity'e geçtim. Ayakkabı büyük geldi ve önceki gün telefonla arayıp soruşturduğum her yere, satış elemanının dikkatsizliği nedeniyle yanlış kod sormuş olduğumu fark ettim. Bunun üzerine o yerleri tekrar aradım ama elim boş döndüm bu maceradan. Ellerim o kadar boştu ki bir terslik olmalıydı, fark ettim ki gözlüğümü unutmuşum. Koştura koştura tekrar Metrocity'e gittim, gözlüğümü aldım. Bu arada bir iki terlik daha denedim ama çok yorgundum, açtım ve şansımı fazla zorluyordum. Eve dönüp temizlendim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İtalya'dan ölüp biterek aldığım bluzumu giydim, makyaj yaptım. Hava çok sıcak olduğundan saçlarımla fazla uğraşmadım. Akmerkez'e gidip Süheyla Abla'yla buluştum, bir buçuk saat gibi kısıtlı bir zamanda bazen benden, bazen ondan konuştuk. Kendimden, korkularımdan, hayatımdan, yine heveslenmekten söz edebildim; bazen gözlerim doldu, o kadar samimi ve öyle özgür, öyle rahattım ki duygusal olmamam, kendimi yaşamamam olmazdı. Süheyla Abla da bluzumu çok beğendi. Bir gün bluzumla bir fotoğraf çektirmeliyim. Aslında bundan sonra hep güzel giyinip kendime boşvermemeyi planladığımdan bu güzel giyinmiş günlerim kaydedilmesi gereken nadir anılar olmaktan çıkıp olağan durumlar haline gelecek ve ben de, ah keşke bunun bir fotoğrafını çekmiş olsaydım, demekten kurtulacağım. Tek yapmam gereken aynaya bakmak ve mutlu olmak olacak.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İstediğim şey birilerinin beni görmesi, beni iltifatlara boğması, ah canım harika görünüyorsun demesi değil. Hayır, sevmem böyle şeyleri. Bir günde birkaç kez çok şık olduğumu işitirsem görüntümde bir acayiplik, ortama göre fazla kaçan bir hal olup olmadığını düşünürüm hatta. Fakat yalnız kendime, hep kendime bir şeyler yaptığımda, yaptım da ne oldu, gibi hissetmekten de alamıyorum kendimi. Birilerinin, bir yerlerin, bir kimselerin üzerinde de etkisi olduğunu bilmek istiyorum varlığımın. Bir bakışla, havada hissettiğim adsız bir şeylerle tamamlanmak istiyorum yalnızca.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kendime bir saat aldım, nicedir kahverengilerle kullanabileceğim bir saatim olmasını çok istiyordum. Bugün altın ve gümüş renklerinde güzel bir saat buldum. Kahverengi kayış arayışımdan vazgeçip onun yerine bu altın rengine yöneldim, çünkü sporun biraz daha üzerinde bir şeyler istiyordum artık. Nadide bluzlarımı giymekten korkmamak, günlük hayatıma katmak istiyordum onları. Ne acayip değil mi, püfür püfür, zarif, harikulade neyim varsa korkuyordum giymekten. Şık olmaktan korkuyordum, çünkü o günün o şıklığın yanında sönük kalabileceğini düşünüyordum belki ve saklıyordum onları hak edilecekleri günlere. Saklanırken büyüyor, iyice görkemli bir hal alıyor ve hepten giyilmez oluyorlardı. Saygınlıklarına, zarafetlerine erişilmiyordu adeta. Onlar benim ve onları her gün giyeceğim artık.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ayaklarımdaki ojeler spor ayakkabıların etkisiyle biraz aşındı, bugün onları düzeltmeye vaktim olmadı. Hiç önemli değil, yine de güzel görünüyorlar, biliyorum. Birkaç gün içinde yenilerim, yarın da vaktim olmayacak; ama ayaklarımda ojelerim ve terliklerim var artık. Ne güzel!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kabinde bir gece elbisesi deniyordum. Dün bir beden büyüğünü denemiştim, olmamıştı. Bugün o elbiseyi almak istemedi ama canım. Ben de almadım. Kabinde başka bir kadın, daha başka bir kadına terliklerini nereden aldığını sordu, kadın da söyledi. Kadının terlikleri sahiden çok güzeldi ve bir o söylediği mağazaya bakmamıştım ben. Yarın gidip o mağazaya da bakmaya karar verdim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-9Kpu6hZg0ZQ/TiBXsMbHUxI/AAAAAAAACNM/hl44wUR_5FY/s1600/pearls.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://2.bp.blogspot.com/-9Kpu6hZg0ZQ/TiBXsMbHUxI/AAAAAAAACNM/hl44wUR_5FY/s320/pearls.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İnci küpelerimden birinin düştüğünü de tam o sırada fark ettim. Bir kuyumcuya girip inci küpe sordum, adam bana küpeleri gösterip astronomik bir fiyat biçti. İnanamadım. Ayda bir inci küpe düşürürüm, onu düşürsem kahrolurdum herhalde. Başka bir mağazadan, ellide biri fiyatına inci küpeler aldım. İdareten aldığım bu küpeleri bulmadan önce gezdiğim tüm mağazalara tek tek girip küpemi aramayı düşündüm; ama bu çabanın sonuçsuz çıkacağı belliydi. İnci küpem düştü diye adeta kahrolmuştum, neyse çabuk toparlandım. Annem bana bir çift alıp yollayacak, çünkü buralarda nerede inci küpe bulunur bilmiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Akşam "Unknown" diye bir film izledim. Gitmeden önce Kanyon'da kitapçıdan bol bol film adı not etmiştim, hevesim yerinde olduğundan hiç zorlanmadım seçerken. İki gündür film izliyorum, keyfim yerinde. Bu filmi de beğendim, alelade bir macera filmi olmasına rağmen hiç fena değildi. Bir şeyleri beğenesim var artık. Saçlarımı yapasım, sabah koşamadığıma aldırmayasım var; zira yaşamaktan kaçtığım için değil, o gün başka bir şeyler yapmayı seçtiğim için koşmamış oluyorum. Karnım da şişmiyor artık. İçim şişiyordu belki de önceleri.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yarın başka kitaplar da alacağım. Uzun bir süre okuyacak başka bir şeye ihtiyacım olmayacak, bir dolu kitabım oldu. Yeni filmler de izleyeceğim. Bir de fotoğraflarımı düzenleyip yazılarımı koyacağım, birkaç gün içerisinde yapmam gereken ama yapmamış olduğum ve sürekli bir sonraki güne sarkan hiçbir iş, yazı ya da düşünce kalmayacak adeta. Evi temizleyip çamaşırları yıkamam gerek, sonrası yaz günlerinin güzel kokusunu çıkarıp bugünü yaşamak, arada hiç acı hissetmeden anıları özlemek.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-7013999614545192675?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/7013999614545192675/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=7013999614545192675' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/7013999614545192675'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/7013999614545192675'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/07/ay-incilerim-dokulur.html' title='Ay incilerim dökülür!'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-kOsGTaTIWhc/TiBXrYLxQEI/AAAAAAAACNI/3U3LF6IXGzk/s72-c/Clipboard02.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-2327832204023348407</id><published>2011-07-11T20:02:00.001+03:00</published><updated>2011-07-15T17:46:03.290+03:00</updated><title type='text'>Yogurt?</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Cuma günü Maria'yla öğle yemeği yedik, sohbet ettik inanılmaz sıcağın altında. Simone de bize katıldı bir süre sonra. Akşamüstüne kadar oturup saati gelince Henriette'i karşılamaya gittik. 2 hafta kalacak ve benimkinden çok daha hafif bir valizle gelmiş, eve yürüyerek döndük. Sabahtan Ashley ile kahvaltı yaptık, yoğurtlu meyve salatası yedim. İtalya'da yoğurtlar daha bir farklı, tatlımsı. Bizim yoğurdumuza bütün dünya "Yunan yoğurdu" diyor! Acaba ananası, muzu, üzümü, şeftaliyi, kayısıyı, elmayı, şunu bunu dondurabilir miyiz? Bunlar donuyorsa bir kilo meyve alıp doğrayıp buzluğuma atacağım, sonra meyveli yoğurtlar yapacağım öğle yemeği niyetine.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-DFNUzkUAZHY/TiBQeakh1oI/AAAAAAAACMo/r5xCqDhKztM/s1600/07.08.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="417" src="http://3.bp.blogspot.com/-DFNUzkUAZHY/TiBQeakh1oI/AAAAAAAACMo/r5xCqDhKztM/s640/07.08.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Okulun yakınında, Moyo'nun karşısında bir mağaza var, öyle ufacık şeyler satıyorlar ki anlatamam. Hiçbir şey giymeseniz ya da iç çamaşırınızla gezseniz aynı. Orada bir elbise beğenmiştim ama daha beğenir beğenmez pişman oldum. Yine de keyif olsun diye üzerime denedim, epey eğlendik. Sonra Mercato Centrale'ye ve önündeki pazarlara gittik, önceki gün aldığım beyaz çantanın üzerine siyah ve açık kahverengi birer çanta daha aldım. Eskiyen püsküyen ve lime lime dökülen aynı renk çantalarımı vereceğim. Ne kadar vermek istesem de bir şeyleri bir türlü veremiyorum. Dolabı ayıklamaya sıra gelince hep "Ay bunu giyiyorum!" "Ay bunu çok seviyorum!" oluyor ve hiçbir şey eksilmiyor. Bir duvar dolap ağzına kadar dolu, sıkılıyorum bazen. Ben de şöyle az ve öz giysilerim olsun, hepsi pek şık pek güzel olsun, yetmiş bluz kırk altı pantolon yirmi sekiz elbise arasından bir şeyler seçmeyeyim isterdim ama kısmet.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-prFjp_UBcr4/TiBQex4soiI/AAAAAAAACMs/FSxIXb1a7ts/s1600/07.09.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="488" src="http://3.bp.blogspot.com/-prFjp_UBcr4/TiBQex4soiI/AAAAAAAACMs/FSxIXb1a7ts/s640/07.09.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: xx-small;"&gt;En altta, ortadaki fotoğrafta arkada duran Foccacia Italiana, buraya her geldiğimde yediğim bir çeşit, mm, pide. Öyle çok lezzetli falan değil, ama 3 sene önce geldiğimde çok gezdikten sonra çok acıkıp yemiştim. İçinde yalnızca beyaz peynir ve roka var. Her sene bir kere aynı yerden aynı foccaciayı yemezsem buraya gelmiş saymıyorum kendimi, o yüzden her sefer yiyorum!&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çanta aldım almasına, aslında kemerlere de çok ihtiyacım vardı ama o kadar, o kadar çok yan yana kemer var ki görür görmez hevesim kaçıyor, neyse canım boşver diyorum. Kemer çok önemli halbuki, fakat yapamıyorum işte. Beyaza mı ihtiyacım var, siyaha mı, kırmızıya mı, kahvenin şu tonuna mı bu tonuna mı, örgü mü düz mü desenli mi, ince mi kalın mı, tokası ne renk, ne model derken seçim yapmam olanaksızlaşıyor ve işin içine girmeden uzaklaşıyorum. Her şey biraz daha basit olsa daha güzel olmaz mıydı? Bazı mağazalar ağzına kadar giysi dolu, üstelik herhangi bir kurala göre sıralanmış değiller; yani şu tarzlar şurada, bu stil burada gibi bir ayrım yok. Silme bluz, pantolon, etek, elbise, çanta, fular; yığın halinde bizler tarafından harıl harıl deşilmeyi bekliyor. Eskisi gibi değilim belki, ya da ben büyüdükçe tüketim iyice hızlandı ve alışveriş yapmak daha yorucu hale geldi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-aoJJgtwBOhc/TiBQfEwJiSI/AAAAAAAACMw/_rNMBLzpACY/s1600/07.10.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="404" src="http://3.bp.blogspot.com/-aoJJgtwBOhc/TiBQfEwJiSI/AAAAAAAACMw/_rNMBLzpACY/s640/07.10.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: xx-small;"&gt;Henriette'in dudakları dolgunlaştıran bir parlatıcısı vardı. Kızlar bunu sürdüler, dudaklarında böyle garip bir his oluştu falan, ben de sürdüm tabi geri durmadım. Dudaklarım resmen yandı! Dayanamadım, peçeteyi tıktım ağzıma.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Cumartesi öğlen Simone bizi Medici villalarından birine götürecekti şehir dışında, ama tabi her zamanki gibi başka birtakım işleri çıktı ve son anda planımız iptal oldu. Biz de kızlarla bol bol alışveriş yaptık, kendime çok şahane bluzlar aldım. O kadar sıcaktı ki yapabileceğimiz en iyi şey alışverişti sanki ve siestanın ne diye yapıldığını çok iyi anlamış oldum. Akşam yemeğinden sonra kızlar eve gittiler, ben onlardan ayrılıp Piazza della Signoria'ya yürüdüm, Palazzo Vecchio'nun önünde bir konser vardı. Taşlara oturup konseri izlerken Palazzo Vecchio'nun üst pencerelerinin birinden görünen varaklı tavana takıldı gözlerim. Orada otururken özgürlüğümü ne kadar özlediğimi düşündüm; kendi kendime kalmayı, bağımsızca gezinmeyi, her gün her saat birileriyle olmamayı, birileriyle konuşmamayı, birileriyle yürümemeyi, aklıma estiği an aklıma eseni yapabilmeyi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-P2o_CRh_pxY/TiBQgXkAmdI/AAAAAAAACM8/By-J-JlLrHw/s1600/07.081.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="440" src="http://2.bp.blogspot.com/-P2o_CRh_pxY/TiBQgXkAmdI/AAAAAAAACM8/By-J-JlLrHw/s640/07.081.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Evet, İtalya'da olmak harikaydı; ama bu sefer orada olmak için değil oradaki arkadaşlarımı görmek için gitmiştim. Geçen sene yalnızca iki-üç hafta tanımış olduğum, aslına bakılırsa bana oldukça yabancı bir arkadaşımın evinde tam bir hafta geçirmek gibi, bana ve çevremdeki görmüş geçirmiş kişilere kalırsa oldukça cesaret isteyen bir işe kalkışmıştım. Güzel olduğu kadar zordu bazen. "Özgürlüğüme çok düşkün bir insanım!" ifadesini pek klişe, pek övüngen bulurum. Kendimi bu cümleyle tanımlamak istemem; zira benim için özgürlük değil de kendi kendimle olabilmek en önemlisi. Bunu yapamadığım zaman yoruluyor, kızıyorum. İçimde bir huzursuzluk baş gösteriyor ve bütün vücudumu etkiliyor. Yine de güzeldi tatilim. Başka bir yerde, başka insanların arasında olmak bana iyi geldi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-sSqMNurCyxU/TiBQgOF1YfI/AAAAAAAACM4/IPXCe_cC6cc/s1600/07.071.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-sSqMNurCyxU/TiBQgOF1YfI/AAAAAAAACM4/IPXCe_cC6cc/s640/07.071.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: xx-small;"&gt;Clet Abraham'ın trafik levhaları - ve duvarlara neden adım başı yoğurt yazdıklarını bu yıl da bilmiyorum!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İtalya'da olmanın en güzel yanı istediğim şeyi giyebilmek, şıpır şıpır terliklerle ve o sıcakta giymenin normal olduğu kısa şortlarla gezebilmek. Yabancılarla konuşabilmeyi, öylesine yürüdüğüm sırada yanıma yaklaşıp bana birkaç sokak boyunca bisikleti üstünde ya da yayan eşlik eden, sonra da beni selamlayıp başka bir köşe başında farklı bir yöne sapan insanlarla kısa sohbetler etmeyi seviyorum. Böyle küçük konuşmalardan sonra varlığımı duyumsuyorum, varlığımın bir etkisi olduğunu hissediyorum. Fark edildiğimi hissediyorum diyeceğim belki, ama bu fark edilmek göz alıcılık, dikkat çekicilik anlamında değil; bir birey olmak, küçük küçük kesişen hayatlarda bir söz sahibi olmak, bir farklılığı yaşamak.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-p-nywgLDhog/TiBQfh3c8-I/AAAAAAAACM0/5tvc2kDV0mc/s1600/07.061.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="452" src="http://4.bp.blogspot.com/-p-nywgLDhog/TiBQfh3c8-I/AAAAAAAACM0/5tvc2kDV0mc/s640/07.061.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Son gecemin sonunda yine kızlardan ayrılıp tek başıma yürüyüşe çıktım, huzur içinde gezinirken güneş gözlüklerimi bir yerlerde unuttuğumu fark ettim. Güneş gözlüklerimi kaybetmek en büyük kabuslarımdan biridir, zira seneler önce yurtta ortak alana bırakmıştım gözlüklerimi ve o gün birisi oradan aldı götürdü. Odadaki yabancı kızların bunu yapmayacağını biliyordum, fakat girip çıkan tanımadığım -hatta onların da pek tanımadıkları- o kadar çok arkadaşları vardı ki içlerinden biri pekala gözlüğümü alıp çıkmış olabilirdi. Kim aldıysa aldı, bana düşen oturup dükkan dükkan gezmek, fiyatı uygun ve yüzüme giden bir gözlük bulmaktı. Pantolon alışverişi, ayakkabı, hele kışlık çizme, bot alışverişi ve bir de bu gözlük alışverişi inanılmaz bir enerji, sabır ve kararlılık isteyen işlerdir. Minik minik ayrıntıların farklılığı bir süre sonra aynılaşmaya başlar, bir nevi parfüm alışverişi gibidir. O yüzden gözlüklerimi kaybetmekten çok korkarım, o yitirdiğim gözlüklerin ardından adam gibi bir çift siyah gözlük bulana kadar canım çıkmıştı. Gerçi yeni -şu anda kullanmakta olduğum- gözlüklerim daha güzeldi ama yine de çok kızmıştım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gerisingeriye Moyo'ya döndüm, ona sarılacağımı sanıp kollarını açan ve konuşmaya başlayan garsona hiçbir şey demeden direkt konuya girip gözlüklerimi sordum. Önce yok dediler, birkaç saniye sonra başka bir tanesi barın arkasından gözlüklerimi uzattı bana. Gözlüklerimi elimde tutar tutmaz ilk girişimdeki paniğimden ötürü kolları boş kalan garsona sarıldım, o da "Bir dahaki sefere bir merhaba de hiç olmazsa!" dedi. Gözlüklerimi kaybetmekten çok korktuğumu falan açıkladım, sonra aslında bu gözlükler sahte, bunları öyle sağda solda bırakıp geri dönüyorum ve insanlarla konuşmaya bahane yaratıyorum dedim. Sonra, yarın gidiyorum dedim, vedalaştık ve İtalyanların o sıcak, yüksek sesleri ve kelimeleriyle uğurlandım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Pazar sabahı trende bir ara uyuyakaldım, gece sadece üç saat uyuyabilmiştim. Yatağımda uykuya dalacağım sırada acayip bir horlama sesi gelmeye başladı, babam horluyormuş gibi düşünmeyi bile denedim (hani babamı çok sevdiğim, çocukken babamın horlaması eşliğinde gayet güzel uyuyabildiğim ve babamın horlamasına kızmayacağımı düşünerek) ama uyuyamadım. İstanbul'daki komşumun bazen birtakım misafirleri oluyor, babası mıdır amcası mıdır bilmiyorum fakat onlar geldiğinde bir kişi öyle bir horluyor ki bir sefer üst üste üç gece uyuyamadım. Ne yapacağımı şaşırmıştım artık; kapılarına dayanıp horlamayın diyemezsin, horlama merkezine gidin parasını ben vereceğim mi diyeyim, ağzınıza çorap tıkayın mı diyeyim, ne diyeceğim? Ertesi gün gitsem konuşsam dedim hep, ama yapamadım. Salonda uyudum bazen.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şimdi İtalya'da, yine bir horlama sesi, yine uyuyamadım. O yorgunluğun üzerine trende uyuyakalıp uyandığımda saatim dokuzu gösteriyordu, Bologna trenindeydim ve 8:45'te Roma'da olmamız gerekiyordu. Olamaz, dedim, Roma'yı kaçırdım! 11:40'taki uçağa yetişmeme olanak yok! Saatimi geri almamıştım oysa. Saat dokuz değil sekizdi ve yanımdaki adam beni sakinleştirdi. Roma'ya geldiğimizde sohbet etmeye başladık, pek şık bir iş adamıydı ve seyahat ediyordu. Bir daha gelirsen Floransa'ya dedi, bana kartını uzattı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-2327832204023348407?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/2327832204023348407/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=2327832204023348407' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/2327832204023348407'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/2327832204023348407'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/07/yogurt.html' title='Yogurt?'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-DFNUzkUAZHY/TiBQeakh1oI/AAAAAAAACMo/r5xCqDhKztM/s72-c/07.08.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-1171839595379189324</id><published>2011-07-07T16:37:00.011+03:00</published><updated>2011-07-15T17:04:50.835+03:00</updated><title type='text'>Mascarpone</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bazen sınırsızca yaşamaya, iplerimi koparmaya, kendimi yalnız hayatın değil insanların da akışına bırakmaya heves ediyorum. Anlık hevesler, yalnız bir anlık. Yapamayacağımı biliyorum; çünkü istediğimiz gibi olmuyor sonunda. Güvenmek, güvendiğim insanların yanında bulunmak o denli önemli ve güzel ki alışkanlıklarımı onlar olmadan bırakmayı elime yüzüme bulaştırabilirim. Moyo'daki garsonlar inanılmaz rahat, sıcak, ne yapmak istediklerini kestiremiyorum. Daha dün tanıştığım sarışın, uzun boylu garson az önce yanıma gelip "N'aber?" dedi ve beni iki yanağımdan öptü. Akşam on buçukta bir &lt;i&gt;tenis partisi&lt;/i&gt;&amp;nbsp;olacakmış, ona katılıp katılmayacağımı sordu (akşam on buçukta neyin tenis partisiyse hiç anlayamadım). İşte böyle anlarda bambaşka bir kültüre, bambaşka bir dile, bambaşka insanlara ve hayatlara özgürce karışabilme güdüsünü duyumsuyorum içimde. Geri durmanın yanlış olduğu hissine kapılıyorum. Denemek için atılmak, atlamak gerekiyormuş ve ben yapamıyormuşum gibi geliyor, neden yapamayacakmışım diyorum. Atlayana madalya vermiyorlar oysa.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ben de buralı ve burada çalışıyor olsaydım, sarışın uzun boylu ve yakışıklı bir garson olsaydım, önümden her gün güzel turist kızlar geçseydi ve servis ettiğim barda devamı kakara kikiri yapan bir alay genç kızla flört etseydim, ben de her fırsatı değerlendirir ve insanları partilere çağırır, onlarla konuşur, yakınlık kurar, çekiciliğimi kullanır ve fırsatlar yaratırdım elbet. Her şey film gibi olmuyor oysa, bir şeylere &lt;i&gt;atlamak&lt;/i&gt;&amp;nbsp;değil bir şeyleri yalnız geldiği gibi yaşamak gerekiyor. Ben böyle yapıyorum. Fazlasını beklemek beni düş kırıklığına uğratıyor. Kimlikten kimliğe geçiyorum bir anda, yepyeni bir kalıba bürünsem bile içimde tabii ki aynıyım. Görünüşe fazla aldanıyor, bulunduğum her ortama anında adapte olmam gerektiğini düşünüyor ve bunu yapamamanın söz konusu bile edilmemesi gerektiğine inanıyorum. Oysa kimseler hiçbir şeye adapte olmuyor, herkes kendisi olmaya ve kendi gibi yaşamaya devam ediyor. Kendimi, hayatımı, duyularımla algıladığım her şeyi kendimce yorumlamasını seviyorum; başkası olmama ne gerek var? Tatilde bir sonraki anı düşünmeme, fırsatlar yakalamak ya da fırsatlar kaçırmak arasında gezinmeme ne gerek var? Her bakış, her adım benim fırsatım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tanrım ne güzel, buraya konuşmak, yazmak, dinlenmek, rahatlamak, kendimi toparlamak, kendimi hissetmek, anılarıma ve mutluluğuma kavuşmak için geldim. İşte tam olarak bunu yapıyorum! Yalnız nasıl bir şey biliyor musunuz - bazen büyük heyecanlar, çok büyük mutluluklarla karşılaştım mı sindiremiyorum bunları, büyük sevinçler adeta topak olup boğazıma takılıyor. Gençlik midir nedir; gülümseyen, güzel görünen, hareketli her şey yerimden kaldırıyor beni. Ben kalkar kalkmaz yer yerinden oynayacak, başka boyutlar açılacak, her şey bambaşka ve şahane olacak sanıyorum; halbuki kalkınca bir şey değişmiyor, başka bir gezegene gitmiyoruz, zaman durmuyor, herkes ben ne hissediyorsam onu hissetmiyor. Herkes neyse o, ben neysem oyum. Burada yine bana "ne istediğini bilen, istediğini almaktan geri durmayan ve istemediği hiçbir şeye bulaşmayan, kendinden çok emin kız" diyorlar. Artık şaşırmıyorum. Kendi erdemlerimi biliyorum ve bu bana fazlasıyla yetiyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-dG0lEzjmsNE/TiBITSOVi_I/AAAAAAAACMk/vXC6gRmyN2I/s1600/07.07.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-dG0lEzjmsNE/TiBITSOVi_I/AAAAAAAACMk/vXC6gRmyN2I/s640/07.07.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: xx-small;"&gt;Simone salatasına şişe şişe yağ boşaltırken, ben çanta için pazarlık ederken, bir de saksıda biber satıyorlar - işte ondan almam lazımdı!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu sabah koşumu yaptım, yalnız hava çok sıcak olmaya başladı yine. Gökyüzü sabahın sekizinde masmaviydi, bu da serinliğe bay bay demek oluyor. Öğlen 1'de okula vardığımda inanılmaz bir sıcak başlamıştı. Simone ve Maria'yla buluşup kahve içtik, Maria gittikten sonra Simone'yle yemek yedik. Bu sefer burger aldı -ekmeksiz, yalnız köfte ve etrafında yeşillik, mozzarella, domates ve zeytinle servis edildi- ve tüm tabağın üzerine yarım şişe zeytinyağı boca etti. O zeytinyağı dökerken ben kameramı çıkardım ve dökermiş gibi yaparak bana poz vermesini istedim, zira bir fotoğraf için o tabağa daha fazla zeytinyağı dökmesi olanaksızdı. Simone ise zeytinyağını tekrar dökmeye başladı, bir poz için de kameraya bakmasını istedim ve tabağa bakmadan zeytinyağını akıtmaya devam etti! Sonra da bir güzel sildi süpürdü hepsini.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dün gece bir saatliğine Moyo'ya gelmemden önce Ashley ile Soul Kitchen'da tanıştığımız Avustralyalı kız birileriyle buluşacağını ama buluşacağı kişileri tanımadığını söylemişti, meğer buluşacağı kişiler bizmişiz! Soul Kitchen'a döndüğümde hepsini birlikte otururken buldum. Geceye kadar oturup sohbet ettik, bir süre sonra konu bizim bilmediğimiz birtakım Amerikan dizilerine kaydı, uykum geldi ama iyi idare ettim. Sokakta dondurma yiyen o kadar çok insan vardı ki eve dönerken canım dondurma istedi. Evin yakınlarında, Ashley'in en sevdiği dondurmacıda onun en sevdiği dondurmadan tattım: mascarpone ve nutella. Muhteşem bir lezzet, tek top istedim ve dondurmacı o kadar minik bir dondurmadan para almayı reddetti!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Anna bu gece için Amerikalı gençleri partiye götüreceği "Twenty One" adlı diskoya davet etti bizi, on bir buçuk sularında gelin dedi. Türkiye'nin pek çok yerinde öyle hareketli gece hayatları yaşanıyor ki insan trafiğinden yürüyemiyor, beş dakikalık yolu yarım saatte alıyor, oturacak yer bulamıyor, sokaklara taşıyoruz; fakat buradaki gördüğüm taşkınlıklara, garipliklere ülkemde hiç rastlamıyorum. Bilhassa Amerikalı gençler ülkelerinde içki alacak yaşa gelmemiş olduklarından kapağı buraya atar atmaz alkol denizinde yüzmeye başlıyor, ardından sokaklarda naralar atmaya, sağda solda yalpalamaya, kaldırımlara yapış yupuş izler bırakmaya koyuluyorlar. Bu akşam gidilecek mekanla ilgili tıpkı tanımladığım şekilde yorumlar işittim, bana göre olmayacağını biliyorum. Onun yerine yorulduğum zaman eve dönmeyi, ondan önce akşam serinliğinde biraz gezinmeyi, yarın sabah erken kalkıp koşuya çıkmayı planlıyorum ki öğlen Maria'yla kararlaştırdığımız gibi yemek yiyip sohbet edebilelim. Yarın öğleden sonra Henrietta geliyor, akşam için Finisterrae'ye gitmeyi planlıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-1171839595379189324?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/1171839595379189324/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=1171839595379189324' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/1171839595379189324'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/1171839595379189324'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/07/mascarpone.html' title='Mascarpone'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-dG0lEzjmsNE/TiBITSOVi_I/AAAAAAAACMk/vXC6gRmyN2I/s72-c/07.07.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-3228627347365663216</id><published>2011-07-06T20:45:00.008+03:00</published><updated>2011-07-15T16:36:22.976+03:00</updated><title type='text'>L'aperitivo dei sogni</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bakın ne oldu: Moyo'dan kalkarken aperitivoyu servis etmeye başlamışlardı ve benim en en en en sevdiğim körili kuskus, buğday pilav, pirinç pilavı, tonlu makarna, mercimek (ki sadece bir kere mercimek yapmışlardı geçen sene, ba-yıl-mış-tım), pesto soslu makarna, bezelyeli pilav ve nohut yemeğinden koyduklarını gördük. Olamaz dedim, olamaz, bu hayallerimin aperitivosu ve benim başka bir yerde olmam gerekiyor!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Sm2DH8W-QUE/TiBBYqXzI-I/AAAAAAAACMg/rqvm5CuWka8/s1600/DSC_0063.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://4.bp.blogspot.com/-Sm2DH8W-QUE/TiBBYqXzI-I/AAAAAAAACMg/rqvm5CuWka8/s320/DSC_0063.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ashley de tüm bunları ne kadar sevdiğimi ve böyle bir kombinasyonun bir daha yaratılamayacağını bildiğinden "İstersen sen Moyo'da ye, sonra buluşuruz!" dedi. Ne yapacağımı bilemedim; çünkü Soul Kitchen'da çok güzel sohbet ediyorduk, yanımızda genç Avustralyalı bir kız vardı, onunla konuşmaya başladık. Tasarımcıymış ve Ferragamo'da çalışmak üzere Kasım'da buraya gelmiş. Derken aklıma bir fikir geldi: madem iki içecek alacaktım, o halde ilkini Moyo'da alıp yazılarımı yazar, fotoğraflarımı düzenlerken muhteşem aperitivomun tadına varırdım, ikincisini de bir saat gibi bir sürenin ardından Soul Kitchen'da alırdım! Şahane bir plan yapmış olmanın mutluluğuyla soluğu Moyo'da aldım. Bu yemeklerin tadını ömrüm boyunca unutmama im-kan yok!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-3228627347365663216?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/3228627347365663216/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=3228627347365663216' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/3228627347365663216'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/3228627347365663216'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/07/laperitivo-dei-sogni.html' title='L&apos;aperitivo dei sogni'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Sm2DH8W-QUE/TiBBYqXzI-I/AAAAAAAACMg/rqvm5CuWka8/s72-c/DSC_0063.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-3056905943111944811</id><published>2011-07-06T18:04:00.045+03:00</published><updated>2011-07-15T16:29:50.369+03:00</updated><title type='text'>Mooyoo</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Moyo! Moyo'dan merhaba! Yanımda Ashley var, bugün harika bir gün! Burada sabahları bulutların gökyüzüne toplanıp uyanmamı zorlaştırdığını, yağmur yağacak diye beni korkuttuğunu; ama öğleden sonra dağılıp güneşin bizi terletmesine izin verdiğini ve her şeyin harika olduğunu unutmuşum! İki gündür sabahları yağmur mu yağacak, yoksa çıkmasam mı diye tereddüt ediyor, sonra çıkıp koşmaya başlıyor ve mutlu mutlu eve dönüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ah evet, Cascine! Yeniden Cascine'de koşuyorum sabahları, bu sefer radyo dinleyerek koşuyorum&amp;nbsp;üstelik&amp;nbsp;- Radio Fiesole. Arada bir &lt;i&gt;lento&lt;/i&gt;&amp;nbsp;çalıyorlar, sonra fıkır fıkır pop oluyorlar, nasıl bir radyo bilemiyorum ama dinliyorum! İki şarkıda bir tek reklam ya da iki reklam gibi şeyler çıkıyor, bir çoğunu da anlıyorum İtalyanca'yı unutmuş olmama rağmen. Geldiğim gün istasyondan bindiğim takside klasik müzik çalıyordu ve bu çok, çok hoşuma gitti.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yolculuğum o kadar rahattı ki bu sefer! Geçen sene Roma'da bir yandan babamın hırsızlar üzerine yaptığı sayısız uyarı yüzünden azıcık tedirgin, cezalı ağır valizlerimi sürüye sürüye, çok şükür makinelerden bilet satın alabilerek, önce havaalanından istasyona giden trene binmiş, ayakta kalmış, klima olmaması nedeniyle terden fenalıklar geçirmiş, ardından Termini'de hiçbir yerde hangi perondan kalkacağı belirtilmeyen trenimin derdine düşmüş, bir yandan bavulları trene nasıl sokacağımı kara kara düşünerek epey bir aranmış, sonunda kendimi trene atıp bir güzel uyumuştum. Bu sefer mi; trene bindim, oh mis gibi oturdum, valizim de yirmi kilocuk, ondan inince&amp;nbsp;&lt;i&gt;çizgelgeye baktım, &lt;/i&gt;öbür&amp;nbsp;trenim 10. perondaymış, -8'den kalktı ama olsun- trende de yerime oturdum bir güzel, biletlerimi onaylatmayı falan da unutmadım. Trende gazete bile okudum, sonra hop taksi, hop Ashley!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-PU1loogzKrE/TiA_ih3i5CI/AAAAAAAACMY/ZdeEW1T5bHI/s1600/DSC06334.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="133" src="http://4.bp.blogspot.com/-PU1loogzKrE/TiA_ih3i5CI/AAAAAAAACMY/ZdeEW1T5bHI/s200/DSC06334.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İtalya'da da 6 katlı binalar varmış demek, Ashley'in küçük dairesi 6. kattaydı ama hafif (eh, olabildiğince) valizimi çıkarmak çok zor olmadı. Önceki gece en sevmediğim iş olduğundan valiz hazırlama faslım epey sürmüştü, sadece 3 saat, o da bölük pörçük uyuyabilmiştim. Valizi bıraktık, elimi yüzümü yıkadım, hemen Santa Spirito'ya gidip bir kafeye oturduk, uzun uzun sohbet ettik, ardından eve döndük. Ashley koşuya çıktı, ben dergi okurken uyuyakaldım. Akşam yemeği için Zoe'ye gittik! Sonunda, bir yıl özlemle beklediğim aperitivo, Zoe, şahane kırmızı şaraplar, muhteşem pilavlar, salatalar!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İkici günümde gökyüzü bulutluydu ve ben kapüşonlu ceketimi unutmuştum. Unuttuğum başka şeyler de vardı, örneğin Eyewitness Travel kitabımı unutmuş ve bu durumu trende fark edip feci bir moral bozukluğuna uğramıştım; ama odama girdiğimde&amp;nbsp;kitabım&amp;nbsp;rafta beni bekliyordu! Ben de kendimi bir kitapçıdan İngilizce'sini bulur, giderken Ashley'e bırakırım diye teselli etmiştim, zaten onda varmış. Bir de saç maşamı unutmuşum, maşam olmadan ilk kez tatile çıkıyormuşum gibi hissediyorum; ama geçen sene de bir kerecik, o da son gecemde kullanmıştım. Varsın maşam olmayıversin.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Camın önüne kuruldum, atıştırmaya başlayan yağmuru izleye izleye çıksam mı çıkmasam mı diye düşünmeye koyuldum. Son derece gereksiz bir ücret karşılığında telefondan internete bağlanıp saatlik hava durumuna baktım, öğleden sonra şimşekler, yıldırımlar, felaket bir şey olacak diyordu. İyice tırstım. Sonra bulutların yönünü kestirmeye çalıştım; zira mavi bir açıklık vardı gökyüzünde, ama geliyor muydu gidiyor muydu? Sonunda gelecek olduklarına ve havanın açacağına kanaat getirdim, hava durumunu boşverip Cascine'ye attım kendimi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İyi ki de çıkmışım, hava bir açtı bir sıcak oldu, bir daha yağmur yağmadı! Cascine'yle ve orada hissettiğim rahatlama duygusuyla hasret giderip gerekli kalori harcamasını da yaptıktan sonra Ashley'le Moyo'ya gidip cappuccinolarımızı aldık. Biz sohbet ederken karşıdan Simone belirdi. Uzuuun uzun kucaklaştık, Simone de yanımıza oturdu ve kendine harika bir salata aldı. Ondan sonra harika salatanın üzerine abartısız bir bardak zeytinyağı döküp yedi. Hala okula uğrayamadım, yarın öğleden sonra okula gidip Maria'yı da görmek istiyorum. Cuma günü Henrietta geldikten sonra Simone bizi bir restorana götürecek.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Floransa'da neredeyse her şey aynı ve her şeyin aynı kalmasını çok, çok seviyorum. Türkiye'de her şey çok daha hızlı değişiyor; sevdiğin bir yer belirliyorsun ve bir sene sonra bir bakıyorsun el değiştirmiş, satılmış, değişmiş. Bir ürün beğeniyorsun, piyasadan çekilmiş. Burada da ufak bir değişiklik var, Amore Mio satılmış. Renato ve Francesco artık burada değiller. Adı, tabelası aynı kalmış, içerinin düzeni biraz değişmiş ve benim o bayıldığım prosciuttolu, tartufo soslu, tavuklu salatam artık yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-H35TS1KBs5Y/TiA_hRCzeuI/AAAAAAAACMQ/SIlwBIxw1VY/s1600/07.05.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="419" src="http://4.bp.blogspot.com/-H35TS1KBs5Y/TiA_hRCzeuI/AAAAAAAACMQ/SIlwBIxw1VY/s640/07.05.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Moyo'dan sonra Ashley koşusuna gitti, ben de kitaplarımı alıp Piazza Santa Maria Novella'ya gittim. Yolda kendime bir çift beyaz terlik baktım geçen seneki gibi, ve yine gönlüme göre bir çift beyaz, sade terlik bulamadım. Hep yapmak istediğim gibi çimenlere oturdum ve en sevdiğim hocalarımdan birinin hediye ettiği "Brunelleschi's Dome"un bir bölümünü daha okudum. Akşam aperitivomuzu Moyo'da yaptık, özlemini çektiğim pilavlardan, sandviçlerden, omletlerden tabaklarca yedik! Önce içerde oturuyorduk, yanımızda da Amerikalı bir çift vardı. Adam beyaz şarap içiyordu, kız kırmızı. Ben de beyaz şarap içiyordum. Adam da bir yakışıklı, bir sevimli, bir hoş böyle kemik gözlükleri falan var, hani oturmuş, son derece çekici bir tip. Derken bu çiftle tanışıp konuşmaya başladık, kısa ve keyifli bir sohbetin ardından Boston'lu bir hukuk öğrencisi olduğunu öğrendiğimiz oğlan Fiesole'de kaldığı ve otobüse yetişmesi gerektiği için izin istedi. O gittikten sonra anladık ki kız ve çocuk bir çift değillermiş, yalnızca arkadaşlarmış! Kız da ertesi gün Amerika'ya döneceğini söyleyerek kalktı bir süre sonra ve Ashley hemen oğlanın ne kadar harika olduğunu söyledi, aman Tanrım evet, sahiden de öyleydi ve o kızın üzerinde "biz sadece arkadaşız" falan yazan bir tişört giymesi gerekiyordu! Öyle hoş bir adamdı ki geçen sene son günümde tanıştığım Avustralyalı delikanlının buradan az bir zaman önce ayrılmasından ötürü duyduğum üzüntü bir anda son buldu. Neyse, bu güzel karşılaşmanın ardından geleceğe daha bir ümitle bakıyoruz artık, yani bir yerlerde gönlümüze göre olabilecek, bizi mutlu edebilecek, heyecanlandırabilecek birileri sahiden olabilir!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-9qf5x54vjXM/TiA_jaGKMAI/AAAAAAAACMc/1TTy29K5Nog/s1600/DSC_0035-crop.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="254" src="http://2.bp.blogspot.com/-9qf5x54vjXM/TiA_jaGKMAI/AAAAAAAACMc/1TTy29K5Nog/s640/DSC_0035-crop.JPG" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yer boşalır boşalmaz dışardaki masalara geçtik. Burası Moyo - bu nedenle bir süre sonra yanımızdaki dört kişilik beyler masasıyla da tanışmamız gerekti. Neyse, fazla üzerimize düşmeden kalktılar, biz de yiyip içip eğlenmemize baktık. Karidesli makarna bile vardı, hayat bundan daha güzel olamaz! Yine de bir şey fark ettim; geçen sene buradan ayrılırken "Kim bilir böyle lezzetli yemekleri bir daha ne zaman yiyeceğim!" diye düşünmüştüm, fakat şimdi görüyorum ki geçen bir sene zarfında yemek pişirme konusunda inanılmaz işler başarmışım, zira artık böyle bir endişem yok. Gördüm ki ben şahane yemekler pişiriyorum ve evde de parmaklarımı yiyorum, hatta daha bile iyisini pişiriyorum bana sorarsanız! Bu sene dönerken bu konuda o kadar üzülmeyeceğim demek, yani tabii ki üzüleceğim ama yıkılmam gibi geliyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bugün yine bulutlar, bulutlar; ama hava durumunu kontrol etmek için zırnık harcamadan çıktım dışarı. Koşudan dönene kadar bulutlar dağılmamıştı; o kadar iyi oluyor ki, serinlikte sporumu yapıp dönüyorum ve sonra beni mutlu eden güneş parlamaya başlıyor. Öğle yemeğimizi evde yedik, marketten minik güzel salatalar aldık kendimize. Sonra Ashley'in bir arkadaşına istediği cüzdanlardan almak için Mercato Centrale'nin önündeki sokak pazarlarına gittik.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Babam hediye konusunda mutlu edilmesi zor bir insandır, kendisi seçmek, beğendiği şeyi alıp kullanmak ister. Babamın öyle çok çok sevdiği, aldığında inanılmaz mutlu olduğu, havalara uçtuğu bir şeyler yoktur pek; fakat parfümleri konusunda çok hassastır. Babacığımın çok sevdiği bir parfümü vardı seneler önce, sonra tabii ki o parfüm hiçbir yerde bulunamazlar listesine dahil oldu. Önce free shoplardan falan alınmaya başlandı, derken free shoplar bir yana, adeta tüm yurt dışı piyasasından da tamamen çekildi ve babam o parfümün üzerine hiçbir parfüm koyamadı. Zar zor aynı markanın başka bir kokusuna talim oldu, derken o koku da her yerde bulunmaz bir şey oldu. Babam benden bulabilirsem bu ikinci parfümden almamı istedi, ilkini artık hafızasından tamamen çıkarmış olmalıydı. Bugün bir parfümeriye girdik ve babamın ilk göz ağrısı, en sevdiği parfümden buldum! Heyecanla dışarı çıkıp babamı aradım, ben ondan daha heyecanlıydım resmen. Mutlu haberi verdim, iki şişe var ikisini de alayım mı dedim, al dedi, ben de parfümleri kaptım. Babamı böyle mutlu etme şansı kırk yılda bir gelir, harika bir duygu! Bir de beş yüz küsür avroluk, sınırlı üretim bir parfüm denedik, Ashley'le kolumuzu yıkamıyoruz bugün - paranın kokusu üzerimizden çıkmasın diye. Samimi söylüyorum ama, pek çok kadın parfümünden çok daha farklı, taptaze ve kendine has bir kokusu var bunun.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-cBOaJc8YVFw/TiA_iKqrz0I/AAAAAAAACMU/huOzM2xNgM0/s1600/07.06.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="411" src="http://4.bp.blogspot.com/-cBOaJc8YVFw/TiA_iKqrz0I/AAAAAAAACMU/huOzM2xNgM0/s640/07.06.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir fotoğraf ve bir de sanat galerisine uğradıktan sonra Moyo'ya geldik, akşam Ashley'in öğrencileri için faydalanmak istediği ve buraların en iyisi olan bir organizasyon şirketinden bir kadınla Soul Kitchen diye bir yerde aperitivoya gideceğiz. Geçen sene yaptığım gibi, Moyo'da bir şeyler içerek oturup neler yaptığımı, neler gördüğümü, neler hissettiğimi didik didik yazmak istedim! Hissettiklerimin yarısını bile aktaramadım bana sorarsanız; yazmak istediğim tonlarca şey var adeta! Öyle uzun zamandır içimden bir şey gelmeyerek, heyecanlanmayarak yaşıyordum ki burada bunu yapmayı istemek, bunları yazmak bana nasıl iyi geldi anlatamam. Güzel şeyleri farkına varmak, boyalı bir bisiklet görüp ne tatlı bisiklet diyebilmek, ağzımın tadını bulabilmek, uyumaktan ya da uyanmaktan korkmamak çok, çok güzel. Dün gece eve döndüğümüzde Santa Spirito'dan müzik sesleri geliyordu, evin içindeymiş gibiydi gitar. Önce nasıl uyuyacağım diye panik oldum, biraz sonra çok sevdiğim şarkıların arka arkaya çalınmakta olduğunu fark ettim ve bu müzikle okuyabileceğimi, ardından uyuyabileceğimi düşündüm. Çocukken radyoyu açıp uyuduğum geldi aklıma. Gerçekten o müzikte uyuyabilirdim, fakat ben yatağa girmeden önce sona erdi. Geçen sene de evimin önünde naralar atan taşkın gençlere, sokaktan gelen trafik, müzik seslerine hiç aldırmadan mışıl mışıl uyuyordum burada. Şimdi de iki gecedir hiç sorun yaşamadan uykuya dalıyor, sabahları hiç korkmadan uyanıyorum. Dilerim içimdeki bu rahatlık beni hiç bırakmaz!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-3056905943111944811?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/3056905943111944811/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=3056905943111944811' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/3056905943111944811'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/3056905943111944811'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/07/mooyoo.html' title='Mooyoo'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-PU1loogzKrE/TiA_ih3i5CI/AAAAAAAACMY/ZdeEW1T5bHI/s72-c/DSC06334.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-2754871571621719594</id><published>2011-07-01T22:48:00.003+03:00</published><updated>2011-07-01T22:54:37.757+03:00</updated><title type='text'>Bir çalışma delisinin post-final sendromu</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her final dönemi sonrası aynı tantana! İşler bittiği anda dipsiz bir kuyuya, bir kara deliğe düşüyorum - boşluğa! O kadar çalışıyorum, çabalıyorum ve sanki tüm bu uğraşlarımın birkaç harf dizisiyle bilgisayarımın ekranına yansıması yetmiyor bana! Hayır, istediğim göklere çıkarılmak değil aslında; yalnız ihtiyacım olanı yaşayabilmek, düzenimi devam ettirebilmek ya da yeni düzenler kurabilmek. Bir düzen sona erip ortada hiçbir şey kalmayınca varlığımın anlamını da yitirmiş gibi oluyorum. Spor yapsam ne için, yemek yapsam ne için? Daha fenası, sabah uyansam ne için? O gün ne yapacağım? O gün yapacağım şey benim için neyi değiştirecek? O gün yapacaklarımla kime, nasıl bir faydam olacak? Birilerine faydam olmadığı zaman kendime nasıl faydam olacak? Bir şeyler yapıyorum ama kime ne, değişen ne?&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Benim için her şey bir hak etme ve yaşama meselesi. Adeta keşişler gibi, yorulmaya bayılıyorum. Okuduğum bir romanda bir rahibin kilometrelerce yol yürümek ve ardından "hak edilmiş" yemeği yemeye oturmakla ilgili bir sözü vardı, işte aynen böyle! Yorulmadığım, zorluğunu yaşamadığım bir günün sonunda pek bir şey hak etmiş gibi hissedemiyorum! İlla akademik buluşlar, araştırmalar yapmam, dirsek çürütmem gerekmiyor bunun için; ama bir plana sadık kalmak ve onu başarıyla tamamlayabilmek istiyorum. Her gün bir amacım, bir hedefim olmalı. Bilmediğim bir saatte, bilmediğim bir güne uyanmayı bir, belki ancak iki gün kaldırabilirim; uzun bir çalışma maratonunun arkasından gelen bir hafta sonu gibi. Ama üçüncü bir gün, işte buna dayanamıyorum!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Üçüncü günle birlikte bu amaçsızlık, bu boşluk her tarafımı sarmaladığı zaman teslim oluyorum üstelik! Nedir bu durum deyip kendimi silkeleyeceğime garip, kara düşünce dehlizlerinde kendi kendimi yiyorum. Sümüklü böcek gibi gezdiğim her yere yapış yapış bir iz bırakıyor, serin havalarda bile kavruluyorum. İnsanların arasına fazla girmemeye çalışıyorum ki benim bu halimi görmesinler; çünkü her şeyi bilirlermiş ve bir de alay ederlermiş gibi geliyor! Yine, ah yine bezelye oluyorum! Sanırsın iki haftada dünya başıma yıkılıyor ve ben bir evsiz, bir avare, bir kimsesiz, bir serseri oluveriyorum!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir dahaki sefere, finaller daha başlarken sonrasına çatır çatır planlar koyacağım. Şuraya gidilecek ya da burada kalınacak ama bilmem kimle görüşülecek, şu gün şurada olunacak, bu gün şu saatte kalkılacak. Kesinlikle yalnız ve başıboş kalınmayacak!&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Anneciğim geldi geçen hafta içinde, evin halledilmesi gereken işlerini halledip benim temizlemiş olduğum yerleri bile bir kez daha sildi süpürdü, zira şehir o kadar pis ki daha silerken kirleniyor evim. Cuma günü anneme enfes hardallı tavuğumdan pişirdim, yanına brokoli ve pilav yaptım, parmaklarımızı yedik akşam. Öncesinde de &amp;nbsp;bizim buraya yakın, hep duyduğum ve gördüğüm ama hiç gitmemiş olduğum bir kafeye gidip bol bol sohbet ettik, kahve içtik, annem bana uydurma bir fal baktı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-tZjHCDUHWvM/Tg4joj7h7KI/AAAAAAAACMI/CNKS8jDhiBc/s1600/DSC06325.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-tZjHCDUHWvM/Tg4joj7h7KI/AAAAAAAACMI/CNKS8jDhiBc/s400/DSC06325.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Cumartesi günü annem, ben ve Belma Teyzem üçümüz hamama gittik! İlk defa hamama gitmiş oldum böylece. Hamamda bir kızlar vardı, hele bir tanesi inanılmaz bir şey, resmen Yunan tanrıçaları gibiydi. Kocaman, yusyuvarlak kalçaları, incecik bir beli ve iri, dimdik göğüsleri vardı; dalgalı saçları omuzlarına değmeden aşağı süzülüyordu, kızın gözleri kapalı, göbek taşının önünde ayakta bekliyor, nasıl dimdik duruyordu! İnsanın duruşu çok şey değiştiriyor, dik durdunuz mu bambaşka biri oluveriyorsunuz. Bir de gelin hamamına denk geldik arada, göbek taşına üstünde meyvelerle dolu koca bir kap olan ufak bir masa yerleştirdiler, darbukalarla şarkılar söyleyip oynadılar bir güzel! Hamama bir daha gider miyim bilmiyorum, zira öyle her tarafım su, buhar, sanki beni pek açmıyor. Yıkanmamız bittikten sonra ben gitmek istedim örneğin, hani öyle biraz daha oturalım, şöyle bir rahatlayalım falan, yok. O kadar kir çıkıyor, iyi güzel, ama yine de kendimi evde yıkandıktan sonraki gibi tertemiz hissedemiyorum sanki.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-C1pVJfPZiQw/Tg4jqJjvauI/AAAAAAAACMM/AsBntQQxOgw/s1600/DSC06326.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://3.bp.blogspot.com/-C1pVJfPZiQw/Tg4jqJjvauI/AAAAAAAACMM/AsBntQQxOgw/s400/DSC06326.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Teyzem dedi ki bize gidelim, çay içeriz. Anneme olmaz desem, niye mızıkçılık ediyorsun şurada teyzen çağırdı işte, illa sorun mu yaratacaksın falan diyecek biliyorum, çıkarmadım sesimi; ama trafiği de biliyorum, bize izin vermeyecek. O hamam rehavetinin üstüne iki saat trafik şahane oldu! Teyzemlerde yalnız yarım saat oturabildik, zira annemin trafikten gözü korkmuş ve hamamın üzerine bir de trafikte gerilmek ikimizi de sersem etmişti artık. İstanbul'da aklının estiği an aklının estiği yere gidemeyeceğini kesinkes öğrenmiş oldu annem de.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-8RGD1A9ssZ4/Tg4jnISwZFI/AAAAAAAACME/MXCrYSELuyk/s1600/06.22-26.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="323" src="http://4.bp.blogspot.com/-8RGD1A9ssZ4/Tg4jnISwZFI/AAAAAAAACME/MXCrYSELuyk/s640/06.22-26.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Pazar sabahı annemi yolcu edip öğleden sonra Damla'yla buluştum; sinemaya gidip Hangover 2'yi izledik, sonra bir kafede oturup car car car konuştuk. Damla'yla buluşmak biraz kendime getirdi beni, bir şeylerden keyif alıp kendimin farkına vardım yeniden. Komik ya da dalga geçilecek durumda değildim, dünya değişmemişti, hala harika işler başarıyor ve iyi görünüyordum; tek yapmam gereken biraz daha dik durmak ve sağlam yürümekti.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ayrıca sürekli aynı döngülere tıkılıp kalmaktan ikimiz de biraz şikayetçiydik, dolayısıyla hafta sonu havuza gitmeye, bir ara bir fırsat satın alıp masaja gitmeye, bir akşam benim evde suşi yapıp yemeye ve bir ara da dışarı çıkıp bir güzel eğlenmeye karar verdik. Pazar günü havuz planı yaptığımız için bu hafta hava feci bozdu, onu bu hafta sonu uygulamaya koyabilecek miyiz bilmiyorum; ama dışarı çıkıp eğlenme işini hemen yarın yapmaya karar verdik bugün içerisinde.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Oh, çok şükür bir yarınım kaldı, bir de pazarım, ondan sonra tatilime gidiyorum ve işte, bir amacım var artık: tatile gitmek ve doyasıya yorulmak, güzelce yorulmak, hem dinlenmeyi hem eğlenmeyi hak etmek, yorulurken dinlenmek ve mutlu, zinde buraya dönmek! Ondan sonra Burak Hoca'ya diyeceğim ki elinizden geleni ardınıza koymayın, bana yüklendikçe yüklenin, gardiyan gibi başımda bekleyin, beni sa-kın boş bı-rak-ma-yın!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şu geçen iki boş haftada anladım ki sevdiklerim çok değerli benim için. İki gerekli boş günün ardından gelen üçüncü gereksiz boş günde kendimden geçtiğim için onlarla da görüşecek gücü bulamadım kendimde. Yani bir arkadaşımı arayayım, onunla buluşayım diyemedim; zira elim kolum kalkmamaya başlamıştı bir kere, geç kalmıştım hepsi için! Bir dahakine bunu da yapmayacağım. Bugün üç dört arkadaşımla konuştum telefonda, hem buluşmalar ayarladık hem sohbet ettik. Onlarla konuştukça dünyada bir yerim, etrafımda duygular olduğunu hissettim. Öbür türlü Robinson Crusoe bile benden daha iyi durumda kalıyor - adam yalnız ama hiç değilse hayatta kalabilmek gibi zorlu bir görevi var, ben ise hem yalnız hem ödevsiz oluyorum!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Oh, rahatladım. Of be! Canım mesleğim. Canım arkadaşlarım. Canım ailem. Canım kendim!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-2754871571621719594?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/2754871571621719594/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=2754871571621719594' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/2754871571621719594'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/2754871571621719594'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/07/bir-calsma-delisinin-post-final.html' title='Bir çalışma delisinin post-final sendromu'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-tZjHCDUHWvM/Tg4joj7h7KI/AAAAAAAACMI/CNKS8jDhiBc/s72-c/DSC06325.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-2171059612277995809</id><published>2011-06-28T19:58:00.000+03:00</published><updated>2011-06-28T19:58:50.171+03:00</updated><title type='text'>Evrensel Sıkıntılar</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://nothorn.deviantart.com/art/Illusion-104108530?q=boost:popular%20illusion&amp;amp;qo=67"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-BNx_bqyxHpc/TgoHrLhU_EI/AAAAAAAACMA/rw9UcEOGVfo/s320/Illusion_by_Nothorn.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bazen kendimden, her şeyden sıkıldığım oluyor. Hermann Hesse'nin "Kaplıcada Bir Konuk" adlı romanını okuyorum. Geceleri güç bela girdiğim yatağımda bana hayatın içinde olduğumu hissettiren yegane şey okumak. Satırlara kafamı vermem hayli zor olsa da bir şekilde birkaç sayfayı, hatta bazen daha fazlasını layıkıyla okuyabiliyorum. O sıralar altını çizmek istediğim o kadar çok cümle, öyle kendime yakın anlatılar buluyorum ki. Fakat kalemim çantamda, kalem kutumda duruyor ve üstelik içinde uç yok. Kalkıp kalemi kutumu bulmam, kalemi çıkarıp içine uç takmam ve yatağa dönmem gerekiyor. Ben, üşeniyorum ve satırların altını çizemiyorum. Ellerimden bulaşan krem kapağı biraz yağlıyor ve yine kapakta oluşan kat izi haricinde üzerine sinemediğim bir roman görüntüsü vermesi içimi buruyor; ama üşeniyorum işte. Hesse de kimi zaman üşeniyor kaplıcalarda, rahatlıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kendimden sıkıldığım vakit çok ağırlaşıyorum. Omuzlarım, sırtım, bacaklarım ağrıyor. Bacaklarım şişerek birbirine değiyor adeta. Saçlarım güçsüzleşiyor, yüzüm tostoparlak oluyor. Rengim çok düzensiz, değişik. Bir ara rüyalarım keyif veriyordu, şimdi vermiyor. Uykularım pek kısa sanki, hemen bitiveriyor. Belki sahiden hormon düzensizliğinin sonucu bütün bunlar, belki gerçekten saçlarım parlaklığını yitiriyor ve ağırlaşıyorum ve bana öyle gelmiyor, ve belki yine aynı sebeple ruhum da kararıyor. Belki bu sorunu ortadan kaldırırsam bütün bu sıkılmalar gidecek?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kendimden sıkıldığım vakit her şeyden sıkılmış oluyorum. Hayattan sıkılmış oluyorum. Hayatın tüm parçaları beni yalnız sinirlendirmeye yarıyor. Mutlu olmasını, gülmesini, yürümesini, dik oturmasını, gözlerimi açmasını, gözlerimin yanmamasını, hüzünlenmesini, ağlamasını, duygulanmasını beceremiyorum ama sinirlenmeyi, işte onu pek güzel kotarıyorum. İçimde büyük bir öfke var sanki, kaynağı da belirsiz; ama onu hep saklı tutuyorum. Öfkem beni çok ağırlaştırıyor. Kimseye öfkeli değilim, kendime de öyle öfkeli değilim, hayata yine öfkeli değilim; fakat öfkeliyim. Öfkeli olmasam karga seslerine, ıslık seslerine, güneşin kaybolduğu her ana, güneşin yaktığı her ana, uzak prizlere, uzak park yerlerine, bilgisayara, televizyona, haberlere, yazılara, gazetelere, sahile, su birikintilerine, esnemelere, komşulardan gelen seslere, ellerime, ayaklarıma,&amp;nbsp;planlara, plansızlıklara bu kadar sinirlenmez;&amp;nbsp;giysilerime, alışveriş merkezlerine, mağazalara, müziklere, filmlere, kitaplara bu kadar kayıtsız kalmazdım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kayıtsız kalıyorum oysa; müthiş bir kaçma, kaybolma isteği var içimde, artık bir şeyleri ne kadar isteyebiliyorsam. Bir şeyler hissedebileceğime dair her umut kırıntısı bir mide bulantısıyla gölgeleniyor, koşabileceğimi düşündüğüm her anın hemen ardından beni yerime mıhlayan bir yorgunluk dalgası elimi kolumu bağlıyor. Kimi zaman aklımdan çok dolu düşüncelerin geçtiği duygusuna kapılıyorum, fakat sıra konuşmaya ya da yazmaya gelince o düşünceler hiç var olmamış gibi kayboluyorlar bir yerlere. O kadar uzun süredir, o kadar sık tekrarlanıyor ki bunlar, yarattığım tüm güzelliklerin bir yanılgı, geçici bir illüzyonlar serisi olduğu hissine kapılıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-2171059612277995809?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/2171059612277995809/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=2171059612277995809' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/2171059612277995809'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/2171059612277995809'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/06/evrensel-skntlar.html' title='Evrensel Sıkıntılar'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-BNx_bqyxHpc/TgoHrLhU_EI/AAAAAAAACMA/rw9UcEOGVfo/s72-c/Illusion_by_Nothorn.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-5098724502893606045</id><published>2011-06-20T22:30:00.000+03:00</published><updated>2011-06-20T22:30:27.080+03:00</updated><title type='text'>Maharet</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu kapalı ve bahara çok benzeyen yaz gününde kendimi Nero'ya atmayı uygun buldum. Aslında dün temizlediğim için güzelleşmiş ve içinde bütün gün oturulası evimde zaman geçirebilirdim, ama bütün tek bir yerde kalınca o bulunduğum yerden sıkılıp boş yere güzelliğini harcamış olabiliyorum kimi zaman. Bazen de olmuyor, ama bugün olacaktı biliyorum; çünkü dün zaten tüm gün evdeydim - temizlik artı yemek, feci hamarattım. Ondan önceki gün de öğleden sonradan itibaren hep evdeydim; yemek yedim, televizyon izledim, sonra Agatha Christie okuyarak koltukta uyuyakaldım. Rüyamda benim meşhur eski evin otoparkında bir arabadaydım, çeteler gangsterler falan bir tuhaf işlere bulaşmıştım. Sonra bir anda kamera kuş bakışı görüntü almaya başladı ve kendimi bir Grand Theft Auto kahramanı -ama ilk çıkan oyun- olarak buldum! Bilye kadar görünüyor ve oradan oraya koşturmaya, beni yakalamasına ramak kalmış polisleri vurulmadan haklamaya çalışıyordum. Uyandığımda çok gergindim ama garip bir mutluluk vardı içimde.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Son günlerde, eskiden oynamayı çok sevdiğim bilgisayar oyunlarını düşünüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu sabah dün almış olduğum ama pişirmeye halimin kalmadığı börülce fasulyelerimi pişirdim. Biraz çok piştiler gibi ama olsun. Sonra kahvaltı olarak da mantarlı, kurutulmuş domatesli, taze fesleğenli ve mozzarellalı omlet yaptım kendime. Tek derdim boğaz. Yemek yerken o kadar eğleniyorum ki anlatamam! En boş atıştırmalığın bile ağzımın tadına uygun olmasını şart koşuyorum. Genetik bir özellik mi acaba bu? Yani doymak için değil, mutlu olmak için yiyorum, pişiriyorum. Damak zevki denince resmen heyecanlanıyorum. İyi bir şey bir yandan da, küçük şeylerden mutlu olabiliyorum! Mesela ders çalışırken, midem kazınıp akşam yemeği saati geldiği zaman acayip seviniyorum. Akan suları durduruyorum, evime gidip soframı kuruyorum. Yemekle zaman harcamayan insanlar tanıyorum, onlar başka şeyler yaptıkları sırada ağızlarına iki lokma bir şey atıyorlar &amp;nbsp;ve bunu yaşam tarzı haline getiriyorlar. Tabii ki zamanım olmadığında ben de bunu yapıyorum (onu da dediğim gibi ağız tadıma göre yapıyorum) ama bunu bir yaşam tarzı olarak belirlemek mi, tanrım hayır!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Fop_7zqTUX8/Tf-fYoawfaI/AAAAAAAACL4/-CgIX-4b1EY/s1600/06.18.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="250" src="http://4.bp.blogspot.com/-Fop_7zqTUX8/Tf-fYoawfaI/AAAAAAAACL4/-CgIX-4b1EY/s400/06.18.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Cumartesi sabahı Mutfak Sanatları Akademisi'nde doğum günü hediyem olan suşi dersine gittim. Suşi yapmak acayip zormuş, evde mevde yapılamazmış gibi geliyordu bana - gerçi Defne'yle Yavuz bir akşam evde yapıp aşama aşama fotoğraflarını da internete koymuşlar, ama tarif okunup yapılacak şey olarak göremiyordum hala bu suşi işini. Şimdi getirin balığı, mis gibi suşiler yaparım. O kadar da kolay, öyle de keyifli bir şey ki. Malzemeleri koyuyorsun, yuvarlıyorsun, çeviriyorsun ve yiyorsun! Tadı da hakikaten harikaydı, yediğim en güzel suşiler gibiydi. Tabi balığın taze, malzemenin kaliteli olması gerekiyor; ama kesinlikle evde yapılabilir ve yapıldı mı da kazan kazan tüketilmesi gerekir!&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eve döndüğümde ellerim feci balık kokuyordu. Ne kadar yıkadıysam da ertesi güne değin balık kokusundan kurtulamadım, balık kokusunun ellere bu denli yerleşebildiğini tamamen unutmuştum, oysa çocukluğumdan biliyordum aslında.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-BdS0uJTXqEc/Tf-faPPyXdI/AAAAAAAACL8/JtBZYqSkPng/s1600/06.181.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="250" src="http://1.bp.blogspot.com/-BdS0uJTXqEc/Tf-faPPyXdI/AAAAAAAACL8/JtBZYqSkPng/s400/06.181.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu yaz ilk defa, tek başıma, okulda çalışıyor olacağım. Bundan önce yalnız bir yaz yaz okuluna kalmıştım, onda da tek başıma değildim zaten. Tek başınalıktan kastım tek başıma yaşıyor olacağım, üç ayı bir hücrede kapalı geçirecek değilim tabi. Labda benim gibi çalışan arkadaşlarım da olacak. Aslında yazları hep okul biter bitmez Ankara'ya dönerdim, o yüzden bu sene böyle olmayacak olması bana bir garip geliyor - diye bir şeyler yumurtlayacaktım, fakat şöyle dönüp sağlam kafayla bir baktım da üçüncü sınıfı bitirdiğim sene hariç hiçbir yaz böyle bir şey yapmamışım! İkinci sınıfta yaz okulu, üçüncüde Ankara ve staj, dördüncü sınıfın sonunda Amerika, ardından sağda solda bir alay tatil, mezuniyet sonrası İtalya ve Çek Cumhuriyeti. Hiç de öyle Ankara'ya gitmemişim yani yaz boyu; fakat sanki Ankara'ya gitmeliymişim, çocukluğumdaki gibi oyunlar oynamalıymışım, arkadaşlarımla eğlenmeliymişim, bütün gün çizgi film seyretmeliymişim, bilgisayar oynarken krem şanti yemeliymişim (evet, bunu yaptım) gibi geliyor! Sanki aradaki bütün o seneler kaybolmuş, ben daha geçen sene The Longest Journey oynarken mutluluktan dört köşe oluyormuşum, annemlerin eve geliş saatine kadar yalnızlığın ve evin bana kalmasının tadını çıkarıyormuşum ve hemen bu sene değişmiş bu gelenek.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yanlış anlaşılmasın, çalışacak olmaktan yana hiçbir şikayetim yok. Büyüdüm mü nedir, artık bir şeyler yapmadan geçen zamanı sevmiyorum. Bu ara hayat görüşüm öyle dünyayı gezeyim, feci eğleneyim, çok değişik şeyler yapayım, bambaşka bir şeyler yaşayayım, restoran kafe açayım ayarında değil. Ben işimi yapayım, okuldakilerle sohbet edeyim, çalışırken zaten eğleneyim, mutlu olayım; işten arta kalan zamanlarda canımın istediği başka şeyler yapayım. Öyle midemde kelebekler uçuşmasın, damarlarımda adrenalin cirit atmasın ama kendi kendime heyecanlı, tatlı hislere kapılayım.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Geçen akşam bizim bölümün mezuniyet yemeği vardı, araştırma görevlileri olarak bizler de katıldık. Geçen sene bu yemeğe mezun öğrenci sıfatıyla katılmıştım. Her şey iyiydi hoştu da ben henüz kuyruğumu atamamış, tamamlanmamıştım daha. Şimdi koca bir kurbağa olduğumu ve tahtıma kurulup gıdımı oynata oynata ahkam kesebileceğimi iddia edemem, fakat o zaman daha bir diken üstünde, daha bir rahatsızdım. Ait olmadığımı düşündüğüm ya da ait olduğumu hissedemediğim bir yerde gibiydim belki. Bu seneki yemekte ise masalar, çimenler, bakışlar, sohbetler, kararan hava, yanmaya başlayan ışıklar hep bana aitti. Beni bunlar mutlu ediyor işte. Bir yere ait olmak, havanın kokusunu, eşyayı, insanları benimsemek - insanlarla çok içli dışlı olmamız da gerekmez, nasıl geldiyse öyle olmalı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hırsları, kendini ispatlama çabaları olmayan insanları seviyorum. Böyle olmayanlardan da uzak durmak istiyorum; çünkü böyle çabalar akışkan, yapış yapış ve hatta gülünç oluyor - fakat henüz o kadar tecrübeli olmadığım için bazen nükteleri kaçırıyor ve güleceğim yerde üstüme boşalan dalgalar arasında panikliyorum. Bir yandan üstüm başım kirleniyor, öte yandan tüm o karman çorman hezeyanlar tenime nüfuz ediyor. Ben sakin olmak istiyorum, sakin ve dingin.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-5098724502893606045?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/5098724502893606045/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=5098724502893606045' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/5098724502893606045'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/5098724502893606045'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/06/maharet.html' title='Maharet'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Fop_7zqTUX8/Tf-fYoawfaI/AAAAAAAACL4/-CgIX-4b1EY/s72-c/06.18.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-1437628028596056279</id><published>2011-06-20T00:43:00.000+03:00</published><updated>2011-06-20T00:43:33.473+03:00</updated><title type='text'>Yazıyoor!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Uzun süre yazamamış olmak, sanki geçen zamanı yaşamamış olmak gibi biraz. Biraz, çünkü geçen zaman yaşandı; doyasıya yaşandı, pek de güzel yaşandı. Çok yoğun, çok yorgun yaşandı, ama hiç şikayetim olmadı. Son yazımın üzerine İstanbul'a döndüğümden beri gece gündüz demeden ders çalıştım. Sporu aksatmadım, yemek pişirmeyi aksatmadım, kendimi de aksatmadım aslında; ama belki farklı biri olmaya başladım - her zamanki gibi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-RFxgyp223_U/Tf5tGTsv9aI/AAAAAAAACLw/3Bn_v9jm98k/s1600/Colorful_World_by_Mady_Was_Here.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="133" src="http://2.bp.blogspot.com/-RFxgyp223_U/Tf5tGTsv9aI/AAAAAAAACLw/3Bn_v9jm98k/s200/Colorful_World_by_Mady_Was_Here.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Garip değil mi, ne zaman geriye dönüp baksam kendimi hep değişmiş buluyorum. Dönemin başında bir kamyon çıkınımı toplayıp büyük işlere kalkışmış, yurt hayatımı sonlandırmıştım. Ne koşuşturmaca, nasıl bir hevesti! Bir yandan inanılmaz uzak zamanlarmış gibi geliyor, bir yandan daha dünmüş gibi yakın. Bu dönemin nasıl geçip gittiğine hayret ederken ev için sağda solda mekik dokuyuşumu hayal meyal hatırlıyor gibiyim. Gözümün önüne hep kazaklar geliyor; çünkü kıştı, soğuktu ve çizme, kazak giyiyorduk. Her şey tamam olsun istiyor, insan üstü bir güçle hiçbir ayrıntıyı atlamaksızın kuruyordum evimi. Her saat ağzımda yeni çalı çırpıyla dönüyor, ekledikçe ekliyordum! Ve sonra, şöyle az geriye geçip baktım; tamam, dedim. O andan sonra evime bir çöp daha eklemem, dedim - eklemedim de.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sanki yıllardır burada yaşıyormuşum gibi yaşamaya devam ettim sonra. Hep buradaymışım, hep kırmızı mutfağımda yemek yaparmışım, hep uzun koltuğumda dizi seyredermişim, yüksek masamda kahvaltı edermişim, geniş yatağımda huzurla uyurmuşum gibi. Bundan öncesi uzaklaşmış oldu böylece, yeni bir devir başlamış oldu. Sonra derslerin yoğunluğu geldi, yeni ilişkilerim ve arkadaşlarım oldu, eski arkadaşlıklarımın köklendiği oldu. Yavaş yavaş, ya da hızlıca, değişmeye devam ettim. O kadar tempolu geçiyordu ki günler, eskisi gibi sakin sakin düşünüp yüzümü rüzgara veremiyor, hislerimi huşu içinde didik didik edemiyordum! Daha geçen dönem gediklisi olduğum yerler sanki çok daha geçmişte bir yaşantıya ait; çocukluk gibi, güzel hikayeler gibi, bambaşka. Fotoğrafları açacak oluyorum, geçen sene değil miydi bunlar diye düşünüp şaşırıyorum üzerlerinden yalnız birkaç ay geçtiğini görünce.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ama hiç şikayet de etmiyorum, değişmişim çünkü. İlk defa, senelerdir ilk defa, bir final dönemini tek damla gözyaşı dökmeden, paniğe kapılmadan, isyan ve lanet etmeden, işimi severek, yatağımı bozmadan okula gitmeyi de severek, uykusuzluktan sesimin çıkmamasını da severek, nasıl olduğunu anlamadan kilolarca sebze meyveyi bir gecede yemesini bile mazur görerek, kilo aldım diye tenimin çekilerek genişlemesini ve bunun yarattığı -fiziksel- acıyı dahi görmezden gelerek, ve her şey bittiğinde başarımı &lt;i&gt;kendime&lt;/i&gt; atfedebilerek, yaşadım.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ve her şey bittiğinde, gecelerce uyuyamamış olmanın da etkisiyle, üstümden bir anda kalkan yüklerden kalan boşluk içinde, kısacık bir zaman, bıraktım kendimi. Birkaç damla ya ağladım ya ağlamadım, ama gerekiyordu herhalde bu; ufak bir bocalama, yoksa belki bir rahatlama, acaba bir sevinme, bir yandan biraz üzülme. Ayırt edilir yahut edilmez o kadar çok duygu bir araya geldiğinde kendini göstermek, bir delik bulup aradan kaçmak istiyordu. Ne güzel ki o kaçış anında kısacık gözyaşlarımın taşıdıklarını benimsemiş, anlattıklarına saygı ve sevgi besleyebilmiş bir omuz yanıbaşımda bekliyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şimdi, bir kez daha görüyorum ki hayat böyle bir şey. Konuştuklarım, kokladıklarım, çocukluğumun anılarında gezinmek; o küçük, ışıl ışıl çocuğu bugüne taşıyabilmek, nasıl büyüdüğümü ama onunla aynı kişi olduğumu görüp sevinçten deliye dönmek!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Ihw3_3QxnGU/Tf5tebG9FHI/AAAAAAAACL0/v1T0yjSnh2s/s1600/Colorful_by_ArhcamtIlnaad.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="190" src="http://3.bp.blogspot.com/-Ihw3_3QxnGU/Tf5tebG9FHI/AAAAAAAACL0/v1T0yjSnh2s/s320/Colorful_by_ArhcamtIlnaad.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yazmadığım zaman, bu filmvari hayat görüşümün gerisinde çalan, insanı gülümseyip koşmaya ya da gaza basmaya heveslendiren o harika müzikler gidiyor sanki. Kuru kuruya yaşanmış gibi oluyor, çok değerli hislerim sallapati geçiştirilmiş gibi. O zaman, çok değerli zaman uçup gitmiş gibi oluyor sahiden, değerinden azına razı geliyor. Onun için yine yazmak istiyorum, değiştikçe yazmak!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-1437628028596056279?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/1437628028596056279/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=1437628028596056279' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/1437628028596056279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/1437628028596056279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/06/yazyoor.html' title='Yazıyoor!'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-RFxgyp223_U/Tf5tGTsv9aI/AAAAAAAACLw/3Bn_v9jm98k/s72-c/Colorful_World_by_Mady_Was_Here.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-4847449307805119918</id><published>2011-05-10T23:53:00.003+03:00</published><updated>2011-05-10T23:55:19.979+03:00</updated><title type='text'>Yumurtadan çıkan hafta sonu</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hafta sonumu dolduran planın iptal olduğunu öğrendim cuma günü. Öğlen saatiydi. Arkadaşlarımla buluşup sohbet ettim, oyun oynadım. Okula dönüp yapmam gereken işlerle ilgilendim, bu arada hafta sonu ne yapacağımı düşünmeye başladım. Aklıma muhteşem bir fikir geldi, çok heyecanlandım. Anneler Günü'nde annemle, ailemle olmayalı çok olmuştu. Hoş, öyle şu günü bu günü gibi şeyleri çok sevmediğim malum, asıl derdim belki ilk defa Ankara'yı bu denli özlemiş olmamdı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Burada ne tatlı, ne huzurlu bir evim var. Evimin kendi kokusu var (hatta sırf evimin kendi kokusu var diye, onca heveslenip aldığım çubuklu, yasemin kokulu oda parfümünü hala açamadım). Yine de nasıl özlem duydum annemin, babamın evindeki rahatlığa. Orada yatması başka bir şey, o huzurda uyuması o kadar farklı ki. Annem özene bezene bir yorgan aldı bana, ama Ankara'daki yorgan sanki hepsinden pofidik. Yazın sıcağı, kışın soğuğu hep başka buradan. Hava kuru, annem gülüyor, babam alışveriş yapıyor ve o Tonton'la gezerken biz hararetli hararetli konuşuyoruz hep.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İşte koltuklarımız, yataklarımız, koridorlardaki karolarımız ve hiç gelmeyen bahara inat Ankara'da bir bahar havası nasıl burnumda tütüyordu! Yaşamayalı çok oldu bahar havalarını, şimdi kışa daha bir aşina olmama rağmen kış mevsimi uçup gitmişti aklımdan. Üç saat geçti öğlenin üzerinden, ve bir anda yaptım yapacağımı. Sayfayı açtım, 18:00 uçağına bilet buldum, babamı aradım. "Yetişirsin!" dedi, elim ayağım birbirine dolaştı. Üç buçuğu geçe okuldan çıktım, dörde çeyrek kala eve vardım. On beş dakikada kendime bir valiz yaptım, dolapta kalan yemeğimi küçük bir cam kaba aktarıp onu da valize tıktım! Taksi durağını aradım defalarca, açmadılar. Arabayla sitenin girişine gittim, tesadüfen içeri girmekte olan bir taksinin önüne atladım ve beşe on kala havaalanındaydım!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Uçağın gözünü seveyim. Altı saat hın hın hın otobüs çekmek hakikaten eziyet.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eve gitmeden salatam ve ertesi günkü kahvaltım için gereken alışverişi yaptım, sekize doğru kapıyı çaldım. Yarım saat önce telefonda "Spordan çıktım şimdi, ay ne iyi geldi!" diyen kızını karşısında gören annem aklından iyice şüphe etmesin diye hemen konuşmaya başladım. Onlar kendi yemeklerini hazırladılar, ben valizimden yemeğimi çıkardım. Ailesinin yanına giderken yemeğini de götüren başkası var mı bilmiyorum!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Annem çok sevdiği için Hanımın Çiftliği'ni seyrettik ve canım hiç sıkılmadı. Babam erken yattı, annemle ikimiz gece ikiye kadar oturduk! Yattığımda saat üç olmuştu, kalktığımda on bir. On bire kadar uyumuştum yine, ama moralimi hiç bozmadım. Spora indim, annem de evi temizleyip çocukluk arkadaşlarını ağırlamak üzere hazırlıklarını tamamladı. Arkadaşlarını sevdiğim için ben de çok keyiflendim ve onlar evdeyken evde olmak istedim, ama hep onun mu çocukluk arkadaşları gelecek, kahvaltımı hazırlar hazırlamaz Selen'i aradım. Bize kocaman, mis kokulu bir buket şebboyla geldi. Annemler içerde konuşup gülüşürken biz de geniş, aydınlık, sıcacık mutfağımızda oturduk. Annemin muhteşem tabulesinden ve peynirli böreğinden yedik, çay içtik. Ayların özlemini giderdik saatler boyu. Akşam olup annemin arkadaşları gittikten, babam Tonton'u gezdirip döndükten sonra beraber salona geçtik ve kocaman bir aile olduk. Evin iki kızı, Tonton, anneciğim ve babacığım.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kuru kuruya anlatıyorum belki; çünkü böylesine doğal, kendiliğinden ve özel güzellikleri süslemeye yanaşmıyor zihnim. Kocaman bir aile olmak, uyuyabilmek, uyanabilmek nasıl tarif edilir ki? Evimizin kokusunu hangi evrensel sözcüklerle aktarabilirim? Koltuklarımızın sırtıma, kollarıma verdiği his, güneşin salona, mutfağa düştüğünü bildiğim açılar, ayaklarımın altındaki sıcak yere bastığımda çıkan o fısıltılı ses ve bütün bunları benim için özel yapan, gerçekten ve çok, çok sevdiklerim. Bir anda, bir arada olabilmenin coşkusunu, yok, nasıl anlatayım?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Pazar sabahı erkenden uyandım, çünkü içim mutlulukla dolmuştu bir kere. İçim çok mutluyken geç de uyanabilirim artık, ama erken kalktım. Ben kahvaltı yaptım, annem yürüyüşten geldi. Konuştuk, konuştuk, sonra bir anda çok yorulduk ve uyuduk. Uyanınca Tonton'u gezdirdik, babaannemlere gittik, sonra her pazar olduğu gibi alışveriş merkezine. Terlik ve yüzük aldım kendime, anneme de çok beğendiği parfümü hediye ettim. Evimize döndük, Seinfeld izledik, güldük, yattık sonra.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ertesi gün uçakla dönecek olmanın rahatlığıyla hazırlandım, havaalanına yarım saatte ulaştım bitti. İşte böyle geçip gitti hafta sonum, ama her gün geçip gitme kararlılığında olduğu için hiç bozulmadım. Her günün geçip gitme kararlılığında olması tüm sıkıntılarımı ufaltıyor. İşte gün bitiyor, yeni gün başlıyor ve yalnız yaşadıklarımız bir şeyleri değiştiriyor. Ve ben bu hafta sonu en güzel, en istediğim ne varsa anılarıma kattım, dolup taştım!&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-EBCby73EF-w/TcmlhuQhnUI/AAAAAAAACLo/lG0lc_0u9Hc/s1600/DSC06312.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-EBCby73EF-w/TcmlhuQhnUI/AAAAAAAACLo/lG0lc_0u9Hc/s320/DSC06312.JPG" width="213" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dolabımı düzenledim, evi temizledim, Kanyon'a gittim. Kendime kitaplar ve somon füme aldım. Kitapçıda dönüp dolaşıp yine yemek kitaplarının olduğu standın önüne kuruldum, tarifleri evirip çevirdim. Sırf o kitaplar uğruna iflas edebilirim! Tariflerden birini aklımda tuttum, haftanın geri kalanında pişirmek ve geçenlerde aldığım çedar peynirini tüketmek üzere. Eve dönerken arkadaşım aradı, bugüne ödev varmış meğer. Yemekten sonra gecenin üçüne kadar ödevle uğraştım, olmadı. Çok geç yatmış olsam da sabah erken kalktım, okula gidip bütün gün çalıştım, ödevi tamamlayıp yetiştirdim, bu arada bir de sınav gözetmenliği yaptım. Cuma gününe bir ödevim daha var, çok bomba. İki hafta içinde iki proje yapmam gerekiyor, sonra finaller var, ve beklenen asıl projem arkasından. &lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: xx-small;"&gt;Bugün arkadaşım bana -ikinci kez- inek dedi!&lt;/span&gt;&amp;nbsp;İşimi seviyorum!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Büyümeyi, sevmeyi falan hep çok seviyorum.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-9xn-0h8nZ8E/TcmivVcNqfI/AAAAAAAACLk/uLDiwWXCBUA/s1600/new.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-9xn-0h8nZ8E/TcmivVcNqfI/AAAAAAAACLk/uLDiwWXCBUA/s320/new.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-4847449307805119918?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/4847449307805119918/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=4847449307805119918' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/4847449307805119918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/4847449307805119918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/05/surpriz-hafta-sonu.html' title='Yumurtadan çıkan hafta sonu'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-EBCby73EF-w/TcmlhuQhnUI/AAAAAAAACLo/lG0lc_0u9Hc/s72-c/DSC06312.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-8206255743082761040</id><published>2011-05-04T23:04:00.000+03:00</published><updated>2011-05-05T00:05:41.546+03:00</updated><title type='text'>Etiketsiz</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-eio2QQiXFNc/TcG-y0LQWqI/AAAAAAAACLg/sFiW365HM5g/s1600/candle_by_yad_ee.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/-eio2QQiXFNc/TcG-y0LQWqI/AAAAAAAACLg/sFiW365HM5g/s200/candle_by_yad_ee.jpg" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bugün hava yağmurluydu, garipti. Önce soğuktu, sonra sıcak oldu, sonra yine soğudu. Fakat benim canım hiç sıkılmadı. Bugün kırmızı ruj sürdüm ve yeni aldığım minik tokamı taktım. Bugün çok geç uyandım ama gördüm ki bu sebepten dünya başıma yıkılmadı. Bugün çok geç uyandığım halde bankaya gitme işini yarına ertelemedim ve yatırım yaptım. Bu sabah kahvaltı niyetine birkaç kurutulmuş domates, çok az peynir ve bala bulanmış bir ceviz yedim, bankadan dönüşte kantinden tost aldım ama tost makinesine attırmadım. Bölüme dönüp bölümdeki tost makinesinde ısıttım, çay ocağından bir bardak çay aldım yanına. Tost çok çabuk bitti ve neye uğradığımı şaşırdım ama dünya dönmeye devam ediyordu. Çay tatsız geldi, ama evet dünya yine güzel güzel dönüyordu. Daha çayım bitmemişti ki kapı açıldı, arkadaşım geldi. Kahve alacağım dedi, çayımın bitmemiş olmasına aldırış etmeksizin ben de aşağı indim ve kendime ufak bir kahve aldım. Dersten önce derse hazırlanmak yerine sohbet ettik bir saat, sonra hava soğumaya başladı ama dünyanın dönüşünde bir sorun yoktu. Geç uyanmıştım, iştahım çok açıktı, hayatımdaki anlamsızlıkları ve boşlukları sorgulamaktan değil hissetmekten gına gelmişti, ama dünya dönüyordu ve ben vardım. Ben vardım ve kırmızı ruj sürüp upuzun atkuyruğu yapmış, yeni minik tokamı takmıştım. Manikür yapmamıştım ama ellerim vardı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çok şeyi sevdiğimi düşündüm, ama sevmek canımı yakıyordu. Çünkü sevdiklerim sanki içimde kalıveriyordu. Sevgilerimi, daha doğrusu sevgilerden doğan sevinçlerimi dışarı taşıramıyordum. Sevindiğimle kalıyordum. Sevindikten sonra bir şey olmuyordu, o zaman sevinmek de pek anlamsızlaşıyordu. Bir masayı örneğin, bir masayı bile yeri geldiğinde çok sevebilir ve onu sevmekten gözyaşlarına boğulabilirdim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İçimde çok fazla duygu, çok fazla enerji yaratıyordu. O kadar fazla enerji bünyemde ters tepiyor ve beni uyumaya zorluyordu. Uyudukça uyumak istiyordum. Bütün sevinçlerimi, üzüntülerimi, kırgınlıklarımı, kızgınlıklarımı, mutluluklarımı ve heyecanlarımı derin dondurucuya atıp bekletiyordum içimde. Onların kıpırtısı bir uykuda duruluyor, rüyalarda rahatlıyordu. Bu kıpırtılarla daha başka şekilde baş etmeye, onlarla yüzleşmeye çekiniyor ve sırf bu yüzden hareket etmekten korkuyordum.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bugün cesaretimi topladım. Duygularımı uyutmayıp dışarı fışkırtmak için illa sağa sola yamanmam gerekmiyordu. Spora gittim ve tüm hislerimi koştum, çevirdim, kaldırdım, indirdim. Spordan çıktığımda saat geç olmuştu. Çocuklarım ve kocam açlıktan ölmüş olmalıydılar, ders çalışmamı bekleyen hocalarım çok sinirlenmiş olmalıydılar, uyku saatim ertelenmiş olmalıydı ve yapmam gereken ne çok şey vardı kafamda. Dünya sakin sakin dönüyordu. Çocuklarım da yoktu, kocam da. Hocalarımın aklına en son ben gelirdim. Yapmam gereken hiçbir şey yoktu çünkü her şeyi zamanı geldiğinde yapmasını biliyordum. Çünkü dünya güzel güzel dönüyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Son derste feci bir yağmur koptu. Hava buz gibi oldu. Mayıs ayının dördünde böyle bir havayla hiç karşılaşmamıştım. Belki de karşılaşmıştım ama o zamanlar annemle babamın kanatları altında, mutluluktan mest olmuş bir vaziyette, kılımı bile kıpırdatmadan yaşıyor olmalıyım. Artık havanın beni etkilemediğini hissettim. Hava durumu olabileceği en kötü duruma gelmişti, oysa dünya dönüyordu. Bundan ötesi yoku. İşte en kötüsüyle karşılaşmış, rengarenk baharlıklarımızı giyip ortalıkta koşuşturacağımız vakit bu gri gökyüzünün altında kalmıştık. Hava dibe vurmuştu, ve hayret, dünya başıma yıkılmamıştı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dünya başıma yıkılmadığı için çok sevindim. Varlığımın farkında olabilmeme ayrı bir sevindim. O kadar çok sevindim ki, işte yine sevincim gelip içime yerleşti. Çok sevinçli olduğumu göstermek için ponponlar takmak, varlığımı ve dünyayı kutsamak için ağlamak, sıçramak, koşmak, bir şeyler yapmak, bir şeyleri değiştirerek sevincimi &lt;i&gt;yaşamak&lt;/i&gt; istedim. Bunun üzerine bir adaçayı yaptım - uzun süredir içmemiştim; çünkü belki sakinleşmeye de korkuyordum. Sevimsiz bir hezeyan içindeydim ve eski güzel alışkanlıklarımın bu hezeyanı geçiremeyerek beni düş kırıklığına uğratacaklarından korkuyordum. Daha fazla düş kırıklığına tahammülüm kalmamıştı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Oysa ben vardım. Dünyam dönüyordu; hissettiklerim ve yaşadıklarım bu dönüşün ufak, hezeyansız ve geçici birer parçasıydı. Durdurulamaz bir fabrika bandı, bir geçit töreniydi zamanın yaşattıkları. Yaptıklarım ve duygularım, gece ve gündüzün şaşmaz döngüsüyle karşılaştırıldığında çok çeşitli, çok havadar, hafiftiler. İçimde bir şeyler var ama bunların tanımı yok. Dünyanın geri kalanıyla hiçbir ilgisi de yok, sanki dünyevi değiller. Mutluluk, huzur, sevinç, üzüntü; hislerimize ne çok etiket yapıştırmışız! Bir şeyler hissediyorum ama ne oldukları hiç umrumda değil. Yalnızca hissediyorum; &lt;i&gt;yaşıyorum&lt;/i&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-2yBFefCtcbY/TcG-yRCEyyI/AAAAAAAACLc/R5eGSiW8h5o/s1600/canlde.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="133" src="http://2.bp.blogspot.com/-2yBFefCtcbY/TcG-yRCEyyI/AAAAAAAACLc/R5eGSiW8h5o/s200/canlde.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1240925092638060445-8206255743082761040?l=pin73.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pin73.blogspot.com/feeds/8206255743082761040/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1240925092638060445&amp;postID=8206255743082761040' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/8206255743082761040'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240925092638060445/posts/default/8206255743082761040'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pin73.blogspot.com/2011/05/etiketsiz.html' title='Etiketsiz'/><author><name>pın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13387247919042527619</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_FWOXvh0Q_JU/SH49EoRW6iI/AAAAAAAAACg/QRiC0pr47DI/S220/sp.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-eio2QQiXFNc/TcG-y0LQWqI/AAAAAAAACLg/sFiW365HM5g/s72-c/candle_by_yad_ee.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240925092638060445.post-2046302447911821834</id><published>2011-05-03T23:31:00.001+03:00</published><updated>2011-05-03T23:38:28.790+03:00</updated><title type='text'>Kişniş. Iyk!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-JhnOwqhnEGc/TcBlpZQruNI/AAAAAAAACLY/4GWLmCTK3LA/s1600/mexican-food.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-JhnOwqhnEGc/TcBlpZQruNI/AAAAAAAACLY/4GWLmCTK3LA/s320/mexican-food.jpg" width="226" /&gt;&lt;/a&gt;Dün diyet havalarında, bir yandan bugüne yetişecek projenin bir kısmını yapmama yarayacak koca bir yazılımın inmesini beklerken, yemek tariflerine bakıyordum bilgisayardan. Quesadilla, burrito falan derken dedim ki Meksika'dan gideyim. Renkli biberli, kırmızı fasulyeli, kimyonlu yemeğimden yapayım, üzerine de çedar peyniri rendeleyeyim. Ağzım bir sulandı bir sulandı - sonra, aniden, &lt;i&gt;kişniş&lt;/i&gt; istedi canım!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Daha önce bir sefer, yapacağım bir yemeğin tarifinde kişniş vardı. Zaten hep yabancı sitelerden ve kitaplardan yemek bulduğum için tariflerin herhalde yarısında kişniş var: kişniş ekleyin, kişniş doğrayın, oh bir avuç kişniş katın, yetmedi üstüne de süs olarak kişniş serpin falan (bilhassa bu Amerikalılarla İngilizler, bayılıyorlar kişnişe. Ready Steady Cook'ta devamlı "coriander" der dururlardı). İlk sefer bir heves kişniş almaya kalkmıştım. Allah'tan satın almadan önce kişniş kabını açıp içinden bir tanecik, bir sap falan değil bir &lt;i&gt;kişnişçik&lt;/i&gt; yemiştim ve o dakikada herhalde kendimden geçmiştim. Böyle rezil, böyle korkunç bir şey olamazdı! Halbuki nasıl da benziyordu cânım maydanoza! Maydanoza bu kadar benzeyen bir şeyin tadı nasıl böyle başka, böyle acayip, böyle tuhaf, böyle tarifsiz fena olabilirdi!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İyi ki ağzıma atmıştım o feci kişnişi. Aman canım, maydanoza pek benziyor nasılsa, deyip yemeğime tarifteki gibi avuçla koysam kim bilir halim ne olurdu! O bir tek kişnişçiğin tadı uzun süre gitmedi ağzımdan; ama nasıl olduysa işte, dün öyle tariflere bakarken, kişnişin daha başka, o asıl sevdiğin, hayalimde canlandırdığım tadı geldi aklıma. Chipotle'nin dürümlerindeki pilava konulan, fajitaların yanındaki salsa sostan azıcık süzülen kişnişe kaydı aklım! Yani sanki o öbür bir kişniş falan olmalıydı, bir şekilde hale yola giriyor olmalıydı bu kişniş! Hadi yine bir heveslendim - üzerinden zaman geçmiş tabi unutmuşum ilk korkunç kişniş denememi. Yine pür heves gittim Macrocenter'a, çekilin beyler kişniş alacağım!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kişnişlerimi aldım, bir paket yetmez şekerim ben iki paket kişniş aldım. Saat olmuş dokuz, ama pes etmek yok! Önce kırmızı soğan doğradım, sonra domates, sonra biber - salsa sosu yapıyorum canım. Ondan sonra özenle kişniş paketini açtım. Daha açar açmaz rezil rüsva bir koku mutfağı sardı. Yok dedim, kesip salatayla karıştırınca çok güzel olacak. Şimdi bir tuhaf geldi ama güzel olacak, güzel. Hatırlamaya çalıştım restoranlarda damağıma çalınan tadı. Şöyle &lt;i&gt;3-4 sap&lt;/i&gt; aldım anca, kendime de kızdım iki pakete ne gerek vardı diye. Maşallah pek güçlüydü besbelli, 5-6 sap 5-6 gün yeteceğe benziyordu. Bundan nasıl avuçla yemeğe katıldığına şaştım ama ümidi elden bırakmayarak doğramaya başladım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Doğrarken artık kokudan sarhoş olmuş gibiydim. Olabildiğince kısa sürede, artık ne olacaksa olsun diye düşünerek kişinişi soğan-domates-biberin üzerine ekledim. Karıştırdım. Karıştırırken iyice acayip kokular çıkmaya başladı (şu an yine burnuma geldi sanki), ama pes etmedim! Cesaretimi topladım, derin bir nefes aldım ve bir kaşık attım ağzıma.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-6K85lhTTvLA/TcBkuWj9EsI/AAAAAAAACLU/9j2oFlvamxI/s1600/coriander.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="145" src="http://4.bp.blogspot.com/-6K85lhTTvLA/TcBkuWj9EsI/AAAAAAAACLU/9j2oFlvamxI/s200/coriander.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: xx-small;"&gt;Pek sevimli görünüyorlar, değil mi? Aldanmayın!..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aman tanrım! Böyle bir şey o-la-maz! Beş yaşında yuvaya giderken, öyle çok yemek seçen bir çocuk olmadığım halde, öğle yemeklerinde çılbır verildiği günler annem beni öğlen alır götürürdü. Çılbırın ç'sini duysam midem kalkardı - burada bahsettiğim mide kalkması, iğrendirmek istemem ama cidden midenin ayağa kalkmasıdır, hani o çocuk öğürmesi olur ya bir anda böyle fena olursunuz, aynen o işte. Ve inanın, çok samimi söylüyorum, beş yaşından beri yüreğimde yaradır ya o çılbır, dünkü kişnişin üzerine getirin bir kazan, nasıl yerim! Vallahi yerim! Ben böyle şey ömrümde tatmadım! Bu nasıl bir şey! Nasıl korkunç bir şey!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hiç acımadım, ki geçenlerde bir yemek yapacaktım ve porsiyon başına 3 zeytinden 15 zeytine ihtiyacım vardı, ziyan olan yemek canımı öyle yakar ki zeytinlerin fazlasını aldığım gün markete götürüp iade ettim, bunlar ziyan olmasın, dayanamıyorum dedim de marketteki adam benim için kesin üşütük demiştir. Yaa işte iki zeytinin hesabını yapan ben, koca bir salatayı olduğu gibi çöpe attım, açılmış açılmamış bütün kişnişleri hemen arkalarından boşalttım. Fakat henüz kişnişten kurtulamamıştım. Yeni ve kişnişsiz bir salata yaptım ama sanki soğan-domates-biber üçlüsü kişnişten ayrılamıyordu artık, üçünü birlikte yedim mi ağzıma o kişnişli tat geliyordu. Elim mahkum, ikinci salatayı da çöpe döktüm! Ellerim acayip kişniş kokuyordu. Setin üstünde nereye değmişse o kişniş, leş gibi kokutmuştu oraları! Ağzımdan da kişnişin tadı gitmiyordu, bütün iştahım kaçtı oysa karnım çok açtı!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Paşa paşa bir salata ve omlet yaptım kendime. O kadar midem kalkmıştı ki oturup yemek falan pişirmeme olanak yoktu artık. Korkunç, pek korkunç, kelimenin tam anlamıyla korkunç, tek kelimeyle korkunç, çok, çok korkunç bir şeydi bu kişniş ve Chipotle'de, salsa soslarda ve enchiladaların yanında falan nasıl ne şekilde getirildiği artık beni ilgilendirmiyordu. Ben, bizzat kendim, kişnişi yemeklerde kat-iyen kullanmayacaktım!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kişniş kokusunun ellerimden gitmesi sanıyorum 3-4 sabunlama ve 2 kere toplu bulaşık yıkamamdan sonra anca gerçekleşir gibi oldu. Ağzımdan tadının gitmesi ise yemekten sonrasına kaldı. Anneme anlattım, "Nereden icat ettin ki bu kişnişi?" dedi. Serkan'a anlattım bugün, "İyi de, sen de nereden icat ettin ki bu kişnişi?" dedi. Dün Murat Hoca'ya "Hiç de sevmem ama canım çok kişniş çekti!" demiştim de "Ben bayılırım!" demişti. Evet. Ben de sahiden bayılıyordum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hayır, kesin bir iş var bu işte. Acaba kurutulmuş kişniş falan mı koyuyorlar bu Meksika yemeklerine? Of bilmiyorum, bilmek de istemiyorum. Kişniş maceram burada sonlandı. Sahi nereden icat ettim ki ben bu kişnişi? Öyle havalara girip, ah şekerim bu akşam da kişnişli salsa yapacağım, falan diye kendi kendime hülyalara dalarsam olacağı bu. Bilemedim en baştan bir yumurta kırıp içine domates peynir atmasını. Gözüm yükseklerde şekerim, ah, ah.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-f
